birgün

10° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

BİRGÜN KİTAP 14.02.2020 01:22

Marx’ın felsefesini tartışmaya açmak

Marx’ın felsefesini tartışmaya açmak

A. Dinç ALADA

M. Nuri Durmaz, Marx’ın Yasaları: Onto-Epistemolojik Bir Okuma başlıklı kitabı ve tartışılmayı hak eden hipotezleriyle karşımızda. Bu, Marx’ın felsefesine bir giriş kitabı değil. Marx’ın felsefesinin içinden konuşan bir deneme. Bir düşünce tarihi kitabı da denebilir. Marx merkeze konuyor, onun referans düşünürleri, ondan etkilenenler, fikir çemberi içinde yer alanlar Marx’ın felsefesi ile ilişkilendirilerek toplumsal yasalara bakışı tartışılarak ortaya çıkarılıyor. Nuri Durmaz daha da ileri gidiyor kendi Marx çözümlemesinde anahtar rol oynayabilecek düşünürleri, Plotinus örneğinde olduğu gibi, çekip onları da tartışmaya çağırıyor.

Kitap 5 bölümden oluşuyor. İlk bölümde; Marx’ın yasa anlayışının modernizm ile hesaplaşması felsefe tarihinden iz sürülerek okuyucuya aktarılıyor. İkinci bölümde; Nuri Durmaz’ın felsefeye bakışını yansıtan ve Marx’a ulaşmayı kolaylaştırıcı olarak düşündüğü epistemolojiyi ontolojik temel ile bütünleşik okuma çabasının ana hatları açıklanıyor. Üçüncü bölüm; Marx’ın ontolojisinin ana hatları, gerçeklik düzeyleri, toplumsal gerçekliğin tarihselliği, monist ontoloji, temsil ontolojisi, semptomatik ilişkisel ontoloji adlandırmalarıyla açıklığa kavuşuyor. Dördüncü bölümde; Marx’ın yasa anlayışı, evrensellik, zamansallık ve belirsizlik meselesi üzerinden pozitivizm eleştirisine odaklanılarak netleştiriliyor. Beşinci bölüm ise; Marxcı yazarların üzerine çok fazla gitmedikleri, Engels ile Marx arasındaki felsefî nüans irdeleniyor. Nuri Durmaz, bir zamanlar Adam Smith’e atfen söyleneni Engels’e uyguluyor: Das Friedrich Engels Problem.

‘HER İNSAN FİLOZOFTUR’

Toplumla ve toplumsal sorunlarla bağlantılı olarak felsefeyi gerekli gören, Marx’ı felsefe tarihinin içine özenli bir şekilde yerleştirmek isteyen okurlara seslenen bir kitap var karşımızda. Samimi, açık ve basite indirgeyerek, kullandığı her kavramı gözümüze sokarak değil, fark ettirmeden öğreten bir dille yazıyor Durmaz. Gramsci’nin ‘her insan filozoftur’ sözünü doğrularcasına okuru ciddiye alarak, onu felsefeye taşıyarak tartışıyor Marx’ı, felsefesini, Marxcı yazarları ve Marx’ın referanslarını.

Sosyal bilimcilerin, sosyal bilimlere ilgi duyanların dikkate almaları gereken bir kitapla karşı karşıyayız. Marx’ın gerçeklik konumlandırmasını, 1. Düzey olarak varlığı, madde temelinde, 2. Düzey olarak varoluşu da doğasal ve toplumsal gerçeklik olarak basitleştiren Durmaz’ın, toplumsal gerçekliğin tüm boyutlarını, ekonomi, siyaset, kültür vd. gerçeklik düzeyleri bağlamında ayrı ayrı ancak bütünleşik bir toplum felsefesi ile araştıran tavrı sosyal bilimciler için ufuk açıcıdır. Sosyal bilimlerin ayrıştırıcı, aşırı uzmanlaşmayı teşvik edici bir aura içinde öğrencisi, öğreticisi olarak yer alanlar için oto-sınırlandırmalarımızdan kurtulmamıza yol açabilecek bir okuma bekliyor bizi.

Bir ayraç da elbette iktisatçılara, iktisat öğrenen ve iktisat öğretenlere açılmalı. İktisada dair giriş kitaplarından daha ileri okumalara, yasa dendiğinde (azalan verimler yasası gibi) her zaman ve her yerde kesin olarak gerçekleşeceği ilan edilenin Marx’ın ‘yasaları’ ile uyuşmadığı fikri ile karşılaşmaya hazır olmalılar. Durmaz’a göre, Marx, erken ekonomi politik eleştirilerinden şah eseri Kapital’e değin geliştirdiği ontolojik bakış ile ekonomi politiğin kesinliğin ifadesi olan yasaları karşısına, kendi geliştirdiği, birer beklentiyi, tahmini ya da bir potansiyeli yansıtan yasalarını (kârların düşme eğilimi yasası, artı değer yasası gibi) koyuyor.

UMMADIĞINIZ BİR DÜŞÜNÜR

Marx’ı Popper’in eleştirilerinden okuyanlar, Marx’a sırt çeviren liberaller, onu görmezden gelen ya da ondan korkanların bu kitapta hiç ummadıkları bir düşünürle karşılaşacaklarından hiç şüphe yok. M. Nuri Durmaz, önce pozitivizm kilidini açıyor, Marx’ı, Feuerbach - Hegel karşılaştırması üzerinden konumlandırıyor, felsefesini tartışılır bir zeminde değerlendiriyor. Bu zeminde hipotezler, tahminler, bekleyişler bulunduğundan, okuyucular, bilginin mutlaklığını dışarıda bırakan bir yazar ile karşılaşıyor.

Doğallıkla, esas tartışmayı, eleştiriyi Marx’ın fikirlerini benimseyen, onun üzerine çalışanlar yapacaktır. Kitapta kurulan çatıya ve tavra karşı çıkacak olan onlar. Yazarın biz okurlardan beklediği, görmezden gelinmek değil, okunup eleştirilmektir. Ancak bu sayede düşünceler gelişme yolu bulabilir.

Eleştiri her okurun kendi birikimi, düşünsel önceliği ve bakışı doğrultusunda ortaya çıkar. Kendi ilgi alanımdan baktığımda Marx’ın felsefesine ilişkin sağlam bir kurguya sahip bu çalışmadan farklı düşündüğüm ikincil öneme sahip iki nokta bulunuyor. İlki, Ricardo’ya kadar ekonomi politiğin, modern bilgi yapısı ile uyuşmadığı, 19. Yüzyılın sonunda, iktisat bilimi ve siyaset bilimi olarak ayrışması ile ortaya çıkan bu sosyal bilimlere göre daha az kesinlikçi olduğu konusundaki yaklaşımı tartışılabilir. İngiltere cephesinde, 16. Yüzyılın sonları ve 17. Yüzyılın başlarından itibaren, ekonomi politik Bacon – Hobbes – Petty usta çırak ilişkisi vasıtasıyla, gözlemi, ölçüyü, istatistiği kısaca bilimselliğin olmazsa olmazlarını ekonomi, siyaset ve yönetim düşüncesine dahil etmiş olsa da duyusal gerçeğin kesinlikçi tavrını da beraberlerinde analizlerine taşımışlardır. 19. Yüzyıl sonlarında ekonomi biliminin diğer sosyal bilimlerden ayrıştırılarak tarihin, siyasetin, etiğin başka bilimlerin konusu yapıldığı başka bir uzmanlaşma rüzgârında, en akılcı kararları veren, kendi çıkarını düşünen iktisadi insan, geleceği de mükemmel olarak bilen kurgusal bir özneye dönüştürüldü. Kesinliğin iktisat düşüncesinde temellendirilmesinin sadece Ricardo ile başlamadığı, modernizmin izlerinin 16. Yüzyılın sonu ve 17. Yüzyılın başlarında da mevcut olduğu dikkate alınmalıdır.

ÖZNE-YAPI GERİLİMİ

Nuri Durmaz, kitabının 4. Bölümünde yasa kavramsallaştırmasını temellendirmek üzere daha önce hiç yapılmamış bir hamle ile belirsizlik meselesini Marx’ın felsefesi ile ilişkilendirdi. Bu bağlantı şayet kurulmasaydı, gerçekten de Marx’da yasa fikrinin neden diğer sosyal bilimlerde kurgulanandan daha farklı olduğu yeterince açıklanamazdı. Kapital’de kârların düşme eğilimi gibi yasaların geleceğe dönük bir beklentinin ifadesi olduğu, 18 Brumaire’de, Louis Napoleon’un darbesinin beklenmedik olana karşılık geldiğini, ancak bu darbenin tarihsel ve toplumsal arka planının varlığının bu sonucu doğurduğunu Durmaz kitabında aktarmaktadır. Belirsizliğin bir diğer boyutu olan beklentilerin yanılgıya uğraması sonucu yeni çıkış yolları aramak ise yasaların tarihselliği ile açıklanıyor: “Yasalar, yapısal-sistemik bağlam ortadan kalkınca artık işlemez olurlar...Yeni bir tarihsellik içerisinde yerlerini başka yasalara bırakırlar”. Durmaz’a göre, Komünist Manifesto’nun 1872 Almanca baskısına önsözde Marx ve Engels, Şubat Devrimi’nde ve Paris Komünü’nde elde edilen deneyimlerin 1848 tarihinde ortaya konan programı eskittiğinden ve dolayısıyla devlet mekanizması üzerine yeniden düşünülmesi gereğinden bahsederler. Böylece Marx’da “kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı”nın olmadığı, onun “mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuştuğu” okuyucuya aktarılmaktadır. Nuri Durmaz’ın, Marx’ın felsefesini çözümlerken ortaya koyduğu bu yenilikçi hamle ile kısmen uyuşmayan faktör ise rastlantısallığa pozitif anlam yüklemesidir. Batı Avrupa’da kapitalizmin gelişmesine odaklanan Marx’da tarihselliğin aşamacılığa yönelmediği, amaç yüklü olmadığı, mutlak bir evrensellik içermediğini ayrıntılandıran Durmaz, yerinde bir tartışmaya da kapı aralıyor: özne – yapı gerilimi. Marx’ın bu gerilimi çözme gayretine örnek olarak da 18 Brumaire’den aktardığı şu cümleyi gösteriyor: “insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar; fakat bu keyiflerine göre kendileri tarafından seçilmiş koşullarda değil de geçmişin doğrudan doğruya miras bıraktığı koşullarda olur”. Durmaz, Karatani’yi de desteğe çağırarak buradaki yapma eyleminin “doğal olarak geliş[me] koşulları altında” gerçekleştiğini ileri sürer. Buna ek olarak, İskoç Aydınlanması yazarlarının çokça kullandıkları, liberal düşünürlerin de sahiplendiği ‘kendiliğindenlik’ fikrinin “yapma iradesini itibarsızlaştıran ve otomatikleştiren” bir kavram olarak ‘doğal olarak gelişme’ fikrinden farklı olduğunu da ileri sürer. Kanaatimce Marx, mutlak belirlenimcilik, zorunluluk karşısında ‘beklenmedik olana’ adım, adım bir süreç içinde yaklaşmıştır. Marx’ın Doktora tezinden başlayarak, belirsizlik ya da ‘beklenmedik olan’ın varlığı fikrine ulaştığı sonucunu çıkarmak (sayfa 258) kolay görünmüyor. Ayrıca rastlantısallık veya benzer bir içeriğe sahip olan olumsallık, her ne kadar “mutlak bir telos’un zorunluluğunu dışlasalar” da “doğal olarak geliş[me]” ile aralarındaki mesafe kısa (sayfa 249) değildir. Çünkü, rastlantısallık ya da tesadüfîlik aynı zamanda sorumsuzluk anlamına da gelir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız