Kriz ve otoriterleşme kenetlendi
Geçen yıl, ülke için otoriter yeniden yapılanmanın yılı olarak tarihe geçti. Gelen yılda bekleyen zorluklara karşı durabilmek için emeğin birleşik mücadelesi şart.

Havva Gümüşkaya
havvagumuskaya@birgun.net2025 yılı, borç sarmalının toplumsal bir yıkıma dönüştüğü, yüksek politik gerilim ile ekonomik krizin iç içe geçtiği bir yıl oldu. 2023 seçimlerinden sonra dümene geçen Mehmet Şimşek’in uygulayıcısı olduğu "enflasyonla mücadele" programı, 2025 yılında en sert yüzünü gösterdi. Neredeyse 21’inci yüzyılın ilk çeyreğini iktidarda geçiren AKP açısından 2023 genel seçimleri ve 2024 yerel seçimleri en zorlu iki seçim oldu. 2023 seçimlerinde hedef, seçim öncesinde ekonominin çarklarının olabildiğince hızlı dönmesini sağlamaktı. Ekonomi politikalarına da seçim propagandası amaçlı yön verildi. Ve AKP, iktidarını güvenceye aldı. Ancak uygulanan ekonomi politikaları artık sürdürülebilir değildi. Seçimlerin ardından ‘Piyasa dost’u bir ekonomi yönetimi oluşturuldu. Koltuğa oturur oturmaz, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır" diyen Şimşek’in bu cümlesi aslında yeni dönemin şifresiydi, krizin maliyeti topluma yıkılacak, dış sermayeye ise ‘güvence’ verilecekti.
2023 sonrası ekonomi programının omurgasını yüksek faiz–sıkı kredi–rezerv biriktirme ve ‘piyasa güvenini yeniden kazanma arzusu’ oluşturdu. Bu programla 2024 yerel seçimlerine giren AKP-MHP bloğu tarihi bir yıkım yaşadı. Seçimsiz düzlükte daha da otoriterleşen rejim, 2025 yılında siyasi gerilim ve operasyonlarla gündemi belirledi.
YÜKSEK GERİLİM
Ekonomi yönetimi ‘program işliyor’ mesajı verse de 2025’in en kritik eşiği 19 Mart oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması, tutuklanması ve devam eden süreçte piyasaların verdiği tepkiyle birlikte ‘rasyonele dönüş” hikâyesinin ne kadar kırılgan olduğu açığa çıktı.
Şimşek programı, ‘rasyonalite' ve ‘kurala dönüş’ iddiasıyla dış kaynak çekmeye çalışıyordu ama rejimin siyasi refleksleri tabloyu bir gecede tersine çevirecek türdendi. 19 Mart sonrası kur şokunun enflasyona yansıması riski büyüdü, faiz indirimi patikası tartışmalı hale geldi, rezervler yeniden savunma aracına dönüştü. Yılın ilk PPK toplantısında faiz yüzde 47,5’ten yüzde 45’e indirildi. Haziran 2024’te başlayan dezenflasyon süreciyle faizlerde de gevşemeye gidildi. Siyasi operasyonların hemen ardından olağanüstü toplantıda faiz artışı yapıldı. Döviz kurundaki yükselişi engellemek için 55-60 milyar dolarlık rezerv satışı gerçekleştirildi. Gevşeme, Temmuz’a kadar rafa kaldırıldı.
BORÇLU YOKSULLAR
İktidar, ‘beklenen enflasyon’, ‘hedeflenen enflasyon’ söylemleriyle 2024 yılında olduğu gibi 2025 yılında da asgari ücreti iki kez artırmaktan kaçındı. Geçen yıl yüzde 45’lik enflasyona rağmen enflasyonun 15 puan altında yüzde 30 yapılan asgari ücret artışı, yılın ilk aylarında açlık sınırının altında kaldı. Yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamında düşük ücretler ile geçinmeye çalışan toplum kesimleri nefes almayı beklerken ertelenen hedeflerle yıl sonuna gelindi. 2025’in Ocak ayında yüzde 42 düzeyinde olan resmi enflasyon Kasım'da yüzde 31’e geriledi. Ancak hissedilen enflasyon çok daha yüksek düzeyde.
Aylık bireysel kredi kartı faizlerinin yüzde 1,29 olduğu Mayıs 2023 seçimleri döneminde enflasyon karşısında düşük kalan faiz ile cazip borçlanma yoluna giden bir kesim yatırım yaparken dar gelirliler geçinebilmek için borçlanmak zorunda kalıyordu. Faizlerin yükselmesiyle yüksek enflasyon döneminde hem ihtiyaç kredisi hem de kredi kartı kullananlar için yaşam daha da zorlaştı. Şimşek’in göreve geldiği Haziran 2023’ten bu yana taksitsiz kredi kartı borcu 403 milyar liradan 1 trilyon 653 milyar liraya ulaştı. Kredi kartlarıyla yapılan harcamaların dörtte birini market ve gıda harcamaları oluşturdu.
Artan borç bakiyesi, borcu döndürmeyi zorlaştırdı. Tasfiye olunacak krediler içerisinde bireysel borçların oranı yüzde 40,8 düzeyine ulaştı. 32,8 milyon kişinin çalıştığı ülkede kullanıcı sayısı 31,1 milyon kişiye ulaşan ‘eksi hesaplar’da tasfiye olunacak borç oranı Ocak’tan Ekim’e yüzde 3,5’tan yüzde 4,3’e yükseldi.
Ocak’tan Ekim’e kadar 1,5 milyon kişi artarak 40,3 milyon kullanıcıya ulaşan bireysel kredi kartlarında tasfiye olunacak borç oranı yüzde 4,4’e ulaştı. İktidara yakın medya organları dahi yüksek faiz ve finansmana erişim zorluklarının üretimi boğduğunu manşetlerine taşıdı. Yeni Şafak’ın açık çıkışları ve Sabah’ta yayımlanan eleştiriler, programın kendi siyasal hattı içinde bile meşruiyet kavgasını gösterdi.
Şimşek ise ’Benden burjuva, sermayeci çıkaramazsınız’ savunusuyla, enflasyonla mücadele adı altında toplumu yoksullaştıran bir programı uyguladı. Rejim, siyasi baskıyı artırarak yolsuzluk, rüşvet, casusluk iddiasına varan suçlamalarla toplumun dikkatini enflasyon, borç sorunu, işsizlik gibi konulardan buralara yöneltmeye çalıştı. Böylece ekonomi kriziyle otoriterleşme birbirine kenetlendi. 2025, Türkiye için otoriter bir yeniden yapılanmanın yılı olarak tarihe geçerken daha zor bir yıl olması beklenen 2026’da emeğin birleşik mücadelesini kurmaktan başka seçenek kalmıyor.
∗∗∗
FAİZ KARARLARI
• Merkez Bankası yılın başında %24 olan 2025 yıl sonu enflasyon tahminini %33’e yükseltti.
• İşsiz sayısı Ocak'ta 11 milyon 476 binden Kasım'da 11 milyon 890 bine yükseldi.
• 2 bin 74 şirket kriz nedeniyle konkordatoya yöneldi. Bir yılda konkordato işlemleri 2 kattan fazla arttı.
• Ülkede nüfusun %90’ı gelirin %67’sini paylaşırken en zengin %10 tek başına %33’ü aldı.

∗∗∗
SANAYİDE ÇARKLAR YAVAŞLADI
Ekonomik krizden doğrudan etkilenen sanayi sektöründe çarklar sıkıştı. Üretim gerileyip sanayi daralınca fatura yine emekçiye kesildi. Sanayide çalışanlar, bir yılda 178 bin kişi geriledi. Emek yoğun sektörlerde kan kaybı yıl boyunca sürdü. Tekstilden mobilyaya, beyaz eşyadan hazır giyime üretenler işsiz kaldı. Bu sırada patronlar, devamlı "Emeğin daha ucuz olduğu ülkelere kaçış" ile tehdit ettikleri iktidardan teşvik alabildi. Buna rağmen üretemeyen, ürettiğini satamayan ve baskılanan kurla ihracattan da kazanamayan sanayide alarm zilleri yıl boyunca çaldı. Çarklar yıl boyunca tam kapasitesinin 4'te biri kadar dönebildi. İmalat üretim endeksi yılı küçülmeyle kapattı. Tekstil ve hazır giyim sektöründe 2022'den bu yana yaklaşık 300 bin kişilik istihdam kaybı yaşandı. 2025'te kayıp 120 bin kişiyi gördü. 2025'in ilk çeyreğinde daralan sanayi sonraki çeyreklerde büyüme performansı gösterse de yeni yıla üretim değil, kriz devretti.
• Sanayide kapasite kullanımı %74,4
• Sanayide istihdam kaybı yaklaşık 120 bin kişi
∗∗∗
TARIMSAL DESTEK ŞART
2025 tarım alanında kara yıl oldu. Neredeyse 2 yılı aşkındır üretimlerinden kazanamayan, artan girdi maliyetlerine ezdirilen ve emeklerinin karşılığını alamayan üreticiler tarla ve bahçelerini bir bir bozdu. Geride kalanlarsa plansız tarım politikaları, yetersiz desteklemeler ve iklim krizine karşı kırılganlıkla ürünlerini kaybetti. İklim krizi bu yıl yurdun kimi yerlerinde kuraklığı getirip ürünleri etkilerken Nisan ayında her kentte etkili olan zirai don, meyveleri adeta bitirdi. Çiftçi borca battı, traktörlerini dahi sattı.
Çiftçinin en önemli girdilerinden olan elektrikte fiyatlar bu yıl yüzde 12,8; mazotta yüzde 21,9 yükseldi. Gübrede yıllık artış yüzde 50'yi, yemde yüzde 30'ları gördü. Don ve maliyetlerle meyve üretimi 2025'te yüzde 30,9 geriledi. Tahıl ambarları boş kaldı, üretim yüzde 9 geriledi. Büyüme verileri de tarımda çöküşün kanıtı oldu. Tarım sektörü yılın 3'üncü çeyreğinde yüzde 12,7 daraldı. 2026'da üretimin devam edebilmesi için desteklemelerin artması, çiftçinin borçlarının silinmesi ve bilimsel kamucu tarım politikalarının bir an önce hayata geçirilmesi; tarla ve bahçelerin boş kalmaması için şart.
∗∗∗
ÜCRET SALDIRILARINA KARŞI MÜCADELE BÜYÜYECEK
Kritik 2023 genel seçimlerinin ardından başlayan ve 2 yılı aşkın süredir artarak devam eden kemer sıkma politikaları yurttaşın cebinden çaldı. Yoksulluk sınırı ve temel yaşamsal ihtiyaçlar için gereken harcamalar, enflasyonun etkisiyle tarihi zirvelerini gördü. Yurttaşa ise 2025'te tarihi sefalet layık görüldü. Yıla resmi enflasyonun dahi altında yüzde 30'luk asgari ücret zammıyla başlayan emekçiler, ara zam yapılmamasıyla giderek kaybetti. İşçi ücretleri 11 ayda 2 trilyon 116 milyar TL eridi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetiminin uygulayıcısı olduğu politikalar, 2026'da da emekçiye sefaleti reva gördü. Aralık ayında açıklanan asgari ücret zammı ne kayıpları telafi edebilecek ne de sadece temel yaşamsal gıda masraflarını karşılayabilecek seviyede. İşçinin ancak şubat ayında cebine girecek yeni ücret, 2025 Ekim ayının açlık sınırının dahi altında kaldı. BİSAM araştırmasına göre asgari ücretli bir hane, ayın sadece 9 gününde karnını doyurabilecek hale getirildi. Ücretleri asgari seviyenin neredeyse 2 katına çıkaran tek şey, sendikal örgütlenme oldu. TÜİK verilerine göre örgütlü işçiler, toplu sözleşme tarafı olmayan işçilere göre 2 kat fazla kazandı. Tek adamın uluslararası finans çevrelerine yaranmak ve her bir adımı IMF reçetelerinin aynısı olan acı reçetelerini uygulatmak için dayattığı düşük zam milyonları açlıkta eşitledi. 2025'te de göstermelik iş sözleşmeleri ile yılı neredeyse zamsız tamamlayan kamu emekçileri ve emeklileri, ayrıca milyonlarca emekli sefalet seviyesinde ücretlerle yeni yıla girdi. Yılın ikinci haftasında onları bekleyen düşük zam riski de geçim endişesini artırdı. İşçiler, emekçiler, emekliler meydanları şimdiden ısıtmaya başladı. Yeni yılda emek mücadelesi, geçen yıldan devreden kayıplar ve tarihsel mücadele birikimiyle daha da büyüyecek.


