Kütük mücadelesi AYM’de
Av. Gülbahar Yılmaz ve eşi Av. Ömer Çakırgöz kadınların evlilik sonrası nüfus kaydının eşinin hanesine taşınmasına dair uygulamayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Yılmaz, “Tüm kadınların eşitlik mücadelesi için bir eşik olabilir” dedi.

Sarya Toprak
saryatoprak@birgun.netKadınların yıllardır mücadele ettiği soyadı meselesinin yanı sıra nüfus kaydının evlilik sonrası eşinin hanesine taşınması uygulamasında da önemli bir eşiğe gelindi. Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca kadınlar, evlendiklerinde eşlerinin nüfus hanesine kaydırılıyor, boşandıklarında ise tekrar babalarının hanesine taşınıyor. Bunun eşitlik ilkesine aykırı ve kadını yok sayan bir uygulama olduğunu vurgulayan Gülbahar Yılmaz eşi Ömer Çakırgöz ile birlikte konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. 2020'de başlayan hukuki süreç tüm kadınlar için bir kazanım anlamına gelebilir.
Av. Gülbahar Yılmaz ve eşi Av. Ömer Çakırgöz, nüfus kaydı sisteminin ataerkil bir zihniyetle oluşturulmasına karşı stratejik bir dava açarak kayıtların erkek temelli düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılığını öne sürdü ve Aile Mahkemesi'ne başvurdu.
Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi. Fakat Yılmaz ve Çakırgöz çifti usul ekonomisi gereği birden fazla talep söz konusu olduğunda ortak görevli mahkemede dava açılması imkanı olduğundan bu kurallara da işaret ederek her iki talebi Aile Mahkemesi'ne taşıdı.
Mahkeme soyadına ilişkin talebi kabul ederken nüfus kaydının taşınmasının iptali talebine karşı ise idari işlem olduğu gerekçesiyle idari yargı yoluna işaret ederek görevsizlik kararı verdi.
GÖREVSİZLİK KARARI VERDİ
Çakırgöz ve Yılmaz süreci şu sözlerle özetledi: "Bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunduk ve Bölge Adliye Mahkemesi itirazımızı kabul ederek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar verdi. Bu karara göre dosya kendisine gelen Aile Mahkemesi bu defa Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar verdi ve dosyayı hemen Asliye Hukuk Mahkemesine gönderttik. Ancak göreve dair Bölge Adliye Mahkemesinin kesin kararına rağmen Asliye Hukuk Mahkemesi de idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi.
Bu karara karşı yeniden istinaf başvurusunda bulunduklarını belirten Çakırgöz ve Yılmaz, "Göreve dair kesin bir istinaf kararı olduğunu öne sürdük. Bu defa istinaf incelemesini Bölge Adliye Mahkemesi’ndeki başka bir daire yaptı ve davanın idari yargıda görülmesi gerektiğine karar verdi."
Bunun üzerine mecburen idare mahkemesinde dava açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Çakırgöz ve Yılmaz, "Esasında davanın adli yargıda asliye hukuk mahkemesinin görev alanında kalmasına rağmen adli yargıdaki mahkemelerin kesin nitelikteki kararı nedeniyle idari yargıda dava açmak zorunda kaldığımızı belirttik" ifadelerini kullandı.
İdare Mahkemesi de görev uyuşmazlığı çıktığı için göreve dair kesin karar vermek üzere dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderdi diye konuşan Çakırgöz ve Yılmaz, "Uyuşmazlık Mahkemesi de dosyayı Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderdi.
Hakim değişmişti. Genç kadın hakim ilk duruşmada taleplerimizi kabul ederek bu düzenlemenin Anayasa'da düzenlenen kadın erkek ve evlilikte eşler arası eşitlik ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi" dedi.
TÜM KADINLAR İÇİN
Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi iptal ederse kadınların evlenmekle kocasının aile hanesine taşınan ve boşanmakla tekrar “baba evine” dönen nüfus kaydı uygulaması iptal olacak ve bütün kadınlar lehine bir karar çıkmış olacak ifadelerini kullanan Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:
"Dava 14 Şubat 2020’den bu yana 5.5 senedir sürüyor, mahkemelerin davanın esasını incelemekten çekindiğini söylemek gerekir. 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu kararı tüm kadınların ayrımcılığa karşı korunma hakkı için bir can suyu oldu diyebiliriz."
∗∗∗
EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI
Gülbahar Yılmaz, “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır…”hükmüne ilişkin Anayasaya aykırılık iddiamızı ciddi bularak AYM’nin bu hükmü somut norm denetimini yapması için başvuruda bulunmaya karar vermesi bir eşik olabilir" diyerek bu davada argümanlarının temellerini şu sözlerle özetledi:
"Söz konusu düzenleme kadınların haklarına, eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırılık teşkil ediyor. Bu ayrımcılık kadını şiddete uğrama tehlikesine de açık hale getiriyor. Anayasa Mahkemesi’nin kadının soyadına dair Medeni Kanunun 187. maddenin iptaline karar vermesine rağmen aynı düzenlemeyi meclise getirmekteki Anayasa'ya, uluslararası sözleşmelere ve yükümlülüklere bir direnç. Erkeklerin evlilik, boşanma gibi hallerde nüfus kayıtlarında herhangi bir değişiklik yaşamazken kadınlar, önce babalarının hanesinde, sonra kocalarının hanesinde ve boşanma durumunda tekrar baba hanesine dönüyor. Bu döngü kadının hiçbir zaman bağımsız bir hane ile temsil edilmemesi anlamına geliyor. Kadınların bireysel kimliği yok sayılıyor. Aile üzerinden tanımlanıyor."


