birgün

11° PARÇALI BULUTLU

author

Kriz ve dayanışma

GÜNCEL 31.12.2021 07:09
Abone Ol google-news

Ülke ekonomisi kelimenin gerçek anlamıyla bir anaforun içinden geçiyor.

Kurda yaşanan aşağı ve yukarı yönlü radikal hareketler, ekonomimizin istikrarsızlığının göstergesi olduğu kadar, tek adam rejiminin fevri kararlara dayalı yönetim anlayışının sağlıksızlığının da göstergesidir.

Bir hafta önce kurda yaşanan yükselişin cari açığımızı düşüreceğinden, ürünlerimizin rekabet şansının artıracağından, yerli ürünlerin üretimini teşvik edeceğini “Ekonomik Kurtuluş Savaşı” taktiği olarak anlatanlar, bir hafta sonra kurlardaki düşüş üzerinden başarı hikâyesi yaratmaya çalışıyorlar.

Ama herkes biliyor ki, plansızlık nedeniyle yaşanan bu çalkantı sadece döviz bürolarının kur tabelalarına yansımıyor. Bir bütün olarak piyasaya ve daha da ötesi halkın gündelik hayatına ve ruh sağlığına da yansıyor. Halk büyük bir endişe ve umutsuzluk içinde.

Ekonomik istikrarsızlık ve belirsizlik öyle bir hal aldı ki, kurdaki her artış, fiyatlara yansırken, kurdaki hiçbir düşüş fiyatlara yansımıyor. Çünkü hiç kimse, yarın ne olacağını kestiremiyor.

Uzun yıllardır devam eden krizde, geniş halk kesimlerinin temel ihtiyaç maddelerine ulaşabilmesi için bir süredir gerek muhalefet belediyeleri gerekse sivil girişimler aracılığıyla kooperatifler örgütlenmeye çalışılıyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bizatihi devlet tarafından örgütlenmeye başlanan ve 1961 Anayasası’nda kendine yer bulan kooperatifçilik özellikle planlı kalkınma dönemlerinde tarımsal kalkınmanın temel araçlarından birisi haline gelmişti.

Tarım, hayvancılık, tohumculuk ve balıkçılık alanlarında kurulan kooperatifler köklü birer örgütlenmeye dönüşürken bir yandan da iktidarın ve tüccarların kırsal alanı ve üreticileri kontrol etme aracı haline dönüşmüştür.

Ülkemizde çok zengin bir kooperatifçilik geleneği bulunuyor. Sadece tarımsal kalkınmada değil, konuttan eğitime, gıdadan enerjiye, ulaşımdan turizme, eczacılıktan kefalete kadar farklı alanlarda kooperatifler halen işlevini sürdürüyor. 2020 yılı istatistiklerine göre ülkemizde 40’a yakın türde ve toplamda 60 bin kooperatif bulunuyor. Bu kooperatiflerin toplamda 6,6 milyon ortağı var.

YENİDEN KOOPERATİFLEŞME

Kooperatifçilik fikrinin hem ülkemizde hem de dünyada yeniden önem kazandığını gözlemliyoruz. Özellikle iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan gıda krizine bir yanıt olarak gelişen bu yeni eğilim, geçmişteki devlet yönlendirmeli anlayışın dışında dinamikler üzerinde büyüyor.

Hatırlayacaksınız 2019 yerel seçimlerinin hemen öncesinde özellikle patates ve soğanda yaşanan kıtlık, önce devlet ve belediyeler eliyle tanzim satışlarının başlamasına ardından da kooperatifleşme tartışmasının yaşanmasına neden olmuştu.

İlhamını Gezi Direnişi’nden, Gezi Parkı’ndaki kolektif yaşam kültüründen alan paylaşma ve dayanışma kültürü, kooperatifleşme tartışmasını bambaşka bir zemine taşıdı. Farklı illerde ve semtlerde açılan çok sayıda tüketici kooperatifi, özellikle kent merkezlerindeki tüketicilerin ucuz ve nitelikli ürüne ulaşmasına aracılık ediyor.

Gıda şirketlerinin üretimden satışa kadar oluşturduğu dikey tekeller aracılığıyla gıda sektörünü tümüyle ele geçirmiş olması, bu alanda hem üreticiyi hem de tüketiciyi sermayenin sömürüsünden koruyacak örgütsel yapılar oluşturmamızı zorunlu kılıyor.

Bu sadece ucuza, nitelikli ürüne ulaşma sorunu değil, çok daha derin bir gıda egemenliği ve gıda güvenliği sorunu haline dönüşmüş durumda.

Bu anlamıyla kooperatifler, katılımcı ve demokratik bir üretim planlamasının, dayanışmacı üretim pratiklerinin, kolektif yaşam tarzının toplum içinde geliştirilmesi ve pekiştirilmesi açısından önemli olanaklar taşımaktadır.

Kriz her geçen gün geçtikçe derinleşirken, tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin çoğaltılmasına ihtiyacımız var.

Gelecek elimizde, gelecek dayanışmamızda…

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol