‘Kutu’dan bir varlık

12.07.2019 09:58 BİRGÜN KİTAP
İLKE KAMAR Sartre, ‘Varlık ve Hiçlik’ kitabının ‘bakış’ bölümünde bakanın, bakılana verebileceği dehşet duygusunu anlatır. Görülmeyi ruhsal, varoluşsal ve toplumsal boyutlarıyla ele alarak başkasının bakışına maruz kalmanın nasıl hissettirdiğini şöyle açıklar: “Kendimi görürüm, çünkü biri beni görüyordur. Sırrımı ele geçirmiş, beni düşman bir dünyanın orta yerinde savunmasız, incinebilir, çırılçıplak bırakmıştır.” İşte, Kobo Abe ‘Kutu Adam’ […]
İLKE KAMAR

Sartre, ‘Varlık ve Hiçlik’ kitabının ‘bakış’ bölümünde bakanın, bakılana verebileceği dehşet duygusunu anlatır. Görülmeyi ruhsal, varoluşsal ve toplumsal boyutlarıyla ele alarak başkasının bakışına maruz kalmanın nasıl hissettirdiğini şöyle açıklar: “Kendimi görürüm, çünkü biri beni görüyordur. Sırrımı ele geçirmiş, beni düşman bir dünyanın orta yerinde savunmasız, incinebilir, çırılçıplak bırakmıştır.”

İşte, Kobo Abe ‘Kutu Adam’ romanında; görmek – görülmek üzerinden gerçeği, düşü, hayali ve hakikati kendi deneyiminden yola çıkarak anlatır. Ama sadece bu değil. Kapitalist toplumda adeta can çekişen ve yalnızlaşan, sisteme güveni kalmamış bireyin kaçışını ve yeniden var olma mücadelesini yarattığı bir anti kahraman olan ‘Kutu Adam’ üzerinden ele alır. Romana ve başkahramana ismini veren Kutu Adam, gerçekten de bir ‘Kutu Adam’dır! Yazar daha romanın başında fiziksel olarak bir ‘Kutu Adam’a nasıl dönüşüleceğini ayrıntılı bir biçimde anlatır. Önce kutu yapılır sonra da gerekli malzemeler sağlanır. Boş bir karton kutu, kenarları 50 santim civarında, kare şeklinde yarı saydam bir plastik, iki metre demir tel, su geçirmez yapışkan bant ve özel açık hava teçhizatı için üç büyük parça kullanılmış bez… Bir Kutu Adam olmak için gerekli olan her şey bu kadardır. En can alıcı nokta ise Kutu Adam’ın dış dünyayı görmesi için mukavva kutuda açtığı deliklerdir. Bu gözler çok önemlidir çünkü Abe için: “Bakmakta sevgi vardır, bakılmakta ise nefret. İnsan bakılmanın sancısına dayanabilmek için sırıtır fakat sürekli bakan olarak kalamaz. Bakılan kendisine bakmakta olana dönüp bakarsa, bakan bakılanın tarafına geçmiş olur.” Abe, kutunun nasıl yapılacağını anlatıp karakterini kutunun içinde yerleştirdikten sonra hikâye başlar, tabii Abe’nin insana, topluma ve hayatın geneline olan felsefi yaklaşımının anlatısı da…

DIŞ DÜNYAYA AÇILAN KAPI

Kutu aynı zamanda metaforik bir imge dışında bir kavrama da dönüşür. Sadece felsefi bir içeriğe sahip olmayıp; aynı zamanda mekânsal, yaşamsal, sosyolojik ve psikolojik bir anlama da sahip olduğu söylenebilir. Heidegger’in ‘bir yerde kalmak’ olarak tarif ettiği ‘oturmak’ kavramı köke bağlı olmak ve kök salmak, yerini sağlamlaştırmak anlamı taşır. Yersiz yurtsuz olmak ise köksüzleşmeyi ele alır. Köksüzleşmenin sonucu ise zorunlu olarak ‘yer değiştirmek’, yani göç etmek demektir. İşte ‘Kutu Adam’, varoluşçu bir özgürlük tanımlaması üzerinden kendine yabancılaşan insanın huzursuzluğunu, köksüzlüğünü ve kişisel dönüşümü de anlatır. Abe’nin hem ‘Kutu Adam’ hem de diğer kitaplarında gördüğümüz kimliğe olan yabancılaşma sorununu, onun küçük yaşta Mançurya’ya taşınması ve Mançurya’nın da kendi ülkesi Japonya tarafından işgale uğramasına bağlanır. Neden-sonuç ilişkisini bir tarafa bırakırsak Kobo Abe’nin ‘Kutu Adam’da, yabancılaşmayla yüzleşen bireyin dönüşümünü insanın içsel algılarını incelemekle kalmadığını, aynı zamanda bir ‘kutu insanın’ dış dünyayla yüzleşmesini de anlattığını söyleyebiliriz: “Kutu benim için nihayet ulaştığım bir çıkmaz sokak olmak bir yana, başka bir dünyaya açılan çıkış kapısıdır; en azından bana öyle gelir. Tam olarak nereye açıldığını bilmem ama her hâlükârda bir yerlerdeki, başka bir dünyaya çıkış kapısı… Böyle söylesem de bir bakıma ufacık dikiz penceresinden dışarıdaki vaziyeti kolaçan ederek, durmadan mide bulantısını bastırmaya çalışmak da aslında çıkmaz sokağa toslamaktan pek farklı değildir. Yüksekten atmayı bırakalım. Burada açık seçik tespit etmem gereken mesele, henüz ölmeye niyetimin olmadığıdır.”

GÖRME VE GÖRÜLMEYLE İLGİLİ İMGE

Kutunun varlığı, bireysel bir kaçış alanından çok görmeye ve görünmeye dair bir imgedir. Birden fazla kimliğin yaratığını görürüz roman boyunca. Kutudan kurtulmak için vurularak öldürülen kutu adamın varlığını durdurarak dış dünyaya yeniden dahil olması bu yüzdendir. Sahte Kutu adamlara karşı gerçek Kutu Adamların varlığıyla eriştiği kendine kavuşma ve bütünleşme duygusu, kendi diğer yanıyla mücadelesi anlatının yapısını kimi zaman zorlaştırsa da okuyucu için farklı bir deneyim sunuyor. Kitapta çoğu kez farklı Kutu Adam karakterleriyle karşılaşırız. Bu karşılaşmalar, tutarlı bir anlam çıkarmayı zorlaştırır. Bir dizi varsayımsal ses ve olay da kurgunun içinde yer alır. Kutu, bazen hoşnutsuzluğunu gizleyen bir maske gibidir, bazen de öfkesini yansıttığı başkaldırı nesnesi ya da ikiyüzlülüğü saklayan bir tür kamuflaj… Bireyin özünü yakalamaya çalışırken ortak toplumsal süreçleri de dahil eder yazar. ‘Kutuya fazla mı saplandın sorusuyla karşılaşırız bir yerde.’ Belli bir durumun içine dahil olduğunu görürüz yazarın. Televizyon ve radyodan da kopmaz çoğunlukla. Haberleri de metnin içine dahil eder yazar: “Muz yığınları arasından bir engerek çıkar, üç yaşındaki bir kıza tecavüz edildiği esnada Uluslararası Sanayi ve Ticaret Bakanlığı mensubu bir memur intihar eder, süpermarket inşaatında betona gömülmüş bir bebek bulunur.” Ancak haberlerdeki eylemlerinin kaynağıyla ilgili muğlaklık devam eder. Abe’nin belki de en büyük gücü hikâyesinde gerçek dışılık baskın olmasına rağmen, keskin ve ayrıntılarla dolu gözlemi okuyucuya gerçekle bağ kurduğuna dair bir his vermesi.

Kurgudaki değişken, takibi zor bu karmaşık yapı, Abe’nin okuyucuyu görme ve görülen üzerine daha çok yoğunlaşmasını istemesi olarak da yorumlanabilir. Bir cinayet meydana gelmiş olabilir veya olmayabilir bunu tam anlayamayız. Kutu adam ölmüş olabilir veya olmayabilir de… Eski bir ordu cerrahı, cerrahın asistanı ya da her ikisi olabilir. Hatta notların kendisi, kimliğini gizlemesine ve polisten kaçmasına izin verecek bir serseri cinayeti örtbas etmek için cerrahın asistanının kullandığı bir hile olabilir.

Diğer önemli bir nokta da yazarın romanda geçen olaylarla ilgili olarak okurun bir seçim yapmasına izin vermesi. Okuru da işbirliğine davet eder. Kutu Adamın yerinde olmamızı ister gibi. Ve Öyle de olur. Okuyucu kendi kutusundan bakar dünyaya ve yazardan bağımsız bir son düşünmeye başlar.