birgün

14° AÇIK

DÜNYA 25.10.2020 09:08

Libya’da ateşkes anlaşması AKP’nin bozulan hesapları

Libya’da ateşkes anlaşması AKP’nin bozulan hesapları

Dr. Mustafa PEKÖZ - Akademisyen/Araştırmacı Yazar

Ankara’nın oluşturmaya çalıştığı Doğu Akdeniz stratejisinin merkezinde Libya önemli bir yer tutuyor. Bir bakıma başkente sıkışmış olan Fayiz es-Serrac hükümetiyle kurmuş olduğu ilişkiler üzerinde Libya’da bir güç olmayı böylelikle Doğu Akdeniz’de oluşan rekabet ve çatışmada önemli bir inisiyatif oluşturmaya çalıştı.

Ankara’nın bugüne kadar izlediği ve hiçbir somut başarı elde edememiş olan Doğu Akdeniz merkezli dış politikası, oyun kurucu güç olarak dengeler içerisinde yer almak değil esasen kurulan oyunu bozarak kendisine askeri ve politik bir alan açmaya yöneldi. Yani politik kaos merkezli belirlenen stratejinin kısa erimli bir kısım sonuçları olsa da izlenen bölgesel politikanın çöküşünün en somutlaşmış hali Libya’da AKP iktidarının ve dolasıyla Ankara’nın sürecin dışına düşmüş olmasıdır.

Türkiye bölgesel ve küresel çaptaki dengeleri hesaplamadan Libya’da askeri, diplomatik ve politik rekabet ve çatışma alanı içerisine girmesi, çok daha ciddi düzeyde inisiyatif kaybına yol açacağını göremedi ya da kazanamayacağı bir politik-askeri kurama yöneldi. Türkiye’nin Libya stratejisinin esasen başarısız olduğunu bir iki noktada somutlaştırmak mümkün.

NATO ve AB AKP’nin politikasına karşı

Birincisi NATO ve Avrupa Birliği Ankara’nın Libya politikasına karşı. AKP’nin Suriye siyaseti yenilgiyle sonuçlandı. Burada esastan umut kesilmiş görünüyor. Suriye’den vazgeçen Ankara, Libya’da Fransa’nın etkinliğine rağmen NATO desteğini almanın peşine düştü. Ancak NATO’nun Ankara’nın Libya’daki pozisyonunu hiçbir şekilde desteklemedi ve desteklemeyecektir. Hatta Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Brüksel’de Türkiye’nin NATO stratejisine mutlak bağlılığını ilan etmesi ve Libya’da NATO ile birlikte çalışma arzusunu yüksek bir dille seslendirmesinin de tek başına etkili olmadığı anlaşılıyor. Libya üzerinden Paris-Ankara gerilimi sadece iki ülkenin Akdeniz çıkarlarıyla ilişkili olmadığı esasen başka AB’nin bölgesel çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olduğu açıktır. Erdoğan bu sorunu çok basit bir şekilde kendisiyle Macron arasında bir sorunmuş gibi gösterse de bunun böyle olmadığı ve olmayacağı açıktır. Burada kişiler de ülkelerin stratejik çıkarları belirleyicidir.

ARAP BİRLİĞİ İNSİYATİFİ ALDI

İkincisi ise Arap Birliği’nin Ankara’ya karşı aldığı askeri, politik, ekonomik önlemleri. Burada öncelikli olarak Mısır’ın askeri müdahale dahil olmak üzere Ankara’nın Libya politikasına karşı aldığı tutum. Ankara’nın Arapların içişlerine karışmaması uyarısını tür Arap ülkeleri adına yaptı. Mısır, Sirte’ye yönelik her hangi bir saldırıyı ‘kırmızı çizgi’ olarak belirledi. Sisi, Mısır silahlı güçlerini gerektiğinde Sirte’ye müdahale edecek şekilde hazır olma talimatını verdi. Aynı şekilde Tortuk Meclis başkanını ve üyelerini Kahire’ye davet etti. Serrac hükümetiyle iletişime geçerek sorunun Libya’nın iç politik meselesi olduğunu ve taraflar arasında kurulacak diyalogla çözüleceğini belirtti.

Aynı şekilde Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Libya’da bulunduğu dahası uçağının havalandığında çok kısa bir süre sonra Türkiye’nin İHA’larının koşullandığı askeri hüsün ‘menşei bilinmeyen’ uçaklar tarafından vurulması Ankara’ya ciddi bir mesaj olarak algılandı. Bu uçakların hangi ülkeye ait olduğu ve hangi rotaları izleyerek gelip vurdukları bilinmesine rağmen Ankara, bu meselede sessiz kaldığı gibi bir bakıma askeri ve diplomatik bir şok yaşadı denebilir.

Arap Birliği bakımından bir başka önemli nokta da, Arap dünyasının aşamalı olarak Türkiye’den ithal eden malların boykot edilmesine yönelmesidir. Suudi Arabistan ve BAE gelişen ‘boykot’ bütün körfez ülkelerinden etkili sonuçlar verileceği görülüyor.

Arap İslam Birliği Teşkilatı Yüksek Konseyi’nin Ankara’nın Libya’nın ve Suriye’nin iç işlerine karışmaması açıklaması aslında Libya’daki son gelişmelerde çok net olarak görülmeye başlandı,

Birleşmiş Milletlerin gözetiminde Libya’daki sorunların diplomatik yollardan çözümüne ilişkin başlayan süreç AB, ABD ve Arap Birliği tarafından aktif olarak destekleniyor. Serraç Hükümeti ile Hafter/Tortuk Meclisi temsilcilerinin yaptığı görüşmelerde önemli ilerlemeler yaşandığı belirtiliyor.

ANKARA’NIN ÖNERİSİNİ KABUL EDilMEDİ

Ayrıca, Türkiye’nin Rusya’ya Libya önerisi, Suriye’deki askeri güçlerini belirli alanlarda çekme karşılığında Libya’da ortak hareket etme önerisi Moskova tarafından kabul görmedi.

Arap Birliği’nin yoğun diplomatik çabalarıyla başlayan süreç ve sonrasında imzalanan anlaşmada ön plana çıkanlar şunlar:

♦ Yabancı paramiliter güçlerin Libya’dan çıkması ve özelikle Suriye’den Libya’ya getirtilen radikal İslamcı militanlara ve Rusya’nın Wanger şirketine çalışan şirketlere atıf yapılıyor.

♦ BM kararları gereği yabancı güçlerin Libya’ya silah sokulmasının engellenmesi

♦ Sirte’de petrol akışının yine Libya’lı ortak askeri güçler tarafından kontrol edilmesi

♦ Libya şehirleri arasında hava ve kara trafiğinin açılması ve sorunsuz işlemesi

♦ Libya’da askeri gücün tekleştirilemesi için ortak adımların atılması

♦ Hükümetin ve meclisin oluşturulması için seçim takviminin belirlenmesi.

SERRAC’IN İSTİFASI HESAPLARI BOZDU

Libya’da savaşan farklı politik güçlerin bir araya gelmesi ve ortak kararlar alması sürecinde Türkiye yer almıyor. Hatta Serrac’ın ekim ayı sonunda istifa ederek süreci rahatlatmak istediğine dair yaptığı açıklama Ankara’nın planlarını bozan bir başka süreç oldu denebilir.

Ankara’nın bölgesel etki alanını geliştirmek için belirlediği Libya politikası esasen başarısız kaldı denebilir. Ankara başta Libya ve Suriye stratejisi olmak üzere Doğu Akdeniz stratejisini yeniden gözden geçirmeli ve bölgenin politik gerçeğine uygun kaos ve çatışma değil çözüm stratejiler belirlemelidir.

Bu bölgelerde politik gerilim ve askeri çatışma yaratmak Ankara’ya hiçbir kazanımı olmayacağı açıktır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız