birgün

11° PARÇALI BULUTLU

EKONOMİ 21.01.2016 08:07

Krizin 8. yılında “Bağzı şeyler”

Geçtiğimiz günlerde IMF küresel büyüme tahminini yeniden aşağı yönlü revize ederek beklentisini 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin yüzde 3,4 ve yüzde 3,6 seviyelerine çekti. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin 2008’den bu yanaki en düşük büyüme performanslarının 2015’te yaşandığını belirten IMF, kapitalizmin geleceği açısından daha karanlık bir tabloyu teyit etmekte.

Kriz dönemleri, sınıf mücadelelerinin yönüne göre üretim süreçleri içinde emeğin konumunun yani diğer bir ifadeyle sınıfın toplumsal konumunun dönüşüme uğra(tıl)dığı dönemlerdir. Geçmiş tarihi kuşbakışı gözümüzün önüne getirdiğimizde bu dönüşümün 70’lerin sonlarındaki krizden itibaren emeğin her daim baskılanması, yoksullaştırılması ve borçlandırılması ekseninde konumlandırıldığını görürüz. Geliri artırmadan tükettirmeye, üretimi artırmadan zenginleşmeye imkân veren finansallaşma olgusu, sebep olduğu kriz süreçlerine rağmen, bu eğilimin sürdürülmesine olanak tanımaya devam ediyor.

krizin-8-yilinda-bagzi-seyler-106246-1.

Krizin 8. yılına girerken işte bazı sonuçları;

Uluslar arası Çalışma Örgütü ILO’nun periyodik olarak yayınladığı World Employment and Social Outlook 2015, krizin başlangıcından bu yana işsizliğe ve sosyal maliyetlere tepeden bir bakış ortaya koyuyor. Raporda yer alan birkaç çarpıcı bulguyla ortaya çıkan durum kabaca şöyle;

*2008’den bu yana dünyada işsizler ordusuna 30 milyon kişi daha katıldı. Bu tipik bir sonuç, ancak tipik olmayan nokta her yıl yaklaşık 40 milyon insanın da istihdama katılıyor olması. İşsizliğin korkutucu boyutlarının yanında, asıl ve daha kalıcı olan tehlike, istihdamın kimyasının değişiyor olması. Çok net ki, enformal, kuralsız, kısa dönem - düzensiz mesai saatli iş sözleşmelerinin, taşeron çalışma biçiminin ciddi bir hızda yaygınlaştığı bir dönemin içinden geçmekteyiz.

*Maaşlı çalışanlar bugün toplam çalışanların ancak yarısını oluşturuyor. Güney Asya ve Sahraaltı Afrika’da bu oran %20’ye kadar düşüyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran tarihsel seyrinden oldukça büyük bir sapma gösterecek düzeyde hızlı bir düşüş eğiliminde, gelişmekte olan ülkelerde ise bu hız daha vahim.



Kaynak: ILO Araştırma Merkezi
*Küresel istihdamın yaklaşık yüzde 30’u haftalık 30 saat çalışma süresinin altına çalışıyor (2014 yılı). Oldukça düşük ve yüksek güvencesizliğe sahip bu kesimin üçte ikisini de kadınlar oluşturuyor.

* Üretim süreçlerinin parçalanmasıyla oluşturulan mal ve hizmet üretiminin küresel tedarik zincirlerinde çalışanların sayısı 1995 yılından 2008’e kadar yaklaşık 2 kata varan bir artış yaşadı. Bu artış Çin başta olmak üzere özellikle gelişmekte olan ülkelerce sürüklendi ve 2008 yılından bu yana yerini düşüşe bıraktı, 5 yılda 44 milyon insanın işsiz kalmasına neden oldu. Küresel üretimin Türkiye gibi montaj hattı ülkelerinde ise istihdamdaki düşüş daha şiddetli yaşanıyor. Burada sorulması gereken soru belki de şu; talebin daralmasına rağmen önemli bir emtia fiyat düşüşünün yaşandığı bu süreçte, özellikle montaj hattında yani yüksek ithal girdiyle çalışan ülkelerde işten çıkarımların temel sebebi nedir? Diğer bir ifadeyle emek dışı maliyetler düşmüşken bu denli işçi kıyımı neden yaşanmaktadır? Bu sorunun yanıtı, hâlâ sınai karların önünde giden finansal karlarda yatmaktadır. Zira bu cazibe, daralan ticaret ve üretimden kaçan sermayenin iştahını daha da kabartmaktadır.

*Bir diğer yandan geçici, taşeron, part-time ve kayıt dışı çalışanların ve de büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan ücretsiz aile işçilerinin toplam istihdam içindeki payları artarken bunun yanında kamu sosyal harcamalarının da geriletilmesi, gelir dağılımında yaşanan uçurumları derinleştirmeye devam ediyor. ILO’ya göre bugün gelişmekte olan ülkelerde ücretli emeğin yarısını aşkın bir kesimi yoksulluk sınırı altında, %30’a yakını ise açlık sınırı altında yaşıyor.

Özetle bugün gelinen sonuçta tablolar oldukça net bir sistemik yönelimi ortaya koyuyor. Dünya ekonomisi daralıyor, yani gelir pastası daralıyor, lakin bu daralma emekçi sınıfların dilimlerini daha da küçülterek geri kalan dilimleri büyütmeye devam ediyor. En nihayetinde, emekçi sınıfların gücünü toplamaması halinde daralma bu şekliyle sürdükçe kaçınılmaz sonuç şu olacak; emekçiler önlerinde dilim değil, un ufak olmuş küçük lokmalar görecekler.