Medyadan Seçmece
Seçmecenİn bugünkü yazarlarından Mustafa Sönmez AKP'nin inşaat sektörüne olan 'merakını' gündemine alırken Vatan'dan Okay Gönensin son günlerde iktidar çevresi tarafından dillendirilen idam söylemini eleştirdi. Cemaat'e yakınlığı ile bilinen Bugün'den Gülay Göktürk de idam söylemini gündemine alırken Sabah'tan Süleyman Yaşar ise Obama yönetimini övüp Obama'ya karşı çıkanları eleştirdi...
• Mustafa Sönmez (Cumhuriyet)
AKP rejimi, inşaata dayalı birikimde en önemli katkıyı inşaatın en önemli girdisi olan arsayı temin ederek sağlıyor. TOKİ, RTE’ye doğrudan bağlı denetim dışı bir dev kuruluş olarak yeniden dizayn edilirken, kamu arsalarını bünyesinde bulunduran Arsa Ofisi, TOKİ’ye dahil edildi. Böylece sınırsız kamu arazisini kullanma yetkisi TOKİ’ye geçti. TOKİ de kâh iştiraki Emlak Konut acılığıyla bu arsaları kullanıp sektöre katkı yaptı, kâh arsaları ham haliyle ihaleli ya da ihalesiz inşaat baronlarına satarak onlara alan açtı. Sektörü sürükleyen güç durumundaki Emlak Konut, eski Emlak Bankası’ndan miras bir kuruluş. TOKİ’nin verdiği arsaları müteahhitlerle ortak, prestijli konut yatırımında kullanıyor. Ağaoğlu, Varyap, GAP, Aşçıoğlu gibi büyük müteahhitler, Emlak Konut üstünden TOKİ’nin en önemli partnerleri.
•Okay Gönensin (Vatan)
Ölüm cezası ülkemizde, medeni ülkelerdeki fikir ve uygulama gelişmelerine bakıldığında hem geç kaldırıldı hem de “istemeden” kaldırıldı. Bilindiği gibi PKK lideri Türkiye’ye idam edilmemesi koşuluyla verilmişti; dönemin üç partili koalisyon hükümeti idam cezasının kaldırmış ve Öcalan’ın asılmayacağı güvencesini vermişti. Ölüm cezasının toplumumuzdaki tarihine girmeye gerek yok, ama hâlâ “sallandıracaksın üçünü beşini, bak bu işler nasıl düzelir” duygusunun, bu düzeyde bir kıraathane felsefesinin varlığını koruduğuna da kuşku yok. Bu geri düşüncenin en veciz ifadelerinden biri de, 12 Eylül askeri yönetiminin başının “asmayalım da besleyelim mi” sözü olmuştur. Ölüm cezası gelişmiş toplumlarda çok uzun tartışılmıştır ve bu toplumlar kendi kıraathane filozoflarına rağmen “ileri” tavırlar almış, bir daha da geriye dönmemişlerdir.
•Gülay Göktürk (Bugün)
Türkiye'de hakim olan siyasi kültürün uzlaşmaya değil çatışmaya dayanması yüzünden, bizde koalisyon hükümetlerinin kötü sonuçlar verdiğini söyleyenlerin atladığı bir noktayı vurgulayarak (şimdilik) bitireyim: Madem ki siyasi kültürümüz uzlaşmacı değil çatışmacı bir kültür, bu olumsuz özelliğin Başkanlık sistemine nasıl yansıyacağını neden hiç hesaba katmıyorsunuz? Başkanlığı bir partinin, Temsilciler Meclisi çoğunluğunu ise başka partinin kazandığı durumlarda, Meclis'in başkanı iş yapamaz hale getirebileceğini, ihtiyaç duyulan yasaları ve bütçeyi çıkarmayarak icrayı tamamen kitleyebileceğini neden düşünmüyorsunuz? Uzlaşma kültüründen yoksun bir siyasi yapı, koalisyonları işlemez hale getirebileceği gibi, Başkanlık sistemini de kitleyebilir.
•Süleyman Yaşar (Sabah)
Dikkat ederseniz Başbakan Erdoğan seçim sonuçları belli olunca hemen Obama'yı telefonla arayarak tebrik etti ve birlikte uyumlu çalıştıklarını belirtti. Oysa TÜSİAD ve CHP, Obama'nın başkanlığı kazanmasının ardından yüksek sesle bir tebrik mesajı duyurmadılar. Çünkü bu süper zenginler kulübü TÜSİAD ve CHP, Obama'nın aynı Başbakan Erdoğan gibi fakirlerin yanında durduğunu biliyorlar. Obama'nın sağlık ve eğitim harcamalarını çoğalttığını böylece düşük gelir gruplarına fırsat eşitliğini sağlamak için yoğun çaba gösterdiğini biliyorlar. Obama'nın fırsat eşitliğini sağlamak ve gelir dağılımını düzeltmek amacıyla süper zenginlerden vergi almasının ardından bu sürecin küreselleşeceğini ve sonunda Türkiye'ye de geleceğini, kendilerinden de ilave vergi alınacağını düşünüyorlar.


