birgün

10° GÖK GÜRÜLTÜLÜ YAĞMURLU

Küçük bir aile dramından fazlası

Alex Schulman, travma ve trajedinin ardından, anılar sarayında gezerken derin bağlarımızın, bizi darbelere karşı nasıl savunmasız bıraktığını ortaya koyuyor.

BİRGÜN KİTAP 27.01.2022 10:34
Küçük bir aile dramından fazlası
Abone Ol google-news

İlker ASLAN

Tolstoy, Anna Karenina’nın artık hemen herkesin malumu olduğu meşhur giriş cümlesinde şöyle der: “Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Aile, bizim dünya ile karşılaştığımız ilk yer. Bu yüzden büyüdükçe çevremizdeki insanları öncelikle anne babalarımıza (ve varsa kardeşlerimize) benzetir, onlar üzerinden dış dünyayı değerlendirmeye çalışırız. Mutlu anlarımız da oradadır, travmalarımız da. Bizi biz yapan, bugün olduğumuz kişi haline getiren sırtımızdaki yüklerin, ruhumuzdaki sarsıntıların ve -her şeye rağmen- yüreğimizdeki umutların sebebi değil mi aile? Aslında hepimiz, ailemizden geriye kalanlarız bu anlamda. İşte 'Hayatta Kalanlar' da böylesi bir yaşamın hikâyesi.


Timaş Yayınları tarafından Zeynep Tamer çevirisiyle okurla buluşan Alex Schulman’ın 'Hayatta Kalanlar’ı bizi bir aile trajedisinin ortasına bırakıyor. Kitap genel çerçevede Nils, Pierre ve hikâyenin merkez karakteri diyebileceğimiz Benjamin adlı üç erkek kardeşin birbirleriyle ilişkileri üzerinden ilerlese de onlar dışında 'Anne' ve 'Baba' adında iki farklı karakterle aile tamamlanıyor. Ebeveyn isimlerinin kitapta verilmiyor oluşu ve onlardan Anne ve Baba diye bahsedilmesi bile ailenin yapısına dair bir mesaj veriyor esasında. Sadece o roller üzerinden var olan anne-baba, sanki bir amaç doğrultusunda romanda yer alıyormuş gibi bir hava uyandırıyor zaman zaman. Bu isimsizlik, aynı zamanda aile içi iletişim(sizliğ)in köklerine, aile bireylerinin birbirlerine karşı yaklaşımlarına dair de sembolik bir değer taşıyor bana kalırsa. Kalın camlardan örülü görünmez duvarlar ardında, hem birlikte hem birbirinden fersah fersah uzak ilişkiler sürdüren bu insanların acılarının, travmalarının, yorgunluklarının ve hayal kırıklıklarının sebeplerini bu ortamda bulmak mümkün.

Annelerinin ölümü üzerine, “Ölümümün detayları umurumda bile değil. Beni yazlık eve götürün. Küllerimi gölün kenarına serpin” şeklindeki vasiyeti yerine getirmek için uzun zaman sonra eski yazlık evlerinde bir araya gelen kardeşlerin, geçmiş hakkında konuşmaları ve belli birtakım olayların üzerine gitmeleri sonucu 'neden' ve 'nasıl' gibi pek çok soruya cevap bulmuş oluyoruz. “Kardeş olduğumuz için mutlu olmamız gerekir, çünkü kardeşlik en güçlü bağdır” diye düşüyor olsalar da bu bağın neresinde durduklarını hiçbir zaman bilemeyecek duruma çoktan gelmiş olan kardeşler, geçmişin ağır yüküyle yıllar sonra tekrar tekrar çarpışmak zorunda kalmışlardır.

Kardeşlerin anne-baba ile ilişkileri oldukça sorunlu. Bu bakımdan romanda birden çok yalnızlık biçimi var. Anne, baba ve çocuklar kendi yalnızlıklarını yaşarken; kardeşlerin de kendi içlerinde hem birlikte hem de ayrı olduklarını fark ediyoruz. Vurdumduymaz ve umursamaz gibi görünen, yapay birtakım roller dışında çocuklarının üstüne çok da fazla düşmeyen bu anne-baba profili karşısında kardeşler, tam anlamıyla başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılmış, çaresiz tipler olarak çizilmiş diyebilirim. Bu durum, kardeşlerin birbirlerine sarılarak var olmaya çalışmalarına yol açsa da zamanla bu ilişkinin de romanın kasvetli havasından nasibini aldığını görürüz.

Son olarak romanın önemli özelliklerinden birine, lineer bir akışa sahip olmamasına değinmem gerek. Geçmişle bugün arasında gidip gelen hikâye bir yandan ailenin ve kardeşlerin geçmişine dair, tıpkı fotoğraf albümünü kurcalar gibi, ipuçları verirken diğer yandan bugünde olan biteni gösteriyor. Böylece okur, geçmişin anlatıldığı kısımlarla bugünü birleştirerek bir nevi yapbozun parçalarını toparlamış oluyor. Bu tip anlatımlar her ne kadar karmaşık kurguları seven okurlar için çekici olsa da bazı okurlar için zorlayıcı görünebilir. Buna rağmen hikâyenin akıcılığı, metinden kopmamamıza yardımcı oluyor diyebilirim.
'Hayatta Kalanlar', bir ailenin geniş perspektifli fotoğrafını sunmaktan öte, okurların da kendi geçmişleriyle, aileleriyle, bu mikro ilişkilerde var olma çabalarıyla yüzleşmesini sağlayan bir roman. Yer yer rahatsız edici, sarsıcı. Okurken ister istemez kendimizi kardeşlerin yerine koymamıza yol açan trajik bir hikâye. Belki herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kadar da içten.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol