Krizler bulaşıcıdır: Türkiye Arjantin olabilir

02.09.2019 21:26 EKONOMİ

RIFAT KIRCI

Arjantin ekonomisinde sular durulmuyor. 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesi Arjantin Hükümeti’nin sermaye kontrolü önlemi alması Türkiye gibi ekonomisi kırılgan ülkelerde endişe yarattı. Ekonomistler Arjantin ekonomisinin ve politikalarının Türkiye’deki benzerliğine dikkat çekerken Arjantin’de yaklaşan seçimleri de hatırlattı. Ekonomistler Türkiye’de sol alternatiflerin ezildiğinin altını çizdi. Ekonomist Murat Kubilay, Erinç Yeldan durumu BirGün’e değerlendirdi.



İKİ ÜLKE İÇİN DE ENDİŞELER AYNI

Dr. Murat Kubilay’ın öne çıkan görüşleri şöyle:

Sermaye kaçıyor, Merkez Bankası rezervleri bitti

Arjantin’in bugün aldığı önlemler yangın ortamında yapılan sınırlamalar. Ani bir şekilde sermaye kaçışı var. Sermayenin devletin borçlarını ödeyebileceğine karşı inancı düşük. Hanehalkı zaten tasarruflarını bankada tutmak yerine bizdekine benzer şekilde yastık altı yapıyor. Arjantin Peso’suna olan güven yok. Bu ortamda sürekli iniş çıkışlar, merkez bankası rezervlerinin bitişi, IMF’den para gelemeyecek olması, hali hazırda faizlerin yüksek olması hükümeti böyle bir yol tercih etmek zorunda bıraktı. Bu dalgalı döviz kuru dediğimiz sistemde büyük döviz çıkışı olursa bunu ya faiz artırarak önlemek zorundasınız ya da sürekli döviz satarak. Şimdi satabiileceğiniz dövizin sonuna geldiyseniz faizi de artırmak artık bir anlam ifade etmiyorsa bu yöntemler seçilir. Çünkü iflas riski vardır ve siz ne kadar faiz verirseniz verin anapara daha sonra geri dönmeyeceğini biliyorsa size gelmez.



Hükümet değişikliğinden korkuluyor

Siyasi etkenler ekonomiye yansıdı. Çünkü IMF anlaşmasının temelinde Macri iktidarının süreceği yatıyordu. Macri’nin, Türkiye’de Ali Babacan ya da Erdoğan’ın ilk geldiği zamanlardaki gibi yani merkez sağda ekonomik olarak liberal tarafta olan ve belirli reformları yapmayı taahhüt eden bir tarzı var. Macri’nin bu tarzını yaratan etken, Arjantin’de önceki dönem iktidarda olan sol popülist partinin, bekleneni sağlayamaması oldu. Sol partinin, bekleneni sağlayamadığı için yıprandığı ortadaydı. Şimdi tabii bu son atak mevcut başkan Macri’nin devam edip edemeyeceğine ilişkin oldu. Çünkü ön seçimlerde Alberto Fernandez birinci çıktı ve yeni gelen hükümetin borçları ödememesinden korkuluyor. Çünkü Arjantin 30 yılda 5-6 defa iflas etti. Son iflasın davaları uzun yıllar sürdü. Hükümet 100 pesoluk borcun 93 pesosunu silmeye çalıştı.

Sol bir iktidara karşı piyasalara ayar mı veriliyor?

Tabii politik tarafı da şu: Sol bir partinin kazanması halinde acaba bir piyasalara ayar mı çekilmeye çalışılıyor. Ekonominin daha sol tarafta kalması, ne kadar kötüye gidileceğine ilişkin bir gösteri mi? Öyleyse de bu gösteriyi geçti denebilir. Çünkü bu küçük bir çalıyı yakayım derken bütün ormanı yakmak demek. Bunun dışında yine olası bir sol hükümetin başa gelmesi halinde, sermaye adına olumlu koşulları baştan yaratarak iktidar değişse bile risk primini karşıdan ödetmek amaçlanıyor olabilir. Yani şu günden itibaren gelecek iktidar yüksek faizden ve çok değersiz bir Arjantin pesosundan görevi devralmak zorunda kalacak. Risk primini iktidara ödetmek mevcut ve yeni yatırımcıları rahatlatan bir şey. Artık hangisinin doğru olduğunu bize zaman gösterecek. Çünkü Arjantin’in iç politikası bize göre biraz daha farklı. Kim gelirse gelsin ekonomi politikalarını kötü yönetiyor.

Faiz arttı, dolar yükseldi, kriz bitmedi

Arjantin ve Türkiye ekonomisinin birbirine hem benzeyen hem de benzemeyen yönleri var. Arjantin’de de, bizim 90’lardakini andıran şekilde kamu borcu çok yüksek. Türkiye’de ise şu an özel sektörün borcu çok yüksek. Arjantin krizde bizden bir sonraki aşamaya geçti.

Bizimki gibi ülkelerde sol alternatif bakış çok ciddi ezildi. Arjantin’de devlet birden ben borçları ödeyemiyorum diyebilir, sermaye kontrolü getirebilir ya da doları pesoya çevirelim gibi olağanüstü kararlar alabilir. Bunlar Türkiye’de bizim hiç alışık olmadığımız şeyler. Dolasıyla bir farklılık var ama benzerlikler de şuradan geliyor. Perde arkasından bunlar bizde de yapılabiliyor. Zaten sermayenin de Türkiye’ye ilişkin endişeleri buradan doğuyor. IMF Arjantin’e geldi. Faiz sürekli yükseldi ve dolar çok yukarı gitti. Yeni para gelsin diye peso çok geriledi ama buna rağmen krizi geride bırakamadılar.

Türkiye'de dışarıdan gelecek paraya muhtaç

Krizlerde bulaşıcılık etkisi çok yüksektir. 97 Asya krizi, 98 Rusya krizi gibi. Şu anda da zaten birbirine benzeyen ekonomilerde bir sıkıntı var. Çin ekonomisindeki ivmenin kaybolması, Almanya’nın küçülmeye geçmesi, ABD’de borsanın patlak vermesi, İtalyan bankalarının iflas etme riski, Japonya’nın bitmeyen durgunluğu, Hong Kong’daki gelişmeler gibi birçok fay hattı var. Bunlardan biri de Arjantin. Biz de aynı grupta sayılırız. Dolasıyla bir etki olabiliyor. Ama bu nedenle birebir oradaki panik Türkiye’ye yansır demek doğru olmaz. Şunu söylemeliyim ki, Türkiye hem döviz borcunu döndürebilmek hem de büyümeye geri dönebilmek için dışarıdan gelen paraya muhtaç durumda. Bunu IMF’den almıyorsanız piyasadan almak zorundasınız.

Arjantin’de ne olacağı belli değil. Şu an olumsuz beklenti satın alınıyor. Türkiye kesinlikle Venezuela gibi olmayacak çünkü Venezuela’nın sistem dışına çıkmak gibi bir durumu var. Ama Arjantin’de böyle bir durum yok. Venezuela teknik olarak olamayacağımız bir şey ama Arjantin olabiliriz.



ORTAK ÖĞE NEOLİBERAL POLİTİKALAR

Prof. Dr. Erinç Yeldan ise şöyle konuştu:

IMF Arjantin’e türkiye’yle aynı olanağı tanımadı

Her iki ülkede (Arjantin ve Türkiye) sık sık döviz dar boğazına girdiler. Yozlaşma, demokrasinin kesintiye uğraması, askeri darbeler, peronist popülizme dayalı devletçilik uygulamalarından geçtiler (60,70 ve 80’lerde). Her iki ülkenin de iktisadi yazgısının çok yakınlaştığı dönem 1990’lar ve 2001 krizi oldu. 2001’de her iki ülke de krize girdi ve ortak yazgının en önemli olgusu krize girmeden önce IMF ile birlikte katı bir IMF programı uygulanmasıydı. O dönemin ana özelliği döviz kuruna dayalı dezenflasyon programıydı. Döviz kuru sabitlenmişti. IMF programı her iki ülkede de izleniyordu. Her iki ülkenin merkez bankası da döviz bürosu gibi çalışıyor ve para arzını doğrudan doğruya döviz ile sınırlıyordu. Her iki ülkeye de sıcak para akımları ve kısa vadeli finansal sermaye akımlarına aşırı bağlılık söz konusuydu. Sermaye hareketleri tamamen serbest bırakılmış ve her türlü denetimden uzak, bankacılık kesiminin kredi hacmi veya elde edilen borçlanma ve bunların koşulları hiçbir müdahale veya denetim altında değildi. IMF bunu Türkiye için 1999’da başlatılan dezenflasyon programında uyguluyordu. IMF’nin 2001’de her iki ülkeye olan bakış açısı değişti. Türkiye, kotasının neredeyse 8 misli bir boyutta IMF tarafından yapısal uyum kredileri ve standby anlaşmasının kredileri ile ödüllendirildi. Güçlü ekonomiye geçiş programı finanse edildi. Geçiş programının maliyetlerinde iflas eden bankaların bilançoları düzeltildi. Türk bankalarının yabancı döviz ile olan pozisyon açıkları kapatıldı ve Türkiye daha sonra 2000’li yılları borçlanmaya dayalı bir IMF destekli yapısal uyum programı ile geçirdi. IMF Arjantin’e aynı olanağı tanımadı, bunun arkasında o günlerde sürmekte olan Irak müdahalesi ve jeopolitik olarak sorunlarımız vardı. Dolayısıyla IMF neredeyse iflasa sürüklendi.

Neoliberal reçete Arjantin’i kriz öncesine götürdü

Sermaye çıkışlarını düzenlemek, kısıtlamak ve bankalardaki döviz miktarına el koymanın dışında hiçbir çare kalmamıştı. Arjantin’in ilan ettiği sermaye kontrolleri ve borç moratoryumu vs. düzenlendi. Bir yerde Arjantin’e dikta ettirilen politika tercihi noktasındaydı. Geçen sene Arjantin’de uygulanan hiper neoliberal reçete, Arjantin’i tekrar 2001 krizi öncesine yani 1990’lardaki koşullara geri götürdü. Yaklaşık 57 milyar dolarlık cömert bir IMF desteği ve son derece katı hiper küreselleşme ve hiper kemer sıkma adı altında krizin bütün maliyetini yoksullara, sosyal yardımların kısılmasına ve ücretli maaşlı kesime yıkarak finansal sermayenin sağlığı açısından sermaye hareketlerini tekrardan canlandırmaya ve Arjantin’i büyümeye, ithalata ve borçlanmaya dayalı geleneksel bir Ortodoks finansal serbestleştirme üzerinden kurgulanan bir sıcak para yönlü spekülatif büyüme sürecine sokmaya çalıştı.

Yoksulluk arttı enflasyon yüzde 55’e çıktı

Ancak ne dünya 2000 öncesinin dünyası ne de küresel piyasalarda 1990’larda olduğu gibi bir coşku söz konusu değil. Bütün dünyada bir durgunluk , üretkenlik kazanımlarında bir yavaşlama, sabit sermaye yatırımlarında ve teknoloji hamlelerinde gerileme, Çin dahil dünyanın önemli atölyelerinde ve Amerika’nın finans merkezlerinde bir durgunluk ve gerileme söz konusu. Dolayısıyla Arjantin’in tekrardan aynı biçimde spekülatif yönlü büyümesi mümkün değildi. IMF programı genişleyici politika özlemi duyarken kemer sıkmaya dayalı bir daraltıcı politika sonucu ile karşı karşıya kaldı. Bu anlamda gelir dağılımında ciddi bir bozukluk yaşandı. Yoksulluk oranı hızlı bir şekilde arttı. Enflasyon oranı yüzde 55’in üzerine fırladı ve çok büyük olasılıkla bir buçuk ay sonra olacak seçimlerde Arjantin’de tekrardan sol hükümet iş başına gelecek.



IMF programı soyut, dünya gerçeklerinden uzak

IMF programı soyut, dünya gerçeklerinden uzak, doğrudan doğruya dogmatik inançlara dayalı bir kurguya sahip. Sermaye hareketlerinin getireceği sıcak spekülatif nitelikli sermaye girişlerinin genişleyici bağlantılarından medet umuluyor. Döviz bolluğu, dış borçlanma ve finansal aktivite üzerinden reel aktivitenin hızlandırılacağı varsayılıyordu ancak bunlar gerçekleşmedi. Olası bir Türkiye IMF programında da korkarım ki aynı ögeler dile getirilecektir. Türkiye ekonomisinin herhangi bir istikrar programına ihtiyacı yoktur demiyorum fakat istikrar programı IMF ‘nin kurguladığı biçimde finans burjuvazisinin ihtiyaçlarına cevap veren, sanayileşmeyi ve ücretli emek üzerinden yaratılan rantlar ile finansal sisteme kaynak aktarımı yapmak sureti ile spekülatif yönlü bir büyümenin taşlarını döşüyor. Ortak özellik bu.

Türkiye’de istikrar inşaata dayalı rant için reddediliyor

Şu ana kadar AKP hükümeti yurtiçi siyasi konjonktürün uygun olmaması nedeni ile IMF’ye giden bir ekonomi idaresi görünümü vermemek için çeşitli manevralarla bunu erteledi. Ancak onun yerine de herhangi bir istikrar programı uygulanmıyor. Zaman kaybediyoruz. Enflasyon ile mücadele veya reel ekonominin tekrardan canlandırılması üzerine gerçek bir istikrar programının uygulanması Türkiye’de de inşaata dayalı rant rejimini desteklemek uğruna göz ardı edilerek reddediliyor. Spekülatif sermaye girişlerine dayandırılmış büyüme modeli dünyanın her yerinde oluşabilecek finansal krizlerden olumsuz olarak etkilenecektir. Bu sistem umut ve olumsuz haberlerin sürekli bastırılmasına dayalı bir spekülasyon algısı üzerinden çalışıyor. Arjantin ve Türkiye IMF üzerinden bu tarihçenin iki ortak ögesi oldular. Şimdi Arjantin bu tarihçenin reelize edilmesi bakımından bir adım önde gözüküyor. Buradan çıkışın programı kuşkusuz finansal spekülasyona ve konut inşaatının imar rantlarına dayalı bir vurgun üzerinden kurgulanmayacaktır. Gerçek anlamda çağdaş bir yönetim anlayışı ile desteklenmiş, gereğinde kamu yatırımcılığının öncülüğünü çektiği bir yatırım hamlesi ve gelir dağılımını düzeltici bir gelir politikaları aracılığıyla kalıcı bir özelliğe kavuşacaktır. IMF programının ne Arjantin ne Türkiye’de ne de uygulandığı başka herhangi bir ülkede örneği zaten yok.



ARJANTİN SERMAYE KONTROLÜ ÖNLEMİ ALDI

Arjantin hükümeti sermaye kontrülü önlemleri aldı. Buna göre döviz alımı kısıtlanırken, şirketler yurtdışına döviz çıkarmak istemesi halinde Arjantin Merkez Bankası’ndan izin almak zorunda

Arjantin hükümeti yerel para birimi Peso’nun değer kaybetmesiyle sermaye kontrolü önlemleri aldı. Artık ihracat yapan şirketler dövizlerini Arjantin’e getirmek ve kazançlarını 5 gün içinde Peso’ya dönüştürmek zorunda. Sermaye kontrolüyle yerel şirketler ve bankaların döviz alımı kısıtlanırken kişilere ise aylık 10 bin dolar sınırı konuldu. Resmi gazetede yayımlanan 596 numaralı kararnameye göre, ellerindeki dövizi bozduracak ve yurt dışına yapılan döviz aktarımlarında kullanacak bankalar ile ihracat yapan bütün şirketler, Merkez Bankasından (BCRA) izin almak zorunda kalacak.

Sermaye kontrolü yıl sonuna kadar geçerli olacak. Kararnamede şu ifadelere yer verildi: “Bu önlemler ekonominin normal işleyişini güçlendirmeyi, döviz piyasasının ölçülü bir şekilde yönetilmesine katkı sağlamayı, finansal değişkenlerdeki dalgalanmayı azaltmak ve finansal akımların reel ekonomi üzerindeki etkisini bastırmayı amaçlıyor.”

Arjantin’de 2015 yılında yapılan seçimlerle Mauricio Macri iktidara gelmiş ve IMF politikaları uygulanmaya başladı. Ancak 12 Ağustos’ta yapılan ön seçimlerde muhalefet lideri Alberto Fernandez lider çıkınca Peso hızla gerileyerek yüzde 30’luk bir değer kaybı yaşadı.