Laiklik neden şart?
Gerici kuşatma yalnızca özgürlükler alanının gaspını değil, sınıfsal çelişkileri de perdelemeyi hedefliyor. Bunun için laikliği özgürlüklerin yanı sıra adil paylaşım, demokrasi, eşitlik, bilim için de savunmak gerekiyor.

Mehmet Emin Kurnaz
mehmeteminkurnaz@birgun.netÜlkede gerici kuşatma her geçen gün yükselirken laikliği savunanlar hedef tahtasına kondu. Şeriata karşı laiklik pankartı açan 6 SOL Parti üyesi ev hapsi ile cezalandırılırken “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirine imza atan 168 aydın, yazar ve sanatçı iktidarın hedefi oldu. Bakan Yusuf Tekin’in MEB’in başına gelmesi sıradan bir görev değişikliği değildi. Tarikat ve cemaatlerle protokoller imzalanırken karma eğitim bile tartışmaya açıldı. Öte yandan Gerici çevrelerin hedef gösterdiği konserler, festivaller yasaklandı. Toplumsal yaşam topyekun kuşatma altına alındı.
Sistematik gericileşme hamlelerine karşı muhalefet partilerinin de bugüne dek laikliği savunmakta utangaç davrandığı görüldü. Vaktiyle başörtüsünün yasal statüye kavuşması talebi bizzat muhalefetin adayı tarafından iktidara gollük bir pas olarak sunuldu. Sağ ittifaklarla kurulan masalarda “muhafazakarların endişesi” ile dertlenenler toplumun büyük çoğunluğunun kaygılarını görmezden geldi. Günün sonunda adeta öksüz bırakılan laiklik meselesi ülkenin yakıcı gündemlerinden birine dönüştü.
HEGEMONYA İNŞASI
Yeşil Kuşak’tan Büyük Ortadoğu Projesine dek emperyalistler bölgeyi yeniden dizayn ederken mezhepçi, siyasal İslamcı politikalara ise her kapıyı açan bir anahtar görevi biçildi. Türkiye ve Ortadoğu’ya “Osmanlı Milletler Sistemi” rol model olarak sunuldu. Kendisini bölgenin hamisi görenler içeride de buna uygun bir hegemonya inşa etmeye girişti. Cumhuriyet’in ilerici değerleri birer birer budanırken kırıntıları dahi süpürülen laiklik, yalnızca anayasada ismi geçen bir kelime olarak kaldı. Bununla da yetinilmedi, laiklik 28 Şubat süreci ile eşdeğer bir suç gibi gösterilmek istendi. Pankartını açan ev hapsine, bildirisine imza atanlar ise yandaşların manşetlerine düşürüldü.
Elbette bugünlere bir günde gelinmedi. Laikliğin sınıfsal boyutu bizzat muhalefet güçleri tarafından göz ardı edildi hatta küçümsendi. Laikliğe en çok yoksulların ihtiyacı olduğu unutuldu. Bütün bir sınıfsal çelişkiler, siyasallaştırılmış, istismar edilmiş dini inançlarla görünmez kılındı. Yoksul kitleler kimlikçi, mezhepçi yaklaşımlarla konsolide edildi. Rejim yoksullaştırdığı milyonların şükredip itiraz etmemesi için eş zamanlı olarak onları dindarlaştırmaya da çalıştı. Örneğin çocuklarını yurtdışında ya da ülkenin önde gelen kolejlerinde okutan iktidar temsilcileri, milyonlarca yoksulun çocuğuna ise imam hatipleri dayattı.
Gerici kuşatmayı yalnızca özgürlükler alanının gaspı olarak düşünmek de meselenin özünü kaçırmak olur. Türkiye’de bazı kavramlar bir başka kavramla birlikte daha bir anlam kazanıyor. Özgürlük, adil paylaşım, demokrasi, bilimsel eğitim gibi bazı temel kavram ve talepler bu yüzden bir birinin tamamlayıcısı niteliğinde. Bunu birkaç örnekle açmaya çalışalım.
• ÖZGÜRLÜK
Gerici saldırıların kendini en net gösterdiği yer şüphesiz özgürlükler alanı. Konser ve festival yasaklarından kılık kıyafete, sergilere yönelik fiziki saldırılardan RTÜK eliyle dijital platformların hedef alınmasına, LEMAN Dergisi’nin basılmasından laiklik söyleminin suç sayılmasına kadar yüzlerce örnek sıralanabilir.
• DEMOKRASİ
Laikliğin olmadığı bir demokratik yönetimden bahsetmenin de mümkün olmadığı acı tecrübelerle görüldü. Taliban yönetiminden İran’daki baskılara kadar bölge bu örneklerle dolu. Ülkedeki cemaat ve tarikatların demokrasiye yönelik tehditleri de hafızalarda hala taze.
• BİLİM
Eğitimde ÇEDES projesiyle okullara imam çağrılması, cemaat ve tarikatlarla imzalanan protokoller, Maarif modeliyle evrim teorisinin müfredat dışına atılması gibi örnekler bilimsel eğitimin devre dışı kalması olarak okunmalı.
• SINIF
Sınıfsal talepler ekseninde yani adil paylaşım için laikliğin önemine yukarıda değindik. Sınıfsal boyutunu Son olarak Korkut Boratav’ın şu yorumuyla ifade edersek "Laikliği sahiplenmek sınıfsaldır. Siyasal İslam’ın emekçi sınıflara taşınması sınıf mücadelesini yumuşatmıyor, felce uğratıyor. Siyasal İslamcı ideolojinin işçi sınıfına taşınması sınıf bilincinin kırpılıp nötralize edilmesine sebep olmaktadır. Bu karşımızdaki sınıfsal bir problemdir."


