birgün

17° AÇIK

GÜNCEL 02.09.2020 04:00

‘Kurtarılmış mahallelerin’ hafızası ya da ‘kırk yıllık’ hatırası: Bugün için deneyimler

Kuşkusuz her toplumsal hareket kendi koşulları içinde anlam bulur. Dolayısıyla 70’li yılların muhalif yerleşmelerini bugünkü yargılarımızla değil de o günkü bağlam içinde düşünebiliriz. Değeri ve önemi de ancak böyle anlaşılabilir. Bununla birlikte bugün için de anlamlı derslerle yüklü deneyimlerdir kuşkusuz

‘Kurtarılmış mahallelerin’ hafızası ya da ‘kırk yıllık’ hatırası: Bugün için deneyimler

Özelde İstanbul, genelde Türkiye’de, kentsel-toplumsal tarihinin 1970’li yıllarına denk gelen kurtarılmış bölgeleri hâlâ çeşitli nedenlerle kent ve politika gündemindeki yerini koruyor. Güzeltepe, 1 Mayıs, Gülsuyu ve Çayan Mahalleleri akla gelen ilk örnekler. Başkaları da var.

Yıllar önce doktora tezimle ilgili çalışırken bir gazete arşivinde 1 Mayıs Mahallesi filmini görmüştüm. Genç sinemacı İshak Işıtan, mahalle inşa sürecini kaydetmişti. 2 Eylül 1977’de on kişinin öldürüldüğü topyekûn yıkımı ve alnından vurulan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Hasan Kızılkaya’nın arkadaşlarının kollarında taşındığı an da o filmdeydi. Ölümler, sloganlar, siren sesleri ve yerle bir edilmiş mahalle görüntüleri filmin baskın sahneleriydi.

Kurtarılmış bölgeler diye nitelenmiş diğer bazı mahalleler böyle görsellere konu olmasalar da ulusal basında çok ilgi görmüşlerdir. Dönemin gazetelerine yansıyan bu ilginin zaman içinde değişmediğini; sadece kurtarılmış bölge yerine varoş gibi yeni dışlayıcı ifadelerin geçtiğini not etmek gerekir. Dolayısıyla bu mahallelerin kırk yıllık ahvalinde süreklilikler bulunuyor.

Modern bir olgu olarak mahalle, ulus devletin yönetim sisteminde kontrol ve düzen sağlama amacına dönük oluşturulmuştur. Osmanlı-Türk modernleşmesinde de aynı amaca uygun ilk hukuki düzenlenme 1864’de çıkarılan ‘Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi’dir. 1944 yılında 4541 sayılı kanun ve 1945’de 3/2312 sayılı tüzükle mahalle muhtarlığı kuruluşu yeniden düzenlenmiş ve mahalle idari ve hiyerarşik yapının bir basamağı olmuştur.

Bu idari hiyerarşik basamaklar bütünü, kurtarılmış mahallelerin öyküsünü anlayabilmek için bir ilk kapıdır. 1 Mayıs Mahallesi’ne on kişinin ölümüyle sonuçlanacak kadar sert müdahalenin nedeni de bu resmi hiyerarşinin dışında, ona karşı bir girişim olmasındandır. Sonraları resmi hiyerarşiye dahil edilmiş olmasına rağmen 1 Mayıs Mahallesi artık öteki olarak kodlanmıştır.

1 Mayıs Mahallesi 70’li yıllarda benzer mahallelerin kurulmasında referans olmuştur. Tabii ki konjoktürün, sosyalistlerin mekana müdahale girişimleri için uygun politik iklim sunduğunu da belirtmek gerekir. Bu iklim ve ortam sol grupların kavgalı zamanlarında bile aralarında ittifakla bir şeyler yapmasına vesile olmuştur. Büyükşehirlerde ortaya çıkan diğer kurtarılmış mahalle deneyimlerini bu bağ içinde düşünmemiz gerekir.

Bu mahallelerin her biri kentsel-toplumsal hafızaya, ilgi çekici dersler/deneyimler bırakmıştır. Kurucular tarafından aktarılan bu deneyimler Türkiye kentleşmesinin yanı sıra bu mahallelerin sosyolojisini anlamanın da ipuçları gibidir. Bunlardan, ilgili literatürde yer almayan birkaçını aktarmak isterim.

DERE YATAKLARINA GECEKONDU YAPMAMAK

Şu sıralar Giresun’da sel felaketinin ardından konuşulan dere yatağında bina yapmakla birlikte düşünüldüğünde 70’li yılların genç gecekonducularının derelere, çöp alanlarına vb. olabildiğince uzak yerlere konut yapma çabaları daha bir anlam kazanıyor. Bu durum özellikle 1 Mayıs Mahallesi inşasında gündem olmuştur. Nasıl olur da 20’li yaşlarındaki genç devrimci kuşağın gördüklerini bugünün ‘deneyimli uzmanları’ göremedi diye bir soru akla gelebilir. Bunun cevabı ikisinin baktığı ve gördüğü yerin farklı olmasındandır. Temelde kamuculuk ile rantçılık arasındaki farktır bu.

ÜCRETSİZ GECEKONDU ARSASI DAĞITIM İLANI

Bugün İstanbul’da bir işçinin arsa alarak üzerinde ev yapabilmesi neredeyse olanaksızdır. Bu noktadan baktığımızda geçmişte Çayan Mahallesinde hem gecekondu yapımı için kullanılan arazi seçimi hem de gecekondu yapıcılarının (tercihan fabrikalarda çalışan işçilerin) yazılı ilanla haberdar edilmesi ilgi çekicidir.

kurtarilmis-mahallelerin-hafizasi-ya-da-kirk-yillik-hatirasi-bugun-icin-deneyimler-775844-1.

Kuruculardan Halil G. anlatıyor:

“Kağıthane’de müdahale ettiğimiz yer üç kişinin elindeydi. Fettah, Pala ve Hamdi. Bunlar hazine arazisini dağıtıyorlardı. Bunlardan birisi kömürcülük, biri nakliyecilik, biri sebzecilik yapıyordu. Biz, çoğunluğu Nurtepe’de kirada oturan kırk kişi toplanıp bir şeyler yapmaya başladık. Bir komite seçtik atılgan, sözü geçen, gözükara kişilerden. Bu arada ilan bastırıp dağıttık. İşte Nurtepe’de şu bölgede arsa parselleri ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaktadır diye. Başvuru yapacakların, kiracı olması, işçi olması, düşük gelirli olması gibi koşullar yazılıydı. Mülakat tarihi de verdiğimiz bu ilanı fabrikaların çıkışında işçilere dağıttık. Mülakat tarihinde binlerce kişi geldi. Tarlaları çok gönüllü olmasa da anlaşarak aldık. Her parsel 120 m2, yaklaşık 700-800 parsel çıktı. Tarla sahiplerine verdiğimiz bölümler hariç...”

Her ne kadar bu ilanın bir örneği bulunamamış olsa da (80 darbesi’ni takip eden günlerde arsa verilen kişilerin isim listesi de dahil tüm belgeler yakılmış) ilanla gecekondu arsası dağıtmak ve hazine arazisine el koyanlara bir tür kat karşılığı arsa vermek, bugün bile konut sorununa dair imkanlar ve imkansızlıklar bağlamında mahalle hafızasının unutulamaz bir örneğidir.

İÇERİDEKİ HIRSIZA KARŞI DEVRİMCİ TUTUM

1978’de iki bölümden oluşan Gülsuyu gecekondu alanın ilk bölümüne (ki bin parsel arsa üretilmiş ve arazinin Hazineye ait olduğu Tapu Müdürlüğü’nden teyit ettirilmiştir) dair en ilgi çekici deneyim hırsızlık hadisesi ve ona karşı geliştirilen devrimci tutumla ilgilidir.

Kuruculardan Niyazi A. anlatıyor:

“Gecekondu yapım ve yerleşme sürecini tamamlamıştık ve mahallede gündelik hayat normal sürüyordu. Ama mahallede hırsızlıklar oluyordu. Çok şaşırmıştık, olmaması gerekirdi. İkamet edenlerin tamamını biz belirlemiştik. Dikkatle olayı araştırdık ve sonuçta tespit ettik. Hırsız, yer verdiğimiz kişilerden biriydi. Evini bastık, çalıntı malları evde bulduk. Adamın hırsızlık hastalığı varmış. Çalıntı malzemeleri şimdi adına Heykel denilen yerde topladık, duyuru yaptık. Eşyası çalınanlar kendilerine ait olanları aldılar. Hırsızlık yapan kişiye şiddet uygulamadık. Çünkü hasta olduğunu soruşturup emin olmuştuk. Uyardık, süre verdik ve o sürede mahalleyi terk etti.”

MARAŞ KATLİAMI MAĞDURLARINA GECEKONDU TAHSİSİ

Aynı dönemde inşa edilen ve kurucularınca 15-16 Haziran adı verilen Gülsuyu gecekondu alanın diğer bölümündeki deneyimlerden biri, 1978 Maraş katliamından sonra evleri yıkılmış ailelere yer açma girişimidir.

Kuruculardan Musa Y. Dev-Genç’in önerisiyle Maraş katliamında zarar görenlerden 10-12 ailenin, Maraş’tan gelerek mahalleye yerleştiğini ifade etmektedir. Bu durum, bu mahalle sosyolojisinin en önemli hususlarından birisidir.

İkinci ilginç husus ise gecekondu sahibi bazı kişilerin aynı zamanda gecekondu yıkımlarıyla görevli belediye çalışanı olmaları ve bu nedenle arada kalma halleridir.

Kuruculardan Fevzi A. anlatıyor:

1977’de Maltepe Belediyesi’ne şoför olarak girdim. Çalışırken bir kooperatif kurduk. Maltepe Belediyesi işçileri Özgür Yapı Kooperatifi. Başkan Yalçın Kızılay’dan yer istedik, vermedi. Sonra arkadaşlarımızla bir araya geldik, konut sorununu nasıl çözeriz diye. Hedef, hazine arazisi oldu ve arkadaşlarımızla beraber hareketi başlattık. Yaptığımız yerler 3-4 kez yıkıldı ki yıkıma gidenlerden biri de benim. Kendi evimi yıkmaya! Kepçeci, grayderci yani kendi evi olanlar da vardı. En son büyük yıkımda askeriye sardı etrafımızı. Kepçeciye dedim ki ‘bu dozerin neresi arızalanırsa, dozer yürümez, Bir tane vidayı gösterdi. ‘En kral usta dahi bunu yapamaz’ dedi. Ben de yüzlük doçla gitmişim. Talimat verildiği anda bütün makinalar arıza yapacaktı. Kendi evlerimizi yıkmayacaktık yani. Bazı arkadaşlarımız Yalçın Kızılay’ın yanına gittiler, Yalçın bey yıkım alanına gelemedi. Yüzbaşı da dedi ki ‘belediye başkanı yoksa ben de yokum. Binbaşı da gidince hiçbir şeye gerek kalmadı.”

TOPLANMA MEKANLARININ KİMLİĞİ: ENTERNASYONAL BARIŞ KAHVESİ

Birkaç ilginç deneyim de 1978’de bugünkü Eyüp sınırlarında inşa edilmiş Güzeltepe’den. Ana insan kaynağı sosyalist hareketin güçlü olduğu Nişantaşlar Mahallesi’nden (bugünkü Nurtepe) gelen mahalledeki toplanma mekanının adı Enternasyonal Barış Kahvesidir ki dönemin politik ruhuna işaret ediyordu. Bu örnekler diğer mahallelerde de vardı ve mahalle planlamasında kamusal amaçlarla inşa edilmişlerdi. Ama ulusal basında Halk Mahkemesi olarak yer almıştı.

Kuruculardan Kenan U. anlatıyor:

“O dönem Nişantaşlar’da Enternasyonal Barış Kahvesi adı verilen bir yer vardı. Genelde orada toplanıyorduk. Güzeltepe gecekondu girişimi Halk Komitesi seçimini 1977 yılı Aralık ayında orada yapmıştık. Hava soğuktu ama toplantı yaptığımız Enternasyonal Barış Kahvesi tıklım tıklım doluydu. Herkes ayaktaydı. Büyük olgunluk içinde seçim yapıldı.

SİSTEMDIŞI MAHALLELERİN YASAL ÖRGÜTLENMELERİ: DERNEKLER

Bu mahallelerdeki örgütlenme ve gecekondu inşa sürecinin ilk kurumsal aracıları genelde dernekler olurdu. Esas olarak sınıfsal/toplumsal örgütlenme işleviyle kurulmuş olan dernekler aynı zamanda gecekondulaşma sürecinin de örgütleyici dinamiğiydi.

Kuruculardan Hüseyin D. anlatıyor:

“O yıllarda Alibeyköy’de Haliç Halk Birliği adlı dernek vardı. Derneğin yöneticileri arasında bugün politika ya da basın alanında popüler bazı isimler de yer alıyordu. Ben ise Güzeltepe Güzelleştirme Derneği başkanıydım. Biz derneği mümkün olduğunca politik mücadelenin dışında tutuyorduk. Ama tabii ki insanlar politik kimliğimizi biliyorlardı. Tabii yasal başvuru yapmış, onay almış bir dernekti. Her yıl kongremizi yaparken gazeteye ilan veriyorduk, hükümet komiseri geliyor, öyle kongremizi yapıyorduk.”

1 MAYIS: HEM MEKANSAL HEM DE TOPLUMSAL OLARAK KENTLİ PROFİL

Gecekondu, literatürde genelde kentli olmayan bir form ve ikamet edenler de kentlileşememiş nüfus olarak tanımlanmıştır. 1970’li yılların muhalif yerleşmeleri bu yaklaşımın dışındadır. Bunu en açık biçimde, kuruluşundan on yıl sonra yazılmış bir doktora tezinde, 1 Mayıs Mahallesi örneğinde okuyoruz. Cihangir Doğan’ın yazdığı tezin verilerine göre 1989 yılında; mahalledeki evlerin yüzde 92’si tek katlı, bahçeliydi. Hanelerin yüzde 63’ü çekirdek aileydi, Hane yöneticilerinin yüzde 20’si devlet memuruydu, ikamet edenlerin yüzde 80’i ev sahibiydi, aileler/bireyler arasında bir gerilim yaşandığında sadece yüzde 6’sı karakola başvuruyordu, geri kalanı mahallenin kendi içinde çözülüyordu, hanelerin yüzde 45’ine günlük gazete giriyordu vb.

Sadece bu veriler bile 1 Mayıs Mahallesi’nin toplumsal-mekânsal profilinin kentli olmadığı yönündeki yargıyı tümüyle yıkıyordu. Diğer muhalif yerleşmeler de aynı durumdaydı.

SONUÇ

Burada küçük bir kısmına yer verdiğimiz deneyimler hem ülke kentleşmesi hem de sosyalist geleneğin sürece müdahil olma biçimi, önemi ve anlamını gösteriyor. Kitlesel talep alanları ile sosyalist politikanın eklemlenmesi olarak ortaya çıkan bu özgün deneyimlerin detaylarını Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu, Mücadele, Halkın Birliği, Halkın Sesi, Partizan, Güney, Devrimci Yol, Devrimci Sol, Birlik gibi dergi ve gazetelerde görmek mümkündür.

Kuşkusuz her toplumsal hareket kendi koşulları içinde anlam bulur. Dolayısıyla 70’li yılların muhalif yerleşmelerini bugünkü yargılarımızla değil de o günkü bağlam içinde düşünebiliriz. Değeri ve önemi de ancak böyle anlaşılabilir. Bununla birlikte bugün için de anlamlı derslerle yüklü deneyimlerdir kuşkusuz.

Bu mahallelerin hafızası Türkiye kentleşmesi ve toplumsal hareketlere dair iki konuda ilgili kuşaklara görev yüklüyor. İlki, mekânsal gecekondu örneklerin korunmasıdır. Şimdilerde son darbelerin vurulduğu İstanbul gecekondularından bir öbeğin hem Türkiye kentleşmesinin hem de sosyalist hareketin mekâna müdahalesinin özgün bir örneği olarak korunması, gelecek kuşaklara da bir borçtur. İkincisi ise bu deneyimlerin ilgili mahalleler başta olmak üzere kalıcı mekânlarda yazı, resim, afiş, sergi, müze, bellekevi vb. araçlarla yeniden üretilmesidir. Bugünün İstanbul’unda aykırı hallerin mekanları olarak bu mahallelerin hem buna ihtiyacı var hem de görevleridir diye düşünüyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız