Kuraklık koşullarının şiddetli ve normalden uzun sürmesi en çok sulak alanları; özellikle göller, akarsular ve bu yaşam alanlarını kullanan canlıları etkiler. WWF’in raporuna göre 1970’lerden bu yana tür popülasyonlarının yüzde 68’ini kaybettik.

Kuraklık, canlı türlerinin en büyük tehdidi

Ahmet Emre Kütükçü - WWF-Türkiye Yaban Hayatı Kıdemli Uzmanı

Dünya dışı gezegenlerde yaşam izi ararken bile ilk olarak suyun varlığına bakıyoruz. Bu susuz bir yaşamın olamayacağının en net göstergesi aslında. Dünyamızdaki bütün canlıların hayatta kalması suyun varlığına bağlı. Başta bitki türleri ve toplulukları olmak üzere, bitki örtüsünde beslenme, barınma, üreme şansı bulan kuşlar, memeliler, sürüngenler, çift yaşamlılar, balıklar, böcekler, kısacası biyolojik çeşitliliği oluşturan tüm canlılar suyun eksikliğinden doğrudan ve dolaylı olarak etkilenir. Artan sıcaklıklar ve azalan yağışlara bağlı olarak canlıların suya erişiminin azalmasını kuraklık olarak tanımlıyoruz.

Kuraklık aslında içinde bulunduğumuz coğrafyada normal sayılan ve belirli aralıklarla tekrarlayan bir iklim olayıdır. Azalan yağışlarınbir veya birden çok mevsime yayılmasıyla nedeniyle oluşur. Ancak küresel iklim değişikliği sonucu dünyanın birçok bölgesinde artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, kuraklık olaylarının sıklığını ve ciddiyetini artırıyor.Elbette kuraklığın tek sebebi iklim değişikliği değildir. Doğal bir olay olan kuraklığın etkileri iklim değişikliği ve insan faaliyetleriyle daha da şiddetli hale gelmektedir.

Kuraklık yaban hayatını birçok yönden etkiler. Yokluğunun en temel etkisi dehidrasyon yani vücudun susuz kalmasıdır. Bu her şeyin üzerinde hayati önem taşır. Ayrıca aşırı sıcaklarda su serinlemek içinde vazgeçilmezdir. Su sadece susuzluğu gidermez, aynı zamanda birçok canlı içinyiyecek ve barınacak ortamda sağlar. Kuraklık koşullarının şiddetli ve normalden uzun sürmesi en çok sulak alanları, özellikle göller, akarsular ve bu yaşam alanlarını kullanan canlıları etkiler. Ülkemizdeki iç su balıklarının büyük çoğunluğu ulusal endemiktir. Yani sadece Türkiye’de yaşar. Bunun büyük çoğunluğu da dar yayılışlıdır ve bu türlerden birçoğu tehlike altındadır. Bu nedenle bir gölün kuruması, onunla birlikte birçok canlı türünün de dünyadan tamamen silinmesi anlamına gelebilir. Örneğin, kritik tehlike altında olan Acıgöl dişli sazancığıtürü yeryüzünde sadece Turkiye’deki Acı Göl’de yaşamaktadır.Yanlış su kullanımına bağlı olarak su kaynaklarında ortaya çıkan azalma ve göldeki aşırı buharlaşmaya bağlı olarak su seviyesindeki düşüş,türün geleceğini de tehdit etmektedir.

Sulak alanlar, sürüngenler ve çift yaşamlılar için de hayati önem taşır. Kurbağa ve semender gibi çift yaşamlılar için su üreme, beslenme ve barınma imkanı sağlar. Bu canlılar su kaynağı olmadan varlıklarını devam ettiremezler.Tıpkı iç su balıkları gibi sürüngen ve çift yaşamlı türlerimizin birçoğu da ülkemize endemik ve dar yayılışlıdır. Bu türlerin birçoğu da tehdit altındadır. Bir kara semenderi olan ve dünya üzerinde sadece Muğla ilimizdeki 30 km2’lik bir alana sahip çam ormanlarında yayılış gösteren Marmaris semenderi de tehlike altında olan bir türdür. Türü tehdit eden unsurların başında kuraklıkla birlikte sayısı ve şiddeti artan orman yangınları gelmekte ve Marmaris semenderinin karşı karşıya bulunduğu risk daha da artmaktadır.

Sulak alanlar, kuşlar için de son derece önemlidir. Batağan türleri gibi birçok su kuşu, yuvasını su seviyesinin hemen üzerinde yapar. Su seviyesindeki ani düşüş ve yükselişler,yuvanın ve yuvadaki yavruların kaybına neden olabilir. Sadece göller ve nehirler değil buralardaki taşkınlara bağlı olarak oluşan ıslak çayırlarda dönemsel olarak birçok kuş türüne beslenme ve üreme imkanı sağlar. Toy ve turna ülkemizde her geçen yıl daha az yuva kurduğu bilinen ve bu alanları kullanan iki türdür ve bu durum onların yuva başarısını doğrudan etkiler.

YAŞAM ALANLARI DARALIYOR

Sulak alanların çekilmesi, bu alanları kullanan canlı türlerinin daha dar bir alanda sıkışmasına yol açar. Hayvanların dar bir alanda birikmesi, hastalık riskini, olumsuz rekabeti ve insanlara karşı savunmasızlığı artırır. Bu durum karasal su kaynakları için de geçerlidir. İçme suyu kaynaklarının kuruması, birçok farklı türe mensup hayvanı,elde kalan kısıtlı su kaynaklarına yönlendirir. Birçok tür yırtıcılarına karşı daha savunmasız duruma düşer. Ayrıca bu kaynaklara ulaşabilmek için çoğu zaman bir otoyolu aşmak veya yerleşim yerlerinin yakınlarından geçmek zorunda kalmaları hayvanlar için büyük bir tehlike oluşturur. Her yıl birçok yaban keçisi su kaynaklarına ulaşmak için yollardan geçerken ya araç çarpması sonucu ölüyor ya da kaçak avcılık kurbanı oluyor. Benzer bir durum kuraklığa bağlı olarak oluşan yiyecek kıtlığı içinde geçerli. Ana besin kaynağını yabani meyvelerin oluşturduğu ayılar; bu meyvelerin yokluğunda yiyecek bulabilmek için otoyollardan geçerken araç çarpmasına maruz kalma riskiyle karşılaşıyor. Ayrıca çöplükler, tarım alanları ve yerleşim yerlerine girmeleri, ayı ile insanın karşı karşıya gelmeolasılığını artırıyor.

Kuraklığın en önemli etkilerinden biri de bitki örtüsü üzerinde. Bitki örtüsünün azalması ve gelişmemesi birçok canlı türünü de olumsuz etkiliyorr. Çünkü bitkiler, otçul türler için besin kaynağı olduğu kadar birçok türe de barınma imkanı sağlıyor. Örneğin, zemine yuvan yapan kuşların, yavrularıyla birlikte güvenliği bitki örtüsünün yüksekliğine bağlı. Benzer durum, yavruları bitki örtüsü içinde saklanırken gün boyu annelerinden ayrı kalan karaca ve yaban tavşanı yavruları içinde geçerli. Bitki örtüsünün sağladığı güvenli ortamın ortadan kalkması, bu canlıları yırtıcılara daha açık hale getiriyor. Bitki örtüsü ve özellikle çiçekli bitkiler,bunlarla beslenen ve bunlar üzerinde yumurtlayan, dolayısıyla varlığı bitki örtüsüne bağlı böcekler içinde hayati öneme sahip. Bitki örtüsünün yokluğu böcek varlığında da ciddi düşüşe neden olabilir. Birçok böcek türü, yaşamının belli aşamalarını suda geçirir. Bunun için sığ su birikintilerine ihtiyaç duyar. Kuraklık halinde, bu alanların kuruması böcekler için de yıkıcı etki gösterir. Besin ağının büyük kısmını oluşturan böcekler, birçok kuş türünün ana besin kaynağıdır. Kuşlar, özellikleyavrularını beslemek için böceklere güvenirler. Beslenecek yeterli böcek bulamamaları yavruların kaybına neden olur. Kırlangıç gibi göçmen kuşlar içinde göç öncesi yeteri kadar böcekle beslenebilmiş olmak hayati önem taşır. Sadece kuşların değil yarasa gibi böcekçil memelilerin de kış uykusu öncesi yeteri kadar böcekle beslenebilmiş olmaları gerekir.

Kuraklığın bir diğer etkisi uzun süren yağışsızlık sonrası kuruyan toprağın suyu tutamaması ve gelen aşırı yağışların ani sellere neden olmasıdır. İnsanlar gibi birçok canlıda ani gelişen bu olaylara karşı korumasız yakalanır. Özelikler zemine yuva yapan hayvanlar yavru ve yuva kaybıyla karşılaşabilir.

İKLİM KRİZİYLE ETKİN MÜCADELE

Biyoçeşitlilik kaybı, sadece çevreyi değil, aynı zamanda ekonomiyi ve küresel güvenliği de etkileyen etik ve ahlaki bir sorun. Aynı zamanda insanın kendini koruma meselesi. Gıda, lif, su, enerji, ilaç ve diğer genetik materyallerin elde edilmesinde önemli rol oynayan biyoçeşitlilik, iklimin düzenlenmesi, su kalitesinin sağlanması, kirliliğin önlenmesi, bitkilerin tozlaşması, taşkınların kontrolü, fırtına ve dalgaların önlenmesinde kilit önem taşır. Aynı zamanda, tüm yönleriyle insan sağlığının temelini oluşturan doğa, bizlere ilham vererek, öğreterek, fiziksel ve psikolojik deneyimler yaşatarak, kimliklerimizi şekillendirerek manevi dünyamıza, yaşam kalitemize ve kültürel hayatımıza katkıda bulunur.Yaşamdögüsünün şüphesiz en önemli halkası olarak su sağlığımızın ve biyoçeşitliliğinteminatı. WWF’in Yaşayan Gezegen Raporu’na göre 1970’lerden bu yana tür popülasyonlarınınyüzde68’ini kaybettik. Bu kaybın en büyük bölümü ise yüzde84 ile tatlısu türlerinden. Küresel sıcaklık artışları ile artan kuraklık riski, tür kayıplarını durdurmamızın önünde en büyük engellerden biri. İnsanın ve tüm canlıların yaşam kaynağı suyu korumak, kuraklığa geçit vermemek ise ancak iklim krizi ile etkin mücadele ederek küresel sıcaklık artışlarını sınırlandırabilmemize ve doğal alanlarımızı korumamıza bağlı.