Onurlu sanatçılar, insanlar ‘sus’ deyince susarlar mı? Lübnan’ın “yıldızları”nın çoğunun devlet elitleriyle, çete liderleriyle sarmaş dolaş fotoğrafları yok pek. Hayır, gerçekten yok. O kadar bilinçli bir toplum ki Lübnan toplumu, anında sırt çevirir böyle yapanlara.

Lübnan’ın bülbülü susmadı

Mehmet ERDEM

Tek kelime Arapça bilmem. Ama Arapça müziğe bayılırım. Burun kıvıran varsa, Arap müziğinin çok geniş bir kültürel yelpazeden süzülüp gelen inanılmaz gelişkin bir müzik olduğunu belirtmeme izin versinler. Önyargılarımız yüzünden ne kadar çok farklı kültürü ötelediğimizi keşke biraz olsun kavrayabilsek. Biraz biraz Arapça müzik deyince Feyruz’u, bilip, sevenimiz vardır. Çok eskilerimiz gazelleriyle ünlü eşsiz Ümmü Gülsüm’ü dinlerlerdi. Oysa batı enstrümanlarının da eklenmesiyle zaten hayli “geniş” olan müzikal altyapısı daha da büyüyen bir Arap müziği var günümüzde. Ama yine de zevk meselesi, sevmeyen de olacak kuşkusuz.

“Tek bir kelimesini anlamadan dinlerim” dediklerimin arasında Lübnanlı şarkıcı Nawal el Zoghbi başta gelir. Madem seviyorum deyip, hakkında yazılan çizilen ne varsa İngilizce matbuattan izlerdim. Nasıl biri olduğunu öğrendikçe “kan çekiyor” demek ki demiştim, hayır Arap asıllı falan değilim, “fikri yakınlık” anlamında yani. Solcu mudur değil midir hâlâ bilemem ama bir aktivist tarafı var bu başarılı kadının. Bilenlere sorduğumda yaptığı müzik öyle “devrimci” vs. olmasa da toplumsal kimi sorunlara değinir türdenmiş. Yani elinden geldiğince duyarlı olduğu sosyal konularda kelam edermiş sık sık.

Edermiş diyorum, çünkü hayli zamandır izleyemiyorum. İsteksizliğimden değil, araya dünya kadar meşgale giriyor, zaman bulamıyorum, ondan. Ama İngilizce yayın yapan ciddi bir Arap haber sitesinde, onunla ilgili bir habere rastladım geçen hafta. Yeni albümüyle, ne bileyim yaşamında, “magazin severleri” ilgilendiren herhangi bir gelişmeyle yer aldı sandım önce.

“NASIL ELEŞTİRMEM?”

Öyle değilmiş. Benim Nawal el Zoghbi, üyesi olduğu Sanatçılar Sendikası’ndan istifa etmiş meğer. Haber bu. Ciddi bir haber sitesinde yer almasının nedeni ise sendikanın üyelerine koyduğu “politikacıları eleştirme yasağı”na karşı çıkması. Boşuna sevmemişim gerçekten de. Twitter hesabından da paylaştığı iki sayfalık istifa dilekçesinde kaleme aldıkları son derece politik bir kişilik olduğunu gösteriyor Zoghbi’nin. Lübnan halkının yaşamında ülkenin yönetici elitinin çok olumsuz bir etkisi olduğundan girip, o elitlerin siyasi/ekonomik kriz karşısında ne kadar tembel olduklarından çıkmış istifa mektubunda. Yani “bunları bir sanatçı olarak nasıl eleştirmem” demeye getirmiş belli ki. ‘‘Halkımın bir bilinmeyene doğru gidişini arkama yaslayıp izlemek onur duyulacak bir şey değil” gibi, bence tüm yaşam felsefesinin özeti sayılacak, bir de cümlesi var.

Bu kadar sert tepki göstermesinin nedeni şu; Ülkenin tanınan, sevilen aktörlerinden Esad Rachdan, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile ülkedeki her musibetin başı olduğu söylenen damadı Cibran Basil’i eleştirince damadın adamlarının fiziki saldırısına uğrar. Basılan evinin duvarlarına Avn’ın fotoğraflarını asar saldırganlar üstelik. İşte Zogbhi ile Rachdan’ın da üyesi olduğu sendikanın Başkanı Cihat el Atraş, bu olaydan ötürü üyelerden siyasileri eleştirmemelerini, politik konularda görüş belirtmemelerini ister.

Saçmalık tabii. Hadsizlik de bir yandan. Onurlu sanatçılar, insanlar bunu kabul eder mi? Etmezler. Zoghbi de etmemiş işte. Rachdan da “kafamı kesseniz konuşurum” diyen biri. Bravo ona. Sendika Başkanı olan zatın sözlerine başta sendikanın üyelerinin çoğu olmak üzere, toplumun her kesiminden tepki gelmiş. Sanatçıların çoğu, elbette Zoghbi de, Rachdan’la dayanışma içinde olduklarını açıklamışlar.

DÜŞÜNMEDEN İSTİFA ETTİ

Nawal el Zoghby sendikanın tam 20 yıllık üyesi. Hiç düşünmeden istifasını vermiş bu olaylar üzerine. Yaygın söylemle, “ekmek parası”nı televizyona çıkarak, sahne alarak kazanan biri. “Konserlerim iptal olur”, “televizyona çıkarılmam” gibi hesap kitap yapmadan, istifa önemli değil, hükümete böyle meydan okumak, kolay iş değildir.

Hani, memleketimizdekilerin imajından ötürü pek küçümsediğimiz Pop’un Arap müziğindeki temsilcilerindendir Zoghbi. Ama istifa açıklamasında “toplumun daha iyi yaşama isteği benim destek veremeyeceğim bir talep olamaz” diyecek kadar yurttaşlık bilinci vardır. Pop'a uymazmış gibi geliyor tutumu.

Kıyaslamaları sevmem ama ister istemez memleketteki “sanatçılar”ımızı düşünüyorum. İktidarından, çete liderine kadar yakın olan tipleri özellikle. Lübnan, büyük emperyal güçlerin perişan ettiği bir talihsiz ülke, malum. Orada yaşayıp da politik olmamanın olanağı yoktur sanki. Devlet otoritesinin pek olmadığı ülkede, Zoghbi gibi sanatçılar çok da kolay saldırganların hedefi olabiliyorlar. Ama yaşanan haksızlıklar öylesine büyük ki, itiraz duygusunu geliştiriyor insanın, korkuya kapılmadan.

Bir Lübnanlı şarkıcı daha var, pek ama pek çok beğendiğim. Bu sol politik görüşleri ile de tanınan bir kadın sanatçıdır; Julia Boutros. Maruni Hıristiyan’dır. Sanırım eski Lübnan Kültür Bakanı’nın da eşidir. Julia, bilir misiniz, Hizbullah taraftarıdır. Ülkede birliği savunanın, sosyal yardımlaşmayı, sosyal adaleti sağlayanın, İsrail’e karşı ülkenin güvencesi olanın Hizbullah olduğuna inanır. Hizbullah lideri Nasrallah’ın konuşmalarını güfteye çevirip besteleyerek okuduğu marşları çok tutuldu. Televizyon tartışmalarında, kendisiyle yapılan söyleşi ya da röportajlarda son derece politik ifadeler kullanarak yapar itirazını. Korkusu, endişesi yok.

"Sadece şarkı söylerim, benden bu kadar" demeyenlerden Zoghbi de Boutros da. “Benden bu kadar” diyerek sanatıyla muhteşem mücadeleler verenler de var elbette. Ama Lübnan’ın “yıldızları”nın çoğunun devlet elitleriyle, çete liderleriyle sarmaş dolaş fotoğrafları yok pek. Hayır, gerçekten yok. O kadar bilinçli bir toplum ki Lübnan toplumu, anında sırt çevirir böyle yapanlara.

ÇAPIN KÜÇÜKTÜR AMA

Kimsenin eline top, tüfek alıp sokağa çıkmasına gerek yok. Toplumsal iş bölüşümünde etkili ya da değil fark etmez, yaptığı iş her neyse kişinin, o çerçevede yapabileceğini yapar yine de. Hatırlarım yıllar önce Şili’nin faşist diktatörü Pinochet, artık devle başkanı değildir ama hâlâ güçlüdür, geldiği Londra’da kaldığı otelde bir garson tarafından protesto edilmişti. “Ben bir diktatöre hizmet etmem” demişti o garson. Kuşkusuz onurlu ama önemsiz sayılabilecek küçük bir sorumluluğu vardı sadece. O sorumluluktan diktatör eskisini yararlandırmadı yani. Büyük ama çok büyük, soylu ama çok soylu bir tutum değil mi sizce de?

“Çapım ne, etki gücüm ne?” demeden, ne kadarı varsa sorumluluğunun onu hak etmeyen için kullanmamak devrimci bir iştir. Nokta.

Yani Nawal’i sevmekte haklıyım ben, Julia ile o garsonu da. Bir kadın şarkıcı var bizde, adını vermeyeyim, son derece “ün sal”mış biri. Ortam uygun ya, tesettüre girdi bir ara. Lafımız yok, tercihidir nihayetinde. Bir yıl sürdü sürmedi, attı başörtüsünü. Sordular “neden? diye. “İşler kesildi, kimse iş vermiyordu” dedi. Haklı mı? Haklı. Bir sosyalist olarak ona destek vermem şart mı? Şart. Destekliyor, hak veriyorum. Ama Nawal’i, Boutros’u, o garsonu seviyor, onu sevmiyorum.
Şart mı?