Google Play Store
App Store

Akademisyen Uğur, çalışmasında AKP dönemindeki televizyon dizilerini inceledi. Kadın karakterlerin annelik, evlilik ve itaat ekseninde gösterildiğini aktaran Uğur’a göre diziler muhafazakâr normlar doğrultusunda şekillendiriliyor.

‘Makbul kadın’ın tarifi dizilerde

Tuğçe ÇELİK

ATV ekranlarında yayınlanan "Aynı Yağmur Altında" dizisinde yer alan bir karakterin, Müslüman bir aileye domuz eti ikram ettiği anlar tepkiye yol açtı. İktidarın toplumsal kutuplaştırma çabalarının dizilere yansıması sıra dışı değil. Birçok dizide kadın karakterler ‘makbul kadın’ olarak çiziliyor, muhafazakar-laik çatışması oluşturuluyor. Durum aslında yeni değil. AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllardan itibaren böyle. Akademisyen İlkay Uğur doktora tezinde de bu konuyu inceledi, ilgi gören birçok diziyi analiz etti.

Uğur, ‘2000 Sonrası Türk Televizyon Dizilerinde Kadın Temsilleri’ başlıklı çalışmasında “Çocuklar Duymasın, Asmalı Konak, Yaprak Dökümü, Fatmagül'ün Suçu Ne? Beni Böyle Sev, Kiralık Aşk, Gönül Dağı, Kızılcık Şerbeti ve Kızıl Goncalar’ dizilerini mercek altına aldı. Akademisyen Uğur, şu görüşü paylaştı:  “Özellikle evlilik ve aile temalı dizilerde kadın temsillerinin ataerkil bir toplumsal cinsiyet rejimiyle uyumlu biçimde kuruldu. Popüler dizilerde kadın karakterler fedakârlık, annelik, evlilik ve itaat ekseninde gösterildi. Erkekler ise karar verici ve denetleyici rolünde. Dizilerde ideolojik yeniden üretimin sahasına dönüşüyor. Bir yandan dramatik çatışma kurulurken, öte yandan makbul kadınlık, makbul aile ve itaatkâr toplumsal düzen fikri sürekli dolaşıma sokuluyor.”

Araştırmacı Uğur’un çalışmasında dizilere ilişkin değerlendirmeler şöyle sıralandı:

• Çocuklar Duymasın (2002): AKP’nin “muhafazakârdemokrat aile” politikasına uygun biçimde ilerledi. Haluk ile temsil edilen hegemonik erkeklik, “yeni muhafazakâr erkeklik” modeli, “taş fırın erkeği” namıyla popülerleşti ve geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri dolaşıma soktu. Yabancı uyruklu, bekâr kadınlar cinsellik ve şiddetle ilişkilendirildi. Kadın bedeni üzerinden tahakküm yaratılması normalleştirildi. Kadına karşı cinsel şiddetin görmezden gelindiği, mizah yoluyla önemsizleştirilerek doğallaştırıldığı bir anlatı yapısı mevcut.

• Asmalı Konak (2002): Modern-geleneksel karşıtlığı üzerinden tutkulu aşk ve evlilik konusu ele alındı. “Ağalık” temalı dizilerin başlangıcı oldu. Geleneksel değerleri temsil eden “modern ağa” Seymen üzerinden, karizmaya dayalı bir liderlik modeli sunuldu. Seymen’in kendine güvenen, ailesini koruyan ve düzeni sağlayan otoriter tavırları, hegemonik erkekliğin yeniden üretilmesine hizmet etti.

• Yaprak Dökümü (2006): AKP’nin yükselişiyle örtüşen, muhafazakâr kültürel iklimde yayınlandı. Aileyi merkez yapısı anneliği öne çıkarırken muhafazakâr dönüşümün kültürel yansımalarının de taşıyıcısı oldu. Ali Rıza Bey’in temsil ettiği geleneksel baba figürü, ailesini bir arada tutmaya çalışan otoriter bir yapıyı ortaya çıkarırken, Hayriye Hanım’ın temsil ettiği anne figürü, ataerkil değerlerin kadın eliyle yeniden üretimini sergiledi. Kadın karakterlerin yaşadıkları baskı, şiddet, suçluluk, itaat süreçleri; toplumsal normlar, ailevi değerler ve ataerkil ideolojinin dayattığı rollerle bağlantılı kuruldu. Aile onuru, namus, itibar söylemiyle; kadın bedenini ve emeğini kontrol altına almak doğallaştırıldı. Dizi, ataerkil değerlerin yeniden üretildiği önemli bir örnek.

• Beni Böyle Sev (2013): Muhafazakâr aile yapısının ve ataerkil normların güç kazandığı, AKP’nin üçüncü döneminde (2013-2015) TRT’de yayınlandı. Bu dönemin toplumsal iklimi, medya içeriklerinde geleneksel değerlerin, ideal aile ve makbul kadın temsillerinin yeniden üretildiği bir ortamı yansıttı. AKP’nin toplumsal mühendislik söylemleri ile biçimlenen bu süreçte, aile içi roller, evlilik, kadınlık ve annelik gibi konular tartışıldı, devlet politikaları aileyi korumayı önceleyen düzenlemelerle desteklendi. Dizide, aile içi güç ilişkileri, erken yaşta evlilik ve sınıfsal çatışmalar, aile içi güç dengesizliğinin meşru sayıldığı bir düzlemde işlendi. Dolayısıyla dizi, iktidarın kültürel politikalarıyla uyumlu bir anlatı sundu.

• Kiralık Aşk (2015): Aşk, özgürlük ve kadın kimliği temaları, neoliberal söylemle harmanlanmış, modern bireycilik ekseninde sunuldu. Neoliberal kültürün kadınlara sunduğu seçme özgürlüğü görünürleşirken; bu özgürlüğün aslında sınıfsal, cinsel ve kültürel kodlarla sınırlandığı gösterildi. Kadın bedeni estetikleştirildi. Modern aşkın ideolojik inşası sunulurken erkek egemen söylem yeniden inşa edildi.

• Yasak Elma (2018): Türkiye’nin 2000’li yıllardan itibaren geçirdiği toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümün bir yansıması. Kadın karakterlerin evlilik ve romantik ilişkiler aracılığıyla sınıfsal konumlarını dönüştürmeye çalıştığı bir anlatı sunarken; bu dönüşüm neoliberal bireycilik ile ataerkil değerlerin kesişiminde biçimlendi. Kadınlık “güzellik, itaatkârlık ve tüketim pratikleri” ile ilişkilendirildi ve kapitalist sistemin talepleriyle uyumlu hale getirildi. Evlilik, ekonomik ve sosyal bir yatırım biçimi olarak sunuldu. Dizi bireysel hikâyeler üzerinden eşitsizlikleri meşrulaştıran bir söylem üretti.

• Kızılcık Şerbeti (2022): Türkiye’nin kutuplaşmış sosyal yapısını seküler ve muhafazakâr iki aile üzerinden işledi; sınıfsal, kültürel ve ideolojik farkların gündelik yaşamdaki yansımalarını gösterdi. Aile içi ilişkiler, kadın erkek rolleri, evlilik kurumu, bireylerin kimlik mücadelesi işlenirken; ataerkil düzenin sürekliliği ve kırılganlığı arasında gidip gelen bir anlatı dikkat çeker. AKP iktidarında toplumsal yaşamın muhafazakâr normlar doğrultusunda, yeniden şekillendirildiği bir bağlamda; kadın bedeni, evlilik, aile yapısı ve dini pratikler gibi ideolojik alanlarla temas etti, bu dönüşümü eleştirel bir bakışla sundu.

• Kızıl Goncalar (2023): Türkiye’nin mevcut toplumsal, siyasal ve kültürel yapısındaki kutuplaşmalarla doğrudan ilişkili. Kadınların eğitime erişim hakkı, çocuk yaşta evlilik, şiddet, ataerkil denetim gibi meseleleri hem dini cemaat içerisinden hem de seküler çevreden karakterler aracılığıyla gösterdi. Kadın karakterlerin maruz kaldığı yapısal eşitsizlikler, dindar erkek figürler tarafından yeniden üretilen “fıtrat, iffet, itaat ve sadakat” kavramları aracılığıyla meşrulaştırırken; seküler karakterlerin müdahaleleri bu söylemlere eleştirel bir karşı duruşu temsil etti. Dizideki söylemler, AKP döneminde kurumsallaşan muhafazakâr-toplumcu ideolojinin kültürel kodlarını yansıtır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, üst sınırdan idari para cezasıyla 2 kez yayın durdurma cezası verdi. Bu müdahale, dizinin sorgulayıcı, eleştirel yönlerinin mevcut siyasal ortamla çeliştiği noktada sansürlendiğini ve kültürel alanın sınırlandırıldığını gösterdi.