birgün

8° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 05.10.2015 09:56

Mars’ta insan bulundu

Film, gerçek hayatta Mars’a gitme şansı olmayacak insanların yaşadığı ülke Ürdün’de çekilmiş. Ne garip ! Film NASA’nın ana merkezini yansıtırken, dünyanın her köşesinden zeki insanları da topladık mesajını ihmal etmemiş

Marslı –The Martian; Amerika nerede olursa olsun, karada, havada, denizde, uzayda, geride tek bir Amerikalı bırakmaz, konulu bir film. Bu sefer bu konunun geçtiği yer Mars. Ve kurtarılması gereken kişi Mark Watney (Matt Damon) isimli bir astronot. Filmin yüzde 75’inde tek kişilik oyunculuğu ile Matt Damon filmin başı çekiyor gibi gözükse de, filmde başrolde NASA oynuyor. Bir romandan uyarlanan filmin yönetmeni ise Ridley Scott. Tam notluk Alien, Blade Runner ve Prometheus filmlerinden de bildiğimiz üzere, bilim kurgu denilince Ridley Scott’un hedefi ıskalaması neredeyse imkânsız. Yönetmen “Uzayda kimse çığlığını duyamaz” dediği Alien filminden sonra Mars’lı filmi ile bu çığlığı duyurmaya çalışmış adeta.

Murphy yasası
Ares 3 adlı ekip Mars’taki araştırma sırasında patlayan bir fırtınaya yakalanırlar. Acele ile üssü terk ederler. Fırtınada sert bir şekilde savrulan astronot Mark Watney’nin ölmüş olduğunu düşünerek onu Mars’ta bırakarak gemiyle havalanırlar.
Kısa bir süre sonra Mark’ın ölmediğini anlarız. Bu noktadan sonra Mark’ın hayatta kalma ve kurtulma hikâyesini izleriz. Murphy yasasının “Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır” maddesi filmin gerilim ve heyecan kısmını oluşturan kalıp. Eskiden bilimsel filmler fantastik ölçüler taşırdı ancak son yıllarda Interstellar, Gravity örneklerinden yola çıkacak olursak, bilimsel sonuçların doğru ve çarpıcı bir şekilde hikâyeye entegre edildiği filmlerle karşı karşıyayız.

mars-ta-insan-bulundu-77265-1.Esprili yalnızlık
Marslı, yakın gelecekte geçiyor. İzole bir yerde, bir bireyin fiziksel ve psikolojik zorluklarla mücadele ederek hayatta kalmaya çalışması fikri normalde depresif olabilecek bir şeyken, filmde kullanılan sıcak esprili hava bu sıkıcı hali tamamen ortadan kaldırıyor. Özellikle Mark Watney’in her gün kaydettiği video günlükteki monologlar çok eğlenceli. Benim en çok güldüğüm sözü ise, kendi dışkısı ile Mars’ta patates yetiştirirken “Mars, benim botanik güçlerimden korksun” oldu

NASA merkezi
Film gerçek hayatta Mars’a gitme şansları hiç olmayacak insanların yaşadığı bir ülkede, Ürdün’de çekilmiş. Ne garip değil mi? Film NASA’nın ana merkezini yansıtırken, dünyanın her köşesinden zeki insanları topladık mesajını ihmal etmemiş. Bir nevi, United Colors of NASA olarak çalışanlar siyahi, uzak doğulu, Latin, Hintli. Henüz Türk yoktu. CIA dizilerine şekilsel olarak türbanlı Müslümanları yerleştiren modası henüz NASA’da kullanılmamış. Film güzel bir deneyim vaat ediyor, kaçırmamak gerek.

***

‘Yabancı’ olmaya çalışırken
mars-ta-insan-bulundu-77266-1.Bu haftanın en çok konuşulan Zeki Demirkubuz’un Bulantı filmi hakkında yazmam için çok istek aldım. Film eleştirisi mantığının dışına çıkarak sadece temel birkaç düşüncemi paylaşmak isterim. Bence sorgulayan kişi gençliğinde varoluşçuluk ve nihilizmden etkilenir. O dönemde sanatsal anlamda ne üretmenin peşindeyse, bu felsefelerden etkilenen bir ana damar tutturur. Edebiyattaki önemli örneklerinden etkilenir. Bu ıstıraplı gelişme çağını depresyonsuz ve intiharsız atlattıktan ve yetişkin olarak hayata adım attıktan sonra, bu insanın tüm sorgulamalarından bir şey çıkarmış olması gerekmez mi? İlk gençlik yıllarında sorguladığımız “anlam” “anlamsızlık” “kayıtsızlık” “kötülük” “yabancılık” “hiçlik” “varlık” gibi kavramları ısıtılmış bir edayla filminde sergilemek niyedir? Ayrıca bu insan neden kendisini merkezde tutan bir film yapmak istemektedir? İnsan aynı zamanda hem “yabancı” hem paylaşımcı olabilir mi?

İhtiyat
Bazı filmleri yazmak benim için zordur ama bu filmin zorluğundan değil, kendi zorluğumdandır. Öncelikle “Kim ne isterse çeker. Sinema kimsenin tapulu malı değil” düşüncesi beni geri iter. Bir filme karşı bunu hissettiğimde anlarım ki o filmi beğenmemişimdir ancak eleştirmen damarım bu önerme yoluyla, beğenmeme hissiyatımı daha makul bir seviyeye çekmekte önemli rol oynar. Bir diğer zorluk şuradan çıkar; dünyada bir şey/biri bir şekilde meşrulaştı mı onunla ilgili herkesin gözü kör olur. Karşı olanlar da, taraftar olanlar da aynı derecede sivridir ve onlarla konuşulması zordur. Demirkubuz bir şekilde bu noktada meşruiyetini hatta bir nevi dokunulmazlığını ilan etmiş gözüküyor. Hal böyle olunca eleştirmen doğal olmayan bir tavırla daha ılımlı olmaya zahmet gösteriyor. İşte ben de bu zoraki ihtiyatı sevmiyorum. Tabii aynı şekilde sivri dilli olmak adına anlamsızca yermeye de karşıyım. Bunların dışında zaten zar zor, tek tük iyi bir şeyler üretilen ülkemizde “aman üretilsin de nasıl üretilirse üretilsin” teşvik anlayışına oldum olası karşıyımdır. Yerli bir filmi ülke standartlarına göre değerlendirmek hatalıdır ve bundan fayda gelmez.

Tezat
Hayatta benliğini var eden kavramları ve tutunduğu felsefeyi, inanış biçimlerini etkileyici bir hikâyeyle, kör göze parmak sokmadan anlatan yönetmenleri ve filmleri son derece seviyorum. Bulantı filminin en büyük yapmacıklığı belki de yönetmeninde ve başrol karakteri Ahmet’te ( o da yönetmenin kendisi) yatıyor. “Yabancı”yı oynamaktan keyif alan bir yönetmenin, bu fazla kişisel bulduğum filmi ile kendini paylaşması son derece tezat oluşturuyor. “Yabancı”nın kendisine de yabancı kalması gerekir, gerçek hayatta da filmlerinde de. Ben böyle bildim.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız