birgün

12° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 19.11.2020 04:00

Laik cumhuriyet mi, ümmetçi monokrasi mi?

İcra Vekilleri Büyük Millet Meclisinin ekseriyet-i mutlakası ile aralarından intihap olunur”(TBMM İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanun (2.5.20).

Bakanların BMM’nin salt çoğunluk oyu ile seçilmesi, iki özgünlüğü beraberinde getirdi:

■ Türkiye Devleti’ni, BMM Hükûmeti yönetti.

■ Türkiye Cumhuriyeti’ni, TBMM ve Hükûmeti kurdu..

Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Lâik ve İnkılapçıdır” (1924,1937 D.-m.2).

Cumhuriyet’in üç Anayasası, yönetim biçimi olarak şu üç ilke ile nitelenebilir:

■ Hükûmetin genel siyaseti bakanlar kurulunca belirlenir.

■ Bakanlar, bireysel ve toplu olarak TBMM’ye karşı sorumludur.

■ Devleti temsil eden Cumhurbaşkanı ve hükûmet birbirinden ayrıdır.

KENDİ ANAYASALARINA BİLE UYMAYANLAR

■ 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirerek yapılan değişiklik, bir “OHAL Anayasası”, bunun getirdiği tek kişi yönetimi (monokrasi) ise, “anayasal OHAL”dir.

■ 16 Nisan 2017 Anayasa oylaması ile Devlet belleği silindi: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir”. Dahası, Devlet ve hükûmet başkanı, Anayasa’ya aykırı olarak parti genel başkanı olunca, “tek kişi yönetimi”, “parti başkanı yoluyla Devlet yönetimi” ne dönüştürüldü; kendi ifadesiyle ülke de: “AK Parti’nin kaderi ile ülkenin kaderi adeta birbiriyle bütünleşmiştir”( RTE, 13.11.20)

Siyasal parti ve seçim kuralları da çiğnendi: Devleti ve yürütme yetkilerinin parti başkanında toplanmasıyla, siyasal partilerin eşit yarışma koşulları ortadan kalktığı gibi serbest seçim ilkesi de zedelendi.

Siyasal sorumluluk ve “hesap verebilir yönetim” yokluğu, Anayasa hükümlerinin sürekli ihlali sonucunu doğurmakta. CB’nin tam yetkili-tam sorumsuzluk şeklindeki karşıtlık statüsü, Hukuk devletinde “görev+yetki+sorumluluk” üçlüsünün inkârıyla, yasama ve yargı özerkliğini ve bağımsızlığını kaybetti.

■ Bakanlar kurulu ve kolektif siyasal karar düzenekleri kaldırıldığı için “Cumhurbaşkanlığı kabinesi” adı altındaki “fiili toplantı”lar, tam bir aldatmaca.

Siyasal sorumluluk yok, siyaset var: CB’nin atadığı ve görevden aldığı CB yardımcısı ve bakanların, seçilmiş olmadıkları ve TBMM önünde sorumlu olmadıkları halde parti faaliyetlerine katılması ve siyaset yapması, Anayasa dışıdır.

Özetle, demokratik hukuk Devletinin asgari gereklerini yansıtmayan bir düzenlemenin Osmanlı Devleti-Türkiye Cumhuriyeti anayasal gelişmelerine yabancı olan 2017 değişikliği ile ortaya çıkan anayasal düzeni sürekli ihlal edenler de sahipleri. Hukuk katliamı değil sadece, ciddi bir ahlak sorunu da var.

1920 VE 2020 MODELİ

1920 Modeli Meclis ve anayasal kurumlar tasarımı özgündü; çünkü ulusal koşullardan kaynaklanıyordu. Atatürk ve arkadaşları, “laiklik-yurttaşlık-eşitlik” ekseninde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.

2020 için de “Türkiye modeli demokrasiyi başka yerde bulamazsınız” (24.9.ta. yazım) diyor proje sahibi. Doğru; çünkü, Türkiye kadar uzun yönetim deneyimine sahip hiçbir devlet, siyasal ve anayasal birikimini olağanüstü dönem fırsatçılığı ile 6 ayda (16.10. 2016-16.04. 2017) yok edemedi. Bu şekilde, parti başkanlığı yoluyla Devlet yönetimi, hiçbir çağdaş demokratik ülkede yok.

Her bakanın ayrı ayrı oylandığı 1920 Meclisi ile 2020 Meclisi arasında bir benzerlik var mı?

TÜRKİYE YOL AYRIMINDA…

Bir yandan, kurucu babalarının hedeflediği bir Türkiye Cumhuriyeti tasarımı; öte yandan ümmetçi monokrat ve yanlıları. İşte, bu ayrışmayı yansıtan cümleler:

“Sonuç olarak; eşitlik-yurttaşlık-özgürlük, hukuk-demokrasi-hukuk devleti vb. Cumhuriyet ile özdeşleşen kavramlar yerine, “fütüvvet ehli bir nesil”, bilim yerine, “mutlak hakikat” konuyor.” (Müslüman Kardeşler/Gannuşi/İbn Haldun ( “inancımızın mutlak hakikatleri: topyekûn bir eğitim-öğretim reformu”/ başlıklı yazım, 22.10.20).

2020’de demokratik hukuk devleti için anayasa arayış çabalarına yönelik iğrenç saldırılar ne ifade ediyor? Ülkenin anayasal ve siyasal tarihine kasteden ümmetçi monokrasi yanlıları ile Cumhuriyet’in kurucu değerlerini sahiplenen ve ileriye götürmek isteyenler arasındaki ayrışmayı.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız