birgün

17° PARÇALI BULUTLU

SPOR 14.02.2020 04:00

Lucescu handikapları

Bu ülkenin kötü kodlarından biri de iyi giden şeyler üzerine çökerek onu etkisiz hale getirmektir. Etkisiz hale getirirken de emek vermeden ortaya çıkan iyi durumun yarattığı fırsatlardan nemalanmaktır.

Sergen’in Beşiktaş’a gelişiyle ortaya çıkan olumlu ve iyimser hava herkese bir anlam yüklemiştir. Yeniden var olma ve yeniden takım olma kimliğini kazanmak, sadece Beşiktaş taraftarı ve camiası için değil tüm camialar açısından bir değer olarak algılanmaktadır. Rekabetin var olma sebebi; tarihsel süreç içerisindeki rakiplerin kalitesini yukarıda tutmasıyla doğru orantılıdır. Sergen bu iradeyi Beşiktaş adına tekrar ortaya koydu.

Son iki maçı kazanırsa Beşiktaş şampiyonluğun en büyük adayı olacaktır.

İşte buradaki beklenti ve Sergen tarafından sürecin doğru yürütülmesi, arka planda birtakım gizli gündemler ile Lucescu isminin ortaya atarak ‘parlatma’ işlemlerine başladılar.

En büyük yanılgı ise Shakhatar Donesk ile Beşiktaş’ı aynı kulvarda göstererek algı manipülasyonu yapmalarıdır. Shakhtar’ın Avrupa kupalarındaki başarısı bir tesadüf değil, kurumsal bir politikanın başarıyla uygulanmasıydı. Ayrıca Shakhtar’ın Avrupa kupalarında topladığı puan neredeyse Beşiktaş’ın üç katına eşittir.

163,2 milyon avro para kazanmayla ilgili yorumlar ise, inandırıcı olmadığı gibi, arka plandaki menajer kurgusu içindeki beklentilerin pazarlanmasından başka bir şey değildir.

Ha, eğer Brezilya pazarındaki başarılarından söz edeceksek, o başarı Lucescu’nun değil, kulübün kurumsal başarısıdır. Çünkü bugün bile Shakhtar’da 14 Brezilyalı futbolcu oynamaktadır. Ve son iki teknik direktörleri Portekizli!

Eğer Brezilya pazarından yararlanmak isteniyorsa, her şeyini bitirmiş ve sağlık sorunları da yaşayan, geçmişi başarılı olsa bile, şu süreç için beklentiye cevap verecek durumda olmayan Lucescu yerine, maliyetleri daha da aşağıya çekecek niye bir Brezilyalı ile anlaşılmıyor? Ayrı bir İroni!

Öncelikle, Beşiktaş’ın Shakhtar gibi 8-10-15-18 milyon avrolara transfer yapması mümkün değildir. Çünkü, Beşiktaş ancak ŞL sürekli oynayarak ve öncelik kendi altyapısından yetiştirdiği sıfır maliyetli oyuncular ile, çok düşük maliyete almış olduğu yetenekli yabancı oyuncuları yüksek meblağa bu ligde kalıcı olması halinde satarak çıkış yakalayabilir. Burada Lucescu’ya değil Sergen’e ihtiyaç vardır.

Costa’nın 8’e alınıp 30’a satılması, Fred’in 15’e alınıp 59’a satılması, Willian’ın 14’e alınıp 35’e satılması ile ilgili haberlere basında yer verilmesi, çok iyi dizayn edilmiş bir arka plan çalışmasıdır. Çünkü burada önemli olan alış fiyatı değil, satış fiyatı üzerinde algı yaratılmasıdır.

Shakhtar Donesk’in yüksek meblağa sattığı oyuncuların tamamı, ŞL de çok başarılı performans ortaya koymalarından ve Shakhtar’ın ŞL de kalıcı olmasından dolayı transferleri gerçekleşmişti.

Türkiye Süper Liginde hiçbir oyuncu ‘parlatarak’ 30-40 milyon avroya satılamaz. Bunun en iyi örneği Cenk’tir. ŞL olmasaydı ve o performansı ortaya koymasaydı o paraya satılamazdı.

Lucescu’nun son Milli Takım süresi içinde yaşadıkları ve yaptıkları, ortaya çok kötü ve yetersiz bir performans çıkmasına neden olmuştu. Takıma çağrılan ve çağrılmayan oyuncular arasındaki tutarsızlığın sonuçlara yansıması bunun en temel nedeniydi.

“Çok sayıda oynayan 10 numara oyuncumuz var” demesiyle elindeki zenginliği fakirlik olarak sunması ve “Defansın göbeğinde Ertuğrul Ersoy hariç gelecek vaat eden oyuncu yok. Diğer oyuncular hep 30 yaş üstü. Çağlar da hata yapmıyor değil. 5 tane 20 yaş oyuncusu var onları da U21’e göndermeyi düşünüyorum” diyerek, o kişiler olan Juventus’tan Merih’i, Leicester City’den Çağlar’ı, Schalke’den Ozan ve Roma’dan Met Çetin’i yok saymıştı.

Hele hele hiç seyretmeden Milli Takıma aldığı iddia edilen, o zaman Dordrecht takım oyuncusu olan ama şimdi sanırım boşta kalan Erol Erdal Alkan için, çelişkiler ile dolu açıklaması ve bunu menajerlerle bir ilgisinin olmadığını söylemek zorunda kalması süreç içindeki en rahatsız edici durumdu.

Beşiktaş’ın tekrar menajerlik kurgusu üzerinden bir yapılanmaya girmesi, geriye dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu kulübü tamamen bitirir ama birileri gene kazanır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız