Google Play Store
App Store

Milliyet’in getirilmek istendiği yeni kıvam bu artık. Nur Vergin’e yazdırılan bu güzelleme, elbette Metin Münir’e, Semih İdiz’e yazdırılamadı...

Mustafa Sönmez (Cumhuriyet)
• Milliyet’in getirilmek istendiği yeni kıvam bu artık. Nur Vergin’e yazdırılan bu güzelleme, elbette Metin Münir’e, Semih İdiz’e yazdırılamadı, yazdırılamazdı. Örneğin, bakın ne yazmıştı Metin Münir 16 Ağustos’ta: “Deneyimli bir diplomatın sözleri ile ‘Saflık, romantizm, bilgisizlik, danışmama ve katiyen ders almamak’ Davutoğlu’nun temel özellikleridir.” Ve 17 Ağustos’taki yazısının bitiş cümlesi: “Davutoğlu gitmez veya aklını başına toplamazsa Erdoğan’ın da Türkiye’nin de başına büyük dert açacak. Göreceksiniz.” RTE ve adamları bu satırları hazmedemiyor, ellerindeki onca medya yığınağına rağmen ana akım medyadaki tek tük eleştirilere bile tahammül edemiyor, anında tensikata zorluyor, kukla yönetimlere medyanın teslimini istiyorlar.

Cengiz Çandar (Hürriyet)

• İnsanların içine işlemiş baskı duygusunun duvara asılarak dışavurumu bir sözler ve bir yerel gazete bürosunda görülebilir. Baskının aldığı biçimler ve yol açtığı sonuçlar, bölgede gerek nüfuz ve gerekse mali güç olarak hayli güçlü bir iş adamının ağzından şöyle dökülüyor: “Kürt halkını onursuzlaştırmak için devlet elinden geleni yaptı. Açlığa, yoksulluğa mahkum edilmek istenen bir halk, Kürt halkı. Bu duruma itilen bir halkı onurunu da kaybeder…” Ve, bu konuda çarpıcı örnekler veriyor. Buna da “direniş” elbette mevcut. Mardin’de Mezopotamya ovasının üzerine yayılmış, kimisi Suriye Kürt topraklarından bize göz kırpan ışıkların büyüleyici görüntüsü karşısında hararetli sohbetimiz sürüyor.

Mehveş Evin (Milliyet)

• Bugün açlık grevlerinin 55’inci günü... Bu süreçte Diyarbakır’a, bölgeye gitmeden ve insanlarla konuşmadan bu sorun hakkında fikir beyan edenleri gerçekten anlamıyorum! Zira siyasi görüşü ne olursa olsun, Diyarbakır’da hemen herkes açlık grevleri ve öne sürülen taleplere saygı gösteriyor. Namık Durukan’la Diyarbakır’da geçirdiğimiz dört günde, çaycısından imamına, AKP’lisinden BDP’lisine, kiminle konuşursak konuşalım ortak üç tema öne çıktı: 1- Açlık grevlerinin talimatla yapılamayacağına, bireylerin kendi iradeleriyle yapıldığına dair inanç.

Gülay Göktürk (Bugün)

• Hapisteki tutukluları böyle karşılanması imkânsız taleplerle açlık grevine sokan güç aslında onların ölmesini istiyor. Evet, PKK öne sürülen taleplerin kabul edilmesinin mümkün olmadığını herkesten iyi biliyor. O, hesabını "başarı" üzerinden değil, açlık grevindekilerin ölümü üzerinden yapıyor. Ölümler başlasın, kitlesel boyut kazansın, her ölümle birlikte tansiyon yükselsin, dışarıdaki gösterilerin şiddeti artsın, halk arasında çatışmalar çıksın, Türkiye "idare edilemez" hale gelsin... Böylece terör örgütü, Şemdinli'de başaramadığı; okul boykotlarıyla, okul yakmalarla, canlı bombalarla sağlayamadığı ortamı yaratabilsin, hesabı yapıyor.
2- Taleplerin haklı, özellikle anadilde eğitimin tüm Kürtlerin talebi olduğu... Öcalan’a tecridin kaldırılmasının ise pek çok gerginliğe son verebileceği.
3- Cezaevinden bir cenaze çıkarsa, büyük karmaşanın yaşanacağı, insanların sokaklara döküleceği... En sık duyduğum tanım, “duygusal kopuş yaşanmasın”.