Google Play Store
App Store

Letonya parlamentosu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı aldı. Kararın gerekçesi ise tıpkı Türkiye’ninki gibi: ‘Aile yapısı bozuluyor.’ Karar tepkiler üzerine her ne kadar 1 sene ertelenmiş olsa da tehdit bitmiş değil. Letonya’daki eylemlerin öncüsü Centrs MARTA’dan Polina Filipova İstanbul Sözleşmesi’nin popülist manipülasyonların hedefi haline geldiğini söylüyor. Zaman kazandıklarını belirten Filipova, “Mücadele devam edecek” diyor.

Letonya, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi erteledi: Avrupa’nın bizi kıskanan kısmı
Letonya’da binlerce kadın ‘‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’’ demek için sokaklara döküldü. (Fotoğraf: Depo Photos)

Buse İlkin YERLİ

Kadınlara ve kazanılmış haklarına yönelik saldırılar tüm dünyada durmak bilmiyor. Sağcı hükümetler kadına yönelik şiddeti engellemek bir yana dursun kadınların yaşamlarını, bedenlerini, haklarını hedef alıyor. Türkiye’nin 2021 yılında çıktığı İstanbul Sözleşmesi, Avrupa çapında da tartışılıyor. Bunun son örneği de Letonya oldu.

Avrupa Birliği (AB) ülkesi Letonya parlamentosu 30 Ekim’de aldığı kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sürecini başlattı. Karar, ülkede ve Avrupa’da büyük tepki yarattı. Tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Edgar Rinkēvičs parlamentodan kararı yeniden gözden geçirmesini istedi. Meclis ise kararı sonraki parlamentoya bıraktı. Eğer cumhurbaşkanı kararı onasaydı Letonya, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen ilk AB ülkesi olacaktı.

Şimdilik ertelense de Meclis’te alınan çekilme kararında sağcı muhalefet partileri rol oynadı. Oylamanın dikkat çeken kısmı ise koalisyon hükümetinde yer alan Yeşiller ve Çiftçiler Birliği üyesi parlamenterlerin çekilme yönünde oy kullanmasıydı.

Kararın parlamentoda görüşülmesinin öncesinde ve kararın ardından başkent Riga’da binlerce kadın sokaklara çıktı. Kadın örgütü Centrs MARTA’nın çağrısıyla düzenlenen eylemlere en az 5 bin kadın katıldı. Letonya parlamentosunun İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının gerekçeleri ise dikkat çekici biçimde Türkiye’nin çekilme sürecini hatırlattı.

‘AİLE YAPISINI BOZUYOR’

Letonya’da çekilme kararını savunan milletvekilleri, İstanbul Sözleşmesi’nin cinsiyet kavramını ‘biyolojik cinsiyetin ötesinde’ tanımladığını ve bunun da ‘aile yapısını tehdit ettiğini’ ileri sürdü. Bu söylem Türkiye’de 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla alınan çekilme kararını meşrulaştırmak için kullanılan ifadelerle neredeyse birebir aynıydı. Her iki ülkede de mesele kadınları koruma değil kadın haklarının sembolü hâline gelen toplumsal cinsiyet kavramını siyasal bir hedefe dönüştürme çabasıydı.

‘YASALARIMIZ YETER’

Tıpkı Ankara’nın 2021’deki açıklamasında olduğu gibi Riga’da da benzer bir cümle tekrarlandı:
“Kadına yönelik şiddetle mücadelede ulusal yasalarımız yeterlidir.” Oysa Letonya’da her beş kadından biri yaşamı boyunca partner şiddetine maruz kalıyor. Kadın örgütlerinin raporları, sığınma evlerinin yetersizliğini, cezasızlık kültürünü ve mağdur destek sisteminin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Buna rağmen iktidar, uluslararası bir denetim mekanizmasından çıkmayı ‘egemenlik’ diyerek savunuyor.

Türkiye’de AKP iktidarının sözleşmeden çekilirken “Milli ve manevi değerleri koruyoruz” dediği gibi, Letonya’da da “Aile modelimizi koruyoruz” vurgusu öne çıkıyor. Aynı strateji, farklı dilde, aynı otoriter refleksle işliyor. Söylemler, Türkiye’yle paralellik oluştuğunu gösteriyor.

Letonya’nın kararı Avrupa’da şaşkınlık yarattı. Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcileri, çekilmenin ‘kadınların korunmasında geri adım’ anlamına geldiğini belirtti. AB’nin 27 üyesi arasında daha önce hiçbir ülke, onayladıktan sonra sözleşmeden çekilmemişti.

MECLİS KARARI SEÇİM SONRASINA BIRAKTI

Letonya Cumhurbaşkanı Edgar Rinkēvičs ise Meclis’i kararı yeniden düşünmeye çağırdı. Cumhurbaşkanı, bir parlamento dönemi içinde İstanbul Sözleşmesi’nin hem onaylanması hem feshedilmesinin, toplum ve uluslararası alanda çelişkili bir mesaj göndereceğini söyledi. Rinkēvičs “Letonya’nın bir uluslararası insan hakları sözleşmesinden çekilen ilk AB üye devleti olacağı dikkate alınmalıdır” ifadelerini kullandı. Rinkēvičs, konunun bir sonraki parlamentonun kararıyla çözülmesinin daha iyi olabileceğini belirtti.

Bunun üstüne Meclis, kararı bir sonraki parlamentoya devretti. Yani karar yaklaşık bir yıllığına ertelendi. 2026’nın Ekim ayında Letonya’da parlamento seçimlerinin yapılması planlanıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ise seçimler öncesi sağ popülist partilerin tabanını güçlendirme hamlesi olarak yorumlanıyor. Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet kavramı, Letonya’da da bir kültür savaşına dönüştürülmüş durumda.

Türkiye’den Letonya’ya uzanan bu çizgi, aslında aynı hikâyenin farklı versiyonu. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi bugün Letonya’da da sokakta kadınlar aynı sözü söylüyor: İstanbul Sözleşmesi yaşatır!

∗∗∗

ZAMAN KAZANDIK AMA MÜCADELE BİTMEDİ

Letonya’da Meclis’in kararına karşı eylemlerinin çağrıcı örgütü Centrs MARTA olmuştu. 5 bin kadını sokaklara döken Centrs MARTA’dan Polina Filipova, kararı BirGün’e değerlendirdi:

İstanbul Sözleşmesi, yanlış bilgi ve popülist manipülasyonların hedefi haline geldi. Karşı çıkanlar sözleşmenin kadınları ve çocukları şiddetten korumadığını, aksine sözde ‘geleneksel aile değerlerini’ tehdit eden bir ideolojik gündemi teşvik ettiğini iddia ediyorlar.

Popülist partiler ve destekçileri özellikle ‘toplumsal cinsiyet’ ve ‘toplumsal cinsiyet rolleri’ kavramlarına odaklanarak anlamını çarpıtıyor. Sözleşmenin, okulların çocuklara ‘cinsiyetlerini özgürce değiştirebileceklerini’ öğretmeye zorlayacağı ya da eşcinsel evliliği yasallaştıracağı yönünde korku yayıyorlar. Bunlar tamamen yanlış iddialar. Sözleşmedeki ‘toplumsal cinsiyet’ terimi, yalnızca kadın ve erkeklerin toplumsal olarak şekillendirilmiş rollerini ifade eder. Bu roller, toplumda şiddet ve eşitsizliğin nasıl ortaya çıktığını etkiler. Sözleşme aile yapısını, cinsel yönelimi veya eğitim müfredatını düzenlemez.

‘SALDIRILAR SİYASİ’

İstanbul Sözleşmesi insan güvenliği, adalet ve onurla ilgilidir. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede en etkili uluslararası sözleşmedir ve devletlerin yasaları, hizmetleri ve önleyici tedbirleri geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Letonya’nın sözleşmeyi 2023’te onaylamasından bu yana önemli ilerlemeler kaydedildi. Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle takip, tehdit ve uzaklaştırma emirlerinin ihlali için daha ağır cezalar koyuldu. Duygusal şiddet suç kapsamına alındı. Devlet kriz daireleri, rehabilitasyon programları ve erkek şiddetine maruz bırakılanlara yönelik psikolojik destek seanslarının süresini artırdı.

Sözleşmeye yönelik saldırılar siyasidir. 2026’da seçimleri yaklaşırken bazı milletvekilleri, oy kazanmak için korku ve yanlış bilgiyi istismar ediyor. Halkın sessiz kalacağını varsaydılar. Sözleşmeyi, hayat kurtardığına dair kanıtlara rağmen, muhafazakâr ve aşırı sağ seçmeni harekete geçirmek için araç olarak kullandılar. Ama halk sessiz değil. Uluslararası tepki de Letonya’nın kararının izlendiğini ve insanların kadın haklarının korunmasına büyük önem verdiğini gösteriyor.

‘FAİLLERİ CESARETLENDİRİYOR’

İstanbul Sözleşmesi’nden acele ve siyasi motivasyonla çekilme süreci çok endişe verici bir mesaj iletiyor. Şiddetle mücadele birçok milletvekili için öncelik değilmiş gibi görünüyor. Bu söylem korumayı reddetmekle kalmıyor, kazanılmış hakları da geri alıyor. Failleri cesaretlendiriyor ve şiddeti normalleştiriyor. Sözleşmeden çekilmek, devletin destek hizmetlerini sürdürme, kolluk kuvvetleri için eğitim sağlama ve koordineli önleme programlarını yürütme yükümlülüklerini zayıflatacak.

LGBTİ+’lar için nefret söylemi ve şiddet artmakta ve mevcut siyasi anlatı doğrudan onları hedef alıyor. Bu söylem ayrımcılığı meşrulaştırıyor ve zaten risk altında olan toplulukları izole ediyor.

‘ZAMAN KAZANDIK’

Bu sırada küçük ama anlamlı bir zafer elde ettik. Parlamento, konuyu bir sonraki parlamentoya havale etme kararı aldı; bu da şimdilik sözleşmenin feshedilmediği anlamına geliyor. Bu karar bize zaman kazandırıyor ama mücadeleyi sona erdirmiyor. Önümüzdeki seçimlerde yurttaşları sorumlu oy kullanmaya ve popülist manipülasyona karşı durmaya teşvik etmeliyiz.

İstanbul Sözleşmesi cinsiyet, cinsel yönelim veya kimlik gözetmeksizin koruyor. İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik yürütülen kampanya değerlerle ilgili değil güçle ilgili. Ancak direniş farklı bir hikaye anlatıyor: Sessiz kalmayacağız.

Polina Filipova

YASALARINIZ KORUMUYOR

Letonya’da 2024 yılında 302 kadın ve kız çocuğu katledildi. Yasalar ‘kadın cinayeti’ tanımını kullanmadığı için öldürülen kadınların kaçının erkekler tarafından öldürüldüğü bilinmiyor. Letonya’da kadınların yüzde 25,1’i yaşamları boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz bırakıldığını bildiriyor. Hayatları boyunca partnerleri tarafından şiddete maruz bırakılan kadınların oranı yüzde 16,1. Letonya’da kadınların yüzde 11’i işyerlerinde cinsel tacize maruz bırakıldığını beyan ediyor.

∗∗∗

2021’DEN BERİ BİNLERCE KADIN KATLEDİLDİ

Türkiye, 11 Mayıs 2011'de İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve 24 Kasım 2011'de Meclis’te onaylayan ilk ülkeydi. 20 Mart 2021 tarihinde ise AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Resmî Gazete’de yayımlanan 3718 sayılı cumhurbaşkanı kararıyla, İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshedilmesine karar verildi. Sözleşmenin feshi bildiriminin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne ulaştırılmasının ardından Türkiye, 1 Temmuz 2021 tarihinde sözleşmeden resmen çekilmiş oldu.

Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, "Kadın haklarının teminatı için İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyacımız olmadığını görüyoruz. Türkiye kendi hukukuyla, anayasal düzenlemeleriyle kadınların hakkını koruyacak güce sahiptir" dedi.

Kaya’nın bahsettiği 6284 sayılı kanunun kâğıt üstünde kaldığı çokça kez gözler önüne serildi. İstanbul Sözleşmesi’nin önce tartışmaya açıldığı sonra feshedildiği 2021’den bugüne kadar en az 2 bin 100 kadın katledildi ya da şüpheli şekilde ölü bulundu.

∗∗∗

AB’DE SÜREKLİ TARTIŞILIYOR

Kadınlara yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, Avrupa Birliği’nin tüm üyeleri ve Birleşik Krallık ile Norveç gibi bazı AB dışı ülkeler tarafından imzalanmıştı. Ancak Bulgaristan, Macaristan, Slovakya, Çekya ve Litvanya sözleşmeyi hâlâ onaylamış değil.

Polonya da 2020'de çekilme tartışmasının yoğun şekilde yaşandığı ülkelerden biriydi. O dönem iktidarda olan hükümet, sözleşmeden çekilme eğilimini açıkladı ancak sonrasında bir adım atmadı. 2023'te yapılan seçimler sonrasında Donald Tusk liderliğinde yeni bir hükümet kurulmasının ardından çekilme konusu iktidarın gündeminden çıktı.

İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin yoğun tartışmaların yaşandığı Çekya'da 2024'te yapılan oylamadan olumsuz sonuç çıktı ve sözleşme onaylanmadı.

Bir benzer durum da popülist başbakan Viktor Orban'ın iktidarda olduğu Macaristan'da yaşandı. Macaristan parlamentosu 2020'de İstanbul Sözleşmesi'nin onaylanmasına ilişkin oylamada, hükümetin söz konusu belgenin "yıkıcı cinsiyet ideolojilerini ve yasa dışı göçü" teşvik ettiğini savunan bildirisini destekledi.

Görsel: Euronews

∗∗∗

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDEN YAŞATIR?

İstanbul Sözleşmesi, şiddete maruz bırakılan kadınların ve LGBTİ+’ların korunmasında bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme. Sözleşme, erkek şiddetine karşı mücadelede kritik önemde. Erkek şiddetine maruz bırakılan kadın ve LGBTİ+’lar için psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlanması ve yeterli sayıda sığınma evi tahsis edilmesi sözleşmenin koruma maddeleri arasında. Sözleşme, kadına yönelik şiddette gelenek, töre, din ya da ‘namus’ gerekçelerini de yaptırıma tâbi tutuyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin tam metnini okuyun: https://istanbulsozlesmesi.org/sozlesmenin-tam-metni/