birgün

1° PARÇALI BULUTLU

Labirentteki göçebeler

Labirent bir yerleşim yeri de olabilir, bir organizma da. İnorganik de olabilir, organik de. Labirent (Yun.), kendi üzerine kıvrılmış demek. Evren bir kıvrımlar denizi. İnsan mikro evrendir; içi kıvrımlarla dolu. Göçebelikten vazgeçenler, yeryüzü labirentinde dolaşmak yerine, inşa ettikleri kıvrımın içinde ikamet etmeyi seçmişlerdir. Göbeklitepe bir tapınak, ama bir labirent formu olarak yerleşiklerin mekânda nasıl örgütleneceklerinin […]

RÖPORTAJ 12.04.2019 03:01
Labirentteki göçebeler
Abone Ol google-news

Labirent bir yerleşim yeri de olabilir, bir organizma da. İnorganik de olabilir, organik de. Labirent (Yun.), kendi üzerine kıvrılmış demek. Evren bir kıvrımlar denizi. İnsan mikro evrendir; içi kıvrımlarla dolu. Göçebelikten vazgeçenler, yeryüzü labirentinde dolaşmak yerine, inşa ettikleri kıvrımın içinde ikamet etmeyi seçmişlerdir. Göbeklitepe bir tapınak, ama bir labirent formu olarak yerleşiklerin mekânda nasıl örgütleneceklerinin ilk işareti. İç içe geçmiş, eşmerkezli daireler, yerleşiklerin mekânda örgütlenme biçimidir. Labirent güvenli bir içerisi ve kaotik bir dışarısı yaratmıştır. Göçebeler dışarıda ışınsal olarak hareket ederler. Ve oyun başlamıştır, dart oyunu. Yerleşiklerin mekânı dart tahtasını andırır, göçebeler ise dart oklarını. Göçebeler savaş makinesidir, dart tahtasını tam on ikiden vurmak için taktikler geliştirmişlerdir; yerleşikler ise oklardan korunmak için stratejiler.

DIŞARININ ÇAĞRISI

Labirent, dışarının kaotik kuvvetlerinden korunmak için güvenli bir içerisi olarak inşa edilse de çok geçmeden hapishaneye dönüşebilir. Labirentin içinde yaşayanlar, dışarıyla korkutulur, kaosla, öcüyle. Bedenler görünüşte yerleşiktir, ama kıvrımlarında yeryüzünün göçebe kuvvetleri dolaşır; düşünceye de bulaşır göçebelik, kapatılmayı sevmez, labirentin kıvrımlı yolları dindiremez özlemini; dışarısı onu çağırmaktadır; dışarıya açılacak bir yol bulur mutlaka; olmadı, icat eder.

BERBAT BİR SES

Dışarısı, içeriden farklıdır. İçeride tek merkez; merkezde tek adam, tek dil, tek din, tek millet var. Dışarısı ise çokluğun alanı. On iki ton müzisyenleri kendilerine musallat olan çokluğu keşfetmek üzere evlerini, labirentlerini terk etmiş ve dışarıda çoksesliliğe ulaşmış, bir daha da eve dönmemişlerdi. İnsan çoksesliliği bir kez keşfedince evdeki despotun sesine katlanabilir mi? Şöyle de sorabiliriz: Çokluğu keşfetmiş düşünce eve döndüğünde, despot yerinde kalabilir mi? Çokluğu bastırmak için istediği kadar yükseltsin sesini, kapatmak için ekranın düğmesine basmanız yeterli. Sessizlik. Taocu felsefede sessizlik ya da boşluk, on bin varlığı bağrında taşıyor. On bin varlık çokluktur. Sessizliğe ulaşmadan çokluğa varamazsınız, hiçliğe ulaşmadan var olamazsanız. Hiçlik ya da boşluk, Demokritos’un atomcu felsefesinde atomların çarpışarak yeni dünyalar kurdukları döl yatağıdır. Kurulan dünya despotun tek merkezli labirentinden farklı olacak. Tek merkezli labirentte tek ses çıkıyor, kulakları tırmalayan, berbat bir ses.

DESPOTUN SESİ ÇINLIYOR

İç kulağımızdaki kemiklerin oluşturduğu yapıya da labirent adı veriliyor. Labirentin içine kapatıldık. Labirentin içinde despotun sesi çınlıyor. Ulysses, sirenlerin sesini işitmemeleri için gemicilerinin kulaklarını balmumu ile tıkamasaydı, yolculuğunu asla tamamlayamazdı. Eve döndüğünde onu köpeğinden başka kimse tanıyamamıştı. Truman, deniz yolculuğu sırasında despotun elektronik gürültüsüne rağmen sessizliği, boşluğu keşfetmişti, ufuk çizgisi yerine bir duvarla karşılaşmış olsa da. Truman ve Ulysses, her ikisi de yabancıdır, evdeler ama artık evcil değiller. Eve döndüklerinde, sadece iki yabancı beden değil, yeryüzünün çokluğu da dönmüş ve evin havası değişmiştir.

Evin içine çokluk girdi ve havası değişti, ama despot ruhlara işkence etmeyi sürdürüyor. Carl Jung’a amcası, “Zebanilerin ruhlara cehennemde nasıl işkence çektirdiklerini bilir misin?”diye sorar. Yanıtını yine amcası vermiştir: “Onları beklemede bırakır.” Cehennemde bekliyoruz, oysa içimizde, yeryüzü cennetinin, çokluğun fırtınaları esiyor. Labirentten dışarı çıkmalı, çokluğun alanına. Taocu on bin varlık ya da çokluk boşluğun içinden zuhur eder. Ksenofon’un ‘On Binlerin Dönüşü’nde de yurtlarını terk edenler yolda despotlarını yitirmiş ve dönüş yolculuğuna başladıklarında, yeryüzü labirentindeki göçebelere dönüşmüşlerdir, dart oklarına. Ve dart tahtasını tam on ikiden vurduklarında yurt-labirent, kıvrımlarını evrene açar. Ev, kıvrım denizindeki bir kıvrımdır şimdi; evrene doğru kıvrıldıkça, çokluğu sarıp sarmalar.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun