Google Play Store
App Store

“İkinci Cumhuriyet”in fikir babası, 28 Şubat’a karşı çıkan, AKP’ye kuruluşundan itibaren destek veren...

“İkinci Cumhuriyet”in fikir babası, 28 Şubat’a karşı çıkan, AKP’ye kuruluşundan itibaren destek veren, İslamcı-liberal ittifakının temsilcilerinden biri, kararlı bir “yetmez ama evet”çi olan Mehmet Altan, Star gazetesinin başyazarlığından ayırınca hükümeti topa tuttu. “Hükümet biat istiyor” , “Sapına kadar sansür var” diyerek hükümete açık bir tavır içine girdi.

ANF haber ajansına demeç verdiği için başyazarı olduğu Star gazetesinden ayrılan Mehmet Altan, son yıllarda Hükümete karşı tutumlarından dolayı işinden olan sadece bir ilk değil. Tutuklanan bazı gazetecilerin listesi bir yana, köşelerini arkalarında bırakmak zorunda kalan, gazete, televizyon değiştiren yazar sayısı da gün geçtikçe artıyor. Ahmet Taşgetiren, Fehmi Koru, Bekir Çoşkun, Ece Temelkuran, Banu Güven, Can Dündar, Ruşen Çakır…

Biz de neden bu duruma gelindi sorusunu yanıtlamayı bir başka günlere bırakıp T24 internet sitesinde Hazal Özvarış’a konuşan Altan’a kulak verelim...

»Medyanın sermaye sahiplerine ilişkin kırmızı çizgileri biliyoruz, ancak hükümet ve basın arasındaki ilişkiye dair büyük bir sessizlik var. Sizin Star’dan ayrılma süreciniz bunun en net göstergelerinden biri oldu. Bu ilişkinin kırmızı çizgileri neler?

Mehmet Altan: Çizgilerin başında, eleştiri yapmamak geliyor. Dostane eleştiri dahi kabul edilemez hale geldi. Ayrıca, yapılan olumlu icraatları alkışlamak da yetmiyor. “Ne yapılıyorsa ilk defa yapılıyor; bu yapılanlar yeni bir Türkiye yaratıyor; bu sayede dünya bize hayran kalıyor.” Bu zeminde konular ikiye ayrılıyor; ya CHP’yi ağır bir şekilde topa tutabilirsin ya da eskisi kadar olmamakla birlikte, askeriyeyi eleştirmeye devam edebilirsin.

Türkiye'deki siyasal iktidarın kırmızı çizgilerini, varlığı siyasete bağlı yazarların yazıp yazmadıklarına bakarak da anlayabiliriz. Kişilerin politikalarını, yazılmayanlar belirliyor.

»Tam burada soralım, bahsettiğiniz biat kültürü nasıl somutlaşıyor?

M.A.: Pek çok gazetede, gazetecilik ilkeleri değil, siyaset geçerli. Siyasetçiye biat edenler yönetime geliyor. Geriye kalanların da, hoşa gitmeyen bir şey yaptıklarında nasıl sindirildikleri ortada.

»Konuşalım o zaman, basın finansmanını nereden kazanıyor?

M.A.: Basın, parasını halktan veya habercilikten kazanmıyor. Gazeteler, satış fiyatlarının çok üstünde maliyete sahip. Para daha ziyade nüfuz ticaretinden ve ilandan kazanılıyor. Parayı gazetecilikten kazanamayınca oyunun kuralını parayı veren belirliyor. Bu da gazeteciliği öldürüyor ve talimat gazeteciliği devreye giriyor...

»Maliyet ve satış arasındaki farkı kim, nasıl ödüyor?

M.A.: Ya başka bir iş alıyorsun ya da siyasi baskıyla ilan topluyorsun. Yani, satış aracılığıyla halk ödemiyor. Türkiye'de reytingler konuşuluyor ama gazete tirajları sorgulanmıyor. Gerçek satışlar ile gösterilen tirajlar gözetildiği zaman bir zarar ortaya çıkıyor. O zararı kim, neden ödüyor... Bu soruyu araştırmak gerek... O zaman yaşanan berraklaşır...

»“Siyasi baskıyla ilan toplamak” ifadesini açar mısınız?

M.A.: Bir medya mecrasına normalde ilan vermeyecek olanların ya da iktidarın manyetik alanında olanların mecburen verdiği ilanları kast ediyorum. Ziyan, böylece finanse ediliyor…

»"Artık bitti" diyor musunuz, yoksa hâlâ umutlu musunuz?

M.A.: Umudum bitti, diye bir şey yok. Ama düne göre daha vahim bir noktadayız. O yüzden avaz avaz bağırıyorum.

»"Yetmez ama evet", bugün geçerliliğini koruyor mu?

M.A.: Şu an zor. Ama AKP, pratik bir parti. Belki eleştirileri görür ve olmadık bir viraj kazanabilir ama burada devleti ele geçirmek meselesini altını çizmek gerekiyor. AKP zihniyeti, kuantum sıçramasına uğrar da, devlet dediğimiz şeyin bütün herkese eşit mesafede hizmet olduğunu algılarsa, bu hayırlı olur. Ama bu sıçrama olur mu, onu bilemiyorum. Yine de umuduma tamamen duvar örmüş değilim.”

Hazal Özvarış T24