Kuzey Kıbrıs'ta devir teslim: Tufan Erhürman 'federasyon tartışması' hakkında ne mesaj verdi?
Kuzey Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman, bugün mecliste yemin ederek görevine resmen başladı. Erhürman ‘iki devletli çözüm ve federasyon’ tartışmasına değinerek “kavramlardan değil, içerikten yana” olduğunu belirterek “Federasyon diyen de, iki devlet diyen de bu adada Kıbrıs Türk halkının eşit egemenliğinde hemfikirdir” ifadesini kullandı. Erhürman'ın yemin törenine AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yardımcısı Cevdet Yılmaz da katıldı.

19 Ekim’de yapılan seçimlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman, Kıbrıs'taki Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi içinde bulunan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurul Salonu’nda yemin ederek görevine resmen başladı.
Erhürman'ın yemin törenine, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yardımcısı Cevdet Yılmaz da katıldı.
Erhürman devir teslim töreninde yaptığı konuşmada ‘iki devletli çözüm ve federasyon’ tartışmasına değinerek “kavramlardan değil, içerikten yana” olduğunu belirtti “Federasyon diyen de, iki devlet diyen de bu adada Kıbrıs Türk halkının eşit egemenliğinde hemfikirdir” değerlendirmesinde bulundu.

Erhürman ayrıca “Bugüne kadar hiçbir Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeden müzakere yürütmemiştir. Bu benim dönemimde de değişmeyecektir” dedi.
19 Ekim’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 6’ncı Cumhurbaşkanı olarak görevine başladı.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurul Salonu’nda yemin eden Erhürman, daha sonra Cumhurbaşkanlığı makamında düzenlenen devir-teslim töreniyle görevi Ersin Tatar’dan devraldı.
"EN ÖNEMLİ BORCUMUZ BU HALKI DÜNYAYLA BULUŞTURMAK"
Erhürman, törende yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
"Siyasi hayatım boyunca da seçim sürecinde de sürekli halkımızı, yurttaşlarımızı dinledim. Bundan sonra da kulağım hep sizlerde olacak. Bu güzel ülkede, insanlarımızın daha mutlu, daha umutlu, daha müreffeh bir yaşam sürmeyi hak ettiklerini düşündüm hep. Annelerimizin, babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin verdikleri varoluş mücadelesinin sonrasında, çocuklarımıza ve torunlarımıza çok daha güzel, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi muasır medeniyet seviyesinde, insan onuruna yaraşır bir hayat sürecekleri bir ülkeyi bırakmanın borcumuz, yükümlülüğümüz olduğunu yüreğimin en derinlerinde hissettim.
Biliyorum ki Kıbrıs Türk halkını siyasi görüş, parti gibi ayrımlar gözetmeksizin birleştiren en önemli unsur çocuklarıdır. Bilinmesini isterim ki benim gözümde, annesi, babası, kendisi nerede doğmuş olursa olsun, bu topraklarda yaşayan her çocuk benim çocuğumdur ve Cumhurbaşkanı olarak benim birinci görevim çocuklarımızın eşit, özgür, sağlıklı ve mutlu büyümeleri, yaşamaları için gece gündüz demeden çalışmaktır.
Şampiyon meleklerimiz ve bu ülkede kaybettiğimiz tüm çocuklarımız yüreklerimizde yaradır ve ben bu yaranın hayatım boyunca kapanmayacağının bilinciyle yaşıyorum. Gazze’de öldürülen binlerce çocuğumuzun da Kıbrıs Türk halkının yürek yarası olduğunu buradan bütün dünyaya duyurmak istiyorum. Kaybettiğimiz çocuklarımıza borcumuzun ödenmesi mümkün değil, biliyorum ve bu bilgi bana çocuklarımız için çok daha fazla çalışmamız gerektiği bilincini aşılıyor.
Bu ülkede varoluş mücadelesini çok ağır şartlarda, ağır bedeller ödeyerek veren büyüklerimize ve üzerlerine titrediğimiz çocuklarımıza karşı en önemli borcumuz, bu ülkeyi, bu halkı dünyada hak ettiği yere taşımak, dünyayla buluşturmak, çocuklarımıza müreffeh ve gelişmiş ülkelerin çocuklarına sağladığı olanakları sağlamaktır.
"KIBRIS TÜRK HALKI BU ADA'DAKİ İKİ EŞİT KURUCU ORTAKTAN BİRİDİR"
Bunun için Kıbrıs Türk halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmak birinci vazifedir. Bütün dünya bilmelidir ve bilecektir ki Kıbrıs Türk halkı bu Ada'daki iki eşit kurucu ortaktan biridir ve bu Ada'nın üzerinde, etrafında her ne varsa onda ortaktır. Bu Ada'da güvenlik, enerji, hidrokarbonlar, deniz yetki alanları, ticaret yolları, AB yurttaşlığı gibi alanlarda Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın karar alınması, Kıbrıs Türk halkının yok sayılması mümkün değildir.
FEDERASYON TARTIŞMALARI HAKKINDA NE DEDİ?
Kıbrıs Türk halkının bu adadaki egemenlik haklarına sahip çıkmak, hem bu halkın bu adadaki statüsünün gereği, hem de varoluş mücadelesini veren büyüklerimize ve bu ülkeyi devredeceğimiz çocuklarımıza karşı yükümlülüğümüzdür. Bir hukukçu olarak benim derdim sözcükler ve kavramlardan ziyade içeriktir ve biliyorum ki insanlarımızdan 'federasyon' diyenler de 'iki devlet' diyenler de az önce söylediklerim konusunda hemfikirdir.
Yukarıda sıraladıklarım ortak yetki alanlarıdır ve yalnızca Kıbrıs Rum halkının egemenlik ya da yetki alanında sayılması mümkün değildir. Kıbrıs Rum halkı bu Ada'da ne kadar egemense, Kıbrıs Türk halkı da o kadar egemendir. Bu Ada'daki bir Kıbrıslı Rum çocuk hangi haklara sahipse, bir Kıbrıslı Türk çocuk da aynı haklara sahiptir. Hidrokarbonlar üzerinde Kıbrıslı Rumların ne kadar hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de o kadar hakkı vardır. Hiç kimsenin bu Ada'da Kıbrıs Türk halkı yokmuş gibi davranmasını asla kabul etmeyiz. Herkes bilecektir ki Kıbrıs Türk halkı bu Ada'da hep vardı, bugün vardır ve hep var olacaktır.
TÜRKİYE-KKTC İLİŞKİLERİ
Kıbrıs Türk halkı çözüm iradesini, bu Ada'nın tamamının garantörü olan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte defalarca bütün dünyanın gözü önünde ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk halkı çözümden, müzakereden, masadan hiçbir zaman kaçmamıştır. Ama bilinmelidir ki bunca yaşanmışlıktan sonra, dostlar alışverişte görsün diye müzakere etmek benim halkımın kabul edebileceği bir şey değildir. Benim halkım müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere istemektedir.
Bu nedenledir ki Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin pazarlık konusu haline getirildiği, zaman sınırlaması içermeyen, sonuç odaklı olmayan, müzakerelerin bir kez daha Kıbrıslı Rum liderliğinin masayı terk etmesi sonucu sona ermesi durumunda bugünkü statükoya dönülmeyeceğinin baştan güvence altına alınmadığı bir metodoloji, çözümü getirmeyeceği baştan öngörülebilir olduğundan, müzakere masasına oturmaya engeldir.
"KALICI BARIŞ TÜRKİYE GÖRMEZDEN GELİNEREK SAĞLANAMAZ"
Bu bölgede çözüm, kalıcı barış ve istikrar, bu adada Kıbrıslı Türkler ve bölgede garantör ülke Türkiye görmezden gelinerek, hak ve yetkileri ihlal edilerek sağlanamaz. O nedenle diğer garantör ülkelere, Kıbrıs Rum halkına, Kıbrıs Rum Liderliğine ve bütün dünyaya çağrım, herkesin kazanacağı çözüme, kalıcı barışa ve istikrara odaklanmaktır.
Ancak bilinmelidir ki, bizi çözüme ulaştıracak müzakere masasının kurulmasını sağlayacak koşullar oluşmadığı takdirde, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesi bu kez de görüşme masasında olacaktır. Yeni geçiş noktalarından var olan geçiş noktalarının rahatlatılmasına, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde ihracatta karşımıza çıkan sorunlardan mülkiyet konusunda gündeme getirilen davalara, hala yürürlüğe girmemiş olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden turizm konusunda karşımıza çıkarılan engellere, karma evliliklerden doğan çocuklarımızın AB vatandaşlığı hakkından, adadaki dolaşım özgürlüğüne kadar pek çok konunun ele alınması, yeni ve yaratıcı güven artırıcı önlemlerin gündeme getirilmesi ve yurttaşlarımızın ihlal edilen haklarının korunması bizim için son derece önemlidir.
Bu ve benzer konular yalnızca Kıbrıs Rum Liderliği ile değil, AB, BM, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşlarla da ele alınacak, bu amaçla elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte olduğu gibi açılmasına yardımcı olacağı tüm diplomatik kanallardan yararlanılacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak derecede özeldir. Bugüne kadar hiçbir Cumhurbaşkanımız, müzakere süreçlerini ve Kıbrıs sorunu ve dış politikayla ilgili diğer süreçleri Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeden yürütmemiştir. Bu elbette benim Cumhurbaşkanlığım döneminde de değişmeyecektir. Benim görevim, Türkiye Cumhuriyeti-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerini çok daha iyi bir seviyeye taşımak olacaktır.
ÖNCELİKLER: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, LİYAKAT VE MÜLKİYET
Hep söylediğim gibi, Cumhurbaşkanlığı makamının yalnızca dışarıda değil, Anayasa ve mevzuat çerçevesinde içeride de görevleri vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir nüfus politikasının geliştirilmesi, kamu yönetimiyle ve başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetleri ile ilgili şikayetlerin ve güvenlikle ilgili endişelerin azaltılması, kamu görevlerinde liyakatin esas alınması, beyin göçünün engellenmesi, göç eden gençlerimizin ülkemize dönüşünün teşvik edilmesi, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi, nicelik değil nitelik odaklı yükseköğretim, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun sürdürülebilir, mülkiyet düzeninin öngörülebilir kılınması, Cumhurbaşkanı olarak benim üzerlerinde hassasiyetle çalışacağım konuların bir kısmıdır.
Cumhurbaşkanı’nın bu konuların bazılarında Anayasa ve mevzuatın diğer kısımlarından kaynaklanan doğrudan yetkileri varken, diğerlerinde dolaylı ya da 'sorunların çözümüne ön ayak olmak' şeklinde ifade edilebilecek yetkileri vardır. Benim açımdan önemli olan, halkımızın yaşadığı sorunların gailesini çekmek, halkın derdiyle dertlenmek ve çözüm için çaba sarf etmektir.
Bu noktada bir kez daha söylemeliyim ki, Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na yüklenen tarafsız olma, Kıbrıs Tük halkının bütününü temsil etme ve halkın tamamını kucaklama görevi benim için en önemli görevdir. Beni yakından tanıyan halkımızın, hükumette hangi siyasi parti ya da partiler olursa olsun hükumetle yarışa veya çatışmaya girmeksizin sorunların çözümü için azami gayret göstereceğim, insanlarımız arasında asla ayrımcılık yapmayacağım ve yaptırmayacağım, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm insanlarımızın hak ve özgürlüklerine sahip çıkacağım konusunda kuşku duymayacağından eminim.
"HALKIN EVİ OLACAK CUMHURBAŞKANLIĞI"
Konuşmamı bitirmeden Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kısa bir değerlendirme de yapmak isterim. Seçim sürecinde de seçim sonucunda da söyledim. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içselleştirmiş bir halktır. Farklı siyasi görüşlerdeki yurttaşlarımız en yoğun siyasi tartışmaları yaptıktan sonra oturup birbirileriyle sohbet edip gülebilecek demokratik olgunluğa sahiptir ve bunlar asla kaybetmememiz, üzerine titrememiz, hassasiyetle korumamız gereken, dünyaya örnek olabilecek hasletlerimizdir.
Bu seçimin kaybedeni yoktur. Kazanan Kıbrıs Türk halkıdır, çocuklarımızdır ve kardeşliğimizdir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra Cumhurbaşkanlığı makamında da bölünmemize, parçalanmamıza, kardeşliğimizin zedelenmesine asla izin vermeyeceğimi yüreğimden gelerek söylemek isterim.
Evinize hoş geldiniz diyerek başlamıştım konuşmama. Evet, halkın evi olacak Cumhurbaşkanlığı. Bizim en büyük zenginliğimiz, nüfusumuzla kıyaslanamayacak yetişmiş insan kapasitemiz, beşeri sermayemizdir. Sanatçılarımız, bilim insanlarımız, sporcularımız, üreticilerimiz, emekçilerimiz, iş insanlarımız, engellilerimiz, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarımız, sendikalarımız, sivil toplum örgütlerimiz, gençlik, kadın, çevre örgütlerimiz, en fazla da gençlerimiz ve çocuklarımız…
TATAR: GÖREVİ BAŞARIYLA TAMAMLAMANIN GURURU İÇERİSİNDEYİM
Erhürman’dan önce sözü alan Ersin Tatar da kısa konuşmasında, "Tabii çok duyguluyum. Çünkü çok önem verdiğim ülkemizde, vatanımızda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde böylesine onurlu bir görevi başarı ile tamamlamanın elbette gururu içerisindeyim. Ama tabii ki önemli olan makamlar değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kalıcılığıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bir devlet olarak mavi vatanda Doğu Akdeniz'de egemenlik hakları ile halkımızın her türlü mücadelesinde aynı azim ve kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürebilmemizdir" ifadelerine yer verdi.
Kuzey Kıbrıs seçimlerinin Türkiye'deki yansıması ise Cumhur İttifakı'nda iki farklı görüşün ifade edilmesi şeklinde oldu.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerin ardından 3 kez açıklama yaptı.
Bahçeli, 19 Ekim Pazar günü yaptığı açıklamada seçime katılım oranının düşük olmasını gerekçe göstererek "KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçlarının kabul edilemeyeceğini ilan etmeli" yorumunda bulundu.
Bahçeli, salı günü (21 Ekim) ise Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'ye katılması gerektiğini söyledi.
23 Eylül Perşembe günü bir açıklama daha yapan Devlet Bahçeli, şunları ifade etti:
"Bu yüzden federasyon fikrini savunan bir adayın kazanmasıyla o küçücük federasyon kıvılcımının ateşe dönüşmemesi gerektiğini düşündüğüm için hemen açıklama yaptım. Çünkü bunun beklenti haline gelmesi Türkiye açısından çok tehlikeli bir durum oluşturur. KKTC’de federasyon, Suriye’deki federasyon amaçlayan güçleri de tetikler. Bu da Türkiye açısından kabul edilemez. Bu kapsamda baktığımızda en doğru kararın KKTC’nin Türkiye’ye katılması olacaktır."
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Körfez ülkeleri dönüşünde bugün Kuzey Kıbrıs'taki seçimler hakkında konuştu.
Erdoğan, "Bizim Kuzey Kıbrıs'a yan bakmamız, ters bakmamız asla mümkün değil. Yapılan önemli bir seçimdir ve Kıbrıs Türkünün iradesi bizim için çok saygındır" dedi.
Erdoğan, şunları söyledi:
"Kuzey Kıbrıs'la ilgili şu ana kadar AK Parti iktidarında ilişkilerimiz nasıl olduysa bundan sonra da yine aynı şekilde devam edecektir. Bizim Kuzey Kıbrıs'a yan bakmamız, ters bakmamız asla mümkün değil. Yapılan önemli bir seçimdir ve Kıbrıs Türkünün iradesi bizim için çok saygındır. Bunun için kendilerini tebrik ettik. Bu kadar yatırımı biz Kuzey Kıbrıs'a boşuna yapmadık. Yıllar yılı biz Kuzey Kıbrıs'a giderdik. Cumhurbaşkanlığı binası küçüktü, orada bizi karşılarlardı, orada törenlerimizi yapardık. “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yakışan bir parlamento binasını ve Cumhurbaşkanlığı binasını yapmak gerekir” dedik ve süratle de parlamento binasını ve Cumhurbaşkanlığı makamını orada inşa ettik. Güney Kıbrıs’ta ise böyle bir şey yok. Seçim yapıldı biz de demokrasiye inanan bir lider olarak telefonla, seçimi kazanan adayı tebrik ettik. “Şu anda bir Körfez ziyaretim var. Körfez ziyaretinden sonra kapımız sizlere açık, buyurun, sizleri bekliyoruz” dedik. Kendileri de bu ziyareti gerçekleştireceklerini söylediler. Yabancı değiliz birbirimize, görüşeceğiz. İnşallah bu hafta sonuna kadar bu ziyaret gerçekleşirse kendileriyle etraflıca Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerini, ele alacağız."


