Küresel kapitalizm pusulasız kaldı
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
IMF-DB yıllık toplantısı Berat Albayrak’ın yokluğunda geçen hafta sonu Washington’da gerçekleştirildi. Bu toplantı Dünya Bankası Başkanı Amerikalı David Malpass ve IMF Genel Direktörü Bulgar Kristalina Georgieva’nın ilk zirvesi olma özelliğiyle de ayrı bir önem taşıyordu.

IMF’yi Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı’na sıçrayan Fransız Christiane Lagarde’ın ardından yine bir kadın yönetiyor. Aynı zamanda IMF’nin baş ekonomisti de genç bir kadın, Hintli Gita Gopinath. IMF-DB toplantılarından hemen önce açıklanan Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan üç kişiden biri de Fransız Esther Duflo’ydu. “Kasvetli bilim” diye bilinen, kadınların pek az söz sahibi olduğu ekonomideki bu gelişmeler “toplumsal cinsiyet” eşitliği anlamında olumlu. Duflo bu ödülü kazanan en genç kişi, 2009’da aynı sıfata layık görülen Lin Ostrom’un ardından ikinci kadın ve Ostrom’un politika bilinci olduğu düşünülürse ilk ekonomist kadın. Duflo yoksulluk konularında çalışıyor, ödülü fırtınalı bir evlilik yaptığı MIT’den doktora tez hocası Hintli Abhijit Banerjee ve Harvard Üniversitesi’nden Amerikalı Michael Kremer ile paylaştı. Nobel ödüllü çift yoksulluk ile ilgili alan araştırmalarını, finansmanı Suudi Arabistan kaynaklı olduğu için tartışmalı Abdüllatif Cemil Eylem Laboratuvarı’nda gerçekleştiriyorlar. Laboratuarın Genel Direktörü İkbal Singh Dhaliwal ise Gita Gopinath’ın eşi. İsterseniz şimdilik bu ilginç ilişkiler şebekesinin daha derinlikli analizini genç meslektaşımız Anıl Aba’ya bırakıp, iktisadi magazini dozunda tutarak, soğuk rakamların dünyasına geçelim.

DÜNYA EKONOMİSİNDE SENKRONİZE YAVAŞLAMA

IMF’nin yakından izlenen Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda dünya ekonomisinin 2018’deki %3.6 oranı ardından 2019’da %3 büyümesi öngörüldü. Aynı rapor 2020 büyümesini az bir kıpırdamayla %3.4 tahmin ediyor. Üstelik bu artışın yarısının Türkiye, Arjantin, İran gibi krizden geçen ekonomilerin toparlanmasından kaynaklanacağını söylüyor. Kristalina Georgieva söz konusu durumu, “2019’da dünyanın yaklaşık %90’ında yavaşlayan büyüme bekliyoruz. Küresel ekonomi şimdi senkronize bir yavaşlama içerisinde” şeklinde ifade ediyor.

IMF’nin tahmini, gelişmiş ülkelerin ortalama büyümesinin hem 2019’da hem de 2020’de %1.7 olması yönünde. Avrupa’nın büyüme motoru sayılan Almanya’nın 2019’da %0.5, 2020’de küçük bir ivmelenme ile %1.2 büyümesi bekleniyor. Her iki yılda da % 2 büyüme sınırını aşan tek ülke ABD. Onun da Trump’ın zenginlere yönelik vergi indirimlerinin sağladığı saman alevi gibi parlamanın sona ermesiyle, durgunluğa sürüklenme tehlikesi oldukça büyük görünüyor.

2007-2008 Küresel Finansal Krizi’nin ardından dünya ekonomisinde büyümenin yükünü başta Çin ve Hindistan gelmek üzere IMF’nin “yükselen ve gelişen ekonomiler” diye adlandırdığı grup çekmişti. Buralarda da keskin yavaşlama belirtileri gözleniyor; IMF bu grup için, 2019 için %3.9, 2020 için %4.6 büyüme bekliyor.

IMF Çin`de 2019’da %6.1, 2020 için %5.8 büyüme öngörüyor. Raporun ardından yayımlanan Çin üçüncü çeyrek büyüme rakamı ise %6. Diğer bir ifadeyle ticaret savaşlarının vurduğu darbe, yatırımların yavaşlaması sonucu inşaat faaliyetlerinin %4.7’lik bir tempo ile duraksamasi daha da kötümser senaryoları akla getiriyor. Latin Amerika’da başta Arjantin ve Brezilya, neoliberal itikata iman eden hükümetlerin ekonomi politikaları sonuç vermemiş görünüyor. Bu yıl %0.2’lik performansın ardından bölgede büyüme oranının 2020’de ancak %1.8’e ulaşması bekleniyor. Nüfus artışları da göz önüne alınırsa, bu Latin Amerika için ortalama yurttaşın yaşam standartlarının gerilemesi demek.

Küresel Ekonomik Görünüm Raporu kaybolan küresel büyüme momentumunu birbiriyle ilintili ve başlıca 3 nedene bağlıyor:

  • Araba üretim ve satışında; teknolojik gelişmelere yönelik bekle-gör davranışı, otomobil paylaşım pratiklerinin yaygınlaşması, yeni modellerin yeni salınım standartlarına uyarlanması…
  • Başta dış ticaret ve tedarik zincirlerine entegre doğu Asya ekonomileri gelmek üzere, ABD ve Çin arasında ticaret ve teknoloji gerginliklerinin iş yapma, özellikle sabit yatırım güvenini zayıflatması.
  • Çin’deki talebin aşırı borçluluğu dizginlemeye yönelik düzenleme çabaları ve ticaret gerilimlerinin makro ekonomik yansımaları sonucu yavaşlaması.

IMF’nin Finansal İstikrar Raporu’nda da ticaret savaşlarının ve küresel ekonomiye yönelik kötümser beklentilerin yatırımcı davranışlarını olumsuz etkilediğine dikkat çekiliyor.
Faizlerin iyice aşağı çekilmesinin ve yeni miktarsal genişleme programlarının başlatılmasının, finansal yatırımcıları yüksek getiri arayışına yönelttiği, bunun da aşırı risk alma davranışını tetikleyebileceği tehlikesi üzerinde duruluyor.

Raporun en çarpıcı saptaması ise şirket borçlarına ilişkin. “Küresel Finansal Krizi”nin yarı şiddetinde bir ekonomik yavaşlama senaryosunun dahi, büyük ekonomilerde şirketlerin cari kazançlarıyla faiz ödemelerini bile karşılayamayacakları borç miktarını toplamın %40’ına, 19 trilyon dolara kadar yükseltebileceği tehlikesinin altı çiziliyor.

SERMAYE ÇEVRELERİNNDE KARAMSAR HAVA

IMF-DB yıllık toplantılarının düzenlendiği dönem aynı zamanda dünya ekonomisinde bir muhasebe yapılması, geleceğe yönelik beklentilerin tartışılması, yeni fikirlerin ortaya atılması için de bir fırsat kabul edilir. The Economist, Financial Times, New York Times gibi küresel elitlerin yakından izlediği yayın organları da “dünya ekonomisi” ekleriyle bu sürece “fikri” katkıda bulunurlar. Bu yayınların da gösterdiği gibi uluslararası sermaye çevrelerinde bugünlerde bir karamsarlık havası egemen. Gelir ve servet dağılımı adaletsizliklerinin derinleştiği bir ortamda neoliberal reçeteleri ısıtıp ısıtıp yeniden kamuoyunun önüne koymaktan neredeyse kendileri de usanmış gibi… Bu nedenle üzerlerine bir yılgınlık, pusulasızlık, ufuksuzluk havası çökmüş durumda. 80’lerdeki neoliberalizmin yükseliş dönemlerinin aksine burjuvazinin kendi fikirlerine olan güvenini de kaybettiği seziliyor.

The Economist dergisinin 12 Ekim 2019 tarihli “Dünya Ekonomisi” ekinde de bu ruh hali seziliyor. Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının bilançolarının varlık alım programlarıyla 15 trilyon dolar genişlediği, yatırım yapılabilir düzeyde tahvillerin 15 trilyon dolarlık yaklaşık dörtte birinde eksi faizlerin geçerli olduğu bir ortamda dahi ekonominin dinamizm göstermediği itiraf ediliyor. “Dünya ekonomisini garip yeni kuralları” başlığı bile, mevcut ezberlerle durumu açıklayamadıklarının adeta kabulü gibi. Sonunda da çıkışı bir dönemler çok aşağıladıkları Keynesyen çözümlerde arıyorlar.

Son zamanlarda gözlemlediğimiz maliye politikaları şaşırtıcı, bazen de zarar verici. Almanya dökülen yollarını ve köprülerini iyileştirmeyi başaramadı. Britanya 2010’da ekonomisi zayıf durumdayken bile derin bütçe kesintilerine girişti. Kronik olarak düşük üretkenlik artışının bir nedeni de kamu yatırımlarının eksikliğidir. Amerika ortalamanın üzerinde bir bütçe açığı verse de bunun nedeni yolların onarımı veya yeşil enerji şebekelerinin desteklenmesi değil, zenginlerin ve firmaların vergilerindeki indirimlerdir.

Financial Times’ın baş ekonomi yorumcusu Martin Wolf de, benzer bir öneride bulunuyor. Hükümetlerin düşük faizden yararlanarak korkmadan borçlanmasını; faizlerin yükselmesi, koşulların değişmesi halinde bile geçmişte düşük maliyetle fonlamanın avantaj oluşturacağını söylüyor. “Kemer sıkmanın laik bir din olarak” benimsenmesinin budalalığına dikkat çekiyor.

LÜBNAN'DAN ŞİLİ'YE UMUT DALGASI

Özetle; ekonomik ve askeri çatışmaların derinleştiği, kapitalist küreselleşmenin ideolojik hegemonyasını yitirdiği, dünya düzeninin çatırdadığı bir ortam söz konusu… Küresel egemen sınıfların kendi aralarında uzlaştığı bir reçete de henüz ortaya konamadı. Sanki Gramşi’nin dikkat çektiği, “çeşitli hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı bir ara dönemden” geçiyoruz.

Tabii ki istenen, geniş halk kesimlerinin egemenlerin ağzına bakmak yerine, kendi programını oluşturup, uygulayabilmesi. Bunları söylemesi kolay, yaşama geçirmesi yaratıcılığa, kararlılığa, sabra bağlı… Ancak son günlerde Lübnan’dan, Ekvator’a; Şili’den ABD otomotiv işçilerine, Azerbaycan`dan haklarının peşinde yollara düşen Soma madencilerine uzanan bir direniş dalgası da umutlarımızı taze tutuyor…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız