Google Play Store
App Store

Ahlak sistemlerini alt yapı-üst yapı geriliminde radikal olarak eleştirip, diğer yandan “Zaten Marx da kapitalizmi eleştirirken böylesi bir ahlaki sisteme dayanmıştı” demek savunulması zor bir konumda yer almayı gerektiriyor.

Marx kapitalizmi neden eleştirdi?

Önder KULAK - Kurtul GÜLENÇ

Karl Marx’ın kapitalizm eleştirisinin günümüze kadar gelmiş geçmiş tüm kapitalizm eleştirileri içinde en kapsamlısı ve radikali olduğu konusunda herhangi bir kuşku duymamamıza rağmen bu eleştirinin ahlaki bir boyut içerip içermediği konusunda bir fikir birliğinden söz edemiyoruz.

Anlayacağınız Marksistlerin ahlak meselesiyle başı epey dertte. Bunun temel sebebi Marx’ın düşüncesinde ahlak sistemlerinin ve ahlaki yargıların kaynağı sorusuyla kapitalizm analizi ve devamında post-kapitalist toplum tasarımında ahlaki eleştirinin var olup olmadığı tartışmasının içsel olarak bağlantılı olması. Bir yandan ahlak sistemlerini alt yapı-üst yapı geriliminde radikal olarak eleştirip, diğer yandan “zaten Marx’ın kendisi de kapitalizmi eleştirirken böylesi bir ahlaki sisteme dayanmıştı” demek daha en başından teorik ve pratik açıdan savunulması zor bir konumda yer almayı gerektiriyor. Bu yüzden mesele son otuz kırk yılda oldukça karmaşık bir hal aldı.

ANALİTİK FELSEFE VE MARKSIZM

Özellikle İngilizce konuşulan dünyada baskın olan analitik felsefe geleneğinin 1970’lerden itibaren Marksist düşünceye artan ilgisi konuya ilişkin önemli bir literatürün oluşmasında belirleyici olmuştur. Bu ilgiyi tetikleyen iki önemli gelişmeden söz edilebilir. İlki 70’li yıllardan itibaren Marksist teoriyi de etkisi altına alan etik alanındaki çalışmalara entelektüel çevrelerdeki yoğunlaşan yönelimdir. Bu yönelim bir yandan felsefenin pratik alanla ilişkisinin ön plana çıkartılmasına vesile olmuş, diğer yandan etik ve diğer disiplinler arasındaki ilişkinin yeniden ele alınarak gözden geçirilmesini olanaklı kılmıştır. İkincisi ise reel sosyalist ülkelerdeki (özellikle Sovyet Bloku ve Çin Halk Cumhuriyeti) uygulamalarla bağlantılıdır. Bu ülkelerdeki uygulamaların yarattığı olumsuz sonuçlar Marksizmin kendi içinden yükselen teorik ve pratik ihtiyaçlarla birleşerek söz konusu tartışmaların yaygınlaşmasını mümkün kılmış, özellikle çöküşten sonra yürürlüğe giren özeleştiri sürecinde sosyalist ideolojinin uygulamalarında açığa çıkan hataların etik değerler bağlamında yargılanıp yargılanamayacağı ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni sosyalist modellerin hangi türden değerlere bağlı kalınarak inşa edilmesi gerektiği çerçevesinde yeni söylem ve önerilerin belirmesine yol açmıştır.

Bu iki gelişme ekseninde şekillenen süreç hem Kıta Avrupa’sı Marksizminde hem de analitik Marksizmde karşılık bulmuştur. Avrupa felsefesinin 20. yüzyılın başlarından itibaren Marx’ın yaklaşımına gösterdiği ilgiye aşina olduğumuzdan söz konusu süreçte asıl dikkat çekici ve şaşırtan gelişmenin analitik felsefe geleneğinin Marx’ın metinlerine gösterdiği yoğun merak ve ilgi olduğu ileri sürülebilir. Özellikle son kırk yılda Amerika kıtasında neo-Marksizme, Eleştirel Teori’ye ve Kurtuluş Teolojisi’ne artan ilgi; Marx’ın, düşüncesini, belirli türden bir ahlaki teori ekseninde temellendirip temellendirmediği yönündeki tartışmalara yönelik soruşturmayı da motive etmiştir. Bu eksende birçok çağdaş analitik düşünür -Allen W. Wood, G. A. Cohen, Jon Elster, Andrew Collier, Donald C. Hodges, Richard W. Miller, Norman Geras, Robert Tucker vb.- Marx’ın metinlerini dilsel ve mantıksal düzlemde felsefi açıdan analiz etmeye çabalamıştır. Bu eğilimin ana hedeflerinden biri Marx’ın tüm metinlerini kavramsal düzeyde didik didik ederek düşünürün kapitalizm eleştirisi ve komünist toplum tasarımının ahlaki bir çerçeveyle bağlantılı olup olmadığı sorusuna yanıt bulmaktır.

AHLAK TARTIŞMALARI

Bu tartışmada öne çıkan isimlerden biri olan Allen W. Wood’a göre adalet, hak vb. gibi kavramlar Marx için eleştirel bir içeriğe ve işleve sahip olmayan ideolojik yapılar olduğundan Marx tarafından hiçbir şekilde kapitalizm eleştirisi bağlamında kullanılmamıştır.2 Başka bir ifadeyle, Marx kapitalizme ilişkin adalet eksenli bir eleştiri geliştirmemiştir. Lucio Colletti ise Marx’ın, içinde herhangi bir normatif ya da ahlaki bakışın yer almadığı yeni bir sosyal bilim yaratmayı hedeflediğini, bu sebeple kapitalizm eleştirisini bütünüyle bilimsel bir çerçevede yapılandırdığını vurgular. Kısaca Marx ahlak vaaz vermemiş, sosyal bilim yapmıştır.

Bunlara karşıt olarak, Ziyad I. Husami’ye göre, Marx’ın kapitalizm eleştirisi bir (dağıtıcı) adalet teorisi eşliğinde işler.3 Husami, Marx’ın kapitalist toplumun sınıfsal yapısından kaynaklandığını düşündüğü iki farklı adalet anlayışının var olduğuna yönelik bir önerme öne sürdüğünü iddia eder: Burjuva sınıfının adalet anlayışı ile işçi sınıfının adalet anlayışı. İki sınıfın çıkarları, arzuları ve ilgileri farklı olduğundan bu sınıfların faillerinin ahlaki sistemleri, inançları ve değer yargıları da farklı olabilir. Bu varsayımdan hareket edildiğinde kapitalist sistemde yaşayan failler arasında gerçekleşen değiş tokuş burjuva sınıfı açısından son derece adilken, işçi sınıfı açısından hiç de adil değildir. Husami’ye göre Marx politik olarak işçi sınıfının yanında yer aldığından, burjuva sınıfı açısından adil olan, düşünür için hiç de adil değildir. Düşünüre göre Marx’ın kapitalizm eleştirisine adalet mefhumu eşlik etmiştir, yani kapitalizm eleştirisinin ahlaki bir boyut içerdiği kabul edilebilir bir savdır.

Sonuç olarak, uzayıp giden bu tartışmada nihai düzeyde bir fikir birliği sağlanamamıştır. Marx kapitalizmi ahlaki bir yaklaşımla yargıladı mı? Eğer yargıladıysa, bu yaklaşımın içerdiği kavramlar/ölçütler neler? Marx’a göre kapitalizm adil olmayan bir sistem midir? Kapitalizm, insanların temel haklarını göz ardı ettiği için mi aşılmalıdır yoksa insani özgürleşmenin asla tam anlamıyla yaşanamayacağı bir sistem olduğu için mi? Tüm bu sorular Marksizmi çağımızın en yakıcı konularından biri olan değerler sorunuyla ilişkilendirmemizi mümkün kılmakta ve bizi Marksist yapıyı salt ekonomik ilişkilerle inceleme hatasına düşmekten alıkoymaktadır.