birgün

-3° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 14.12.2019 16:39

Mehmet Atılgan babası Yusuf Atılgan'ı anlattı

Mehmet Atılgan babası Yusuf Atılgan'ı anlattı

Aylak Adam” ve “Anayurt Oteli” romanlarının yazarı Yusuf Atılgan, ölümünün 30. yılında Ataşehir’de anıldı.

Ataşehir Belediyesi’nin Aralık ayı kültür sanat etkinlikleri kapsamında Neşet Ertaş Kültürevi’nde düzenlediği anma etkinliğine, Yusuf Atılgan’nın oğlu yazar Mehmet Atılgan, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyeleri Burcu Şahin ve Erhan Kıvanç katıldı. Programın moderatörlüğünü ise Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Aslan Erdem yaptı.

Konuklar, Türk edebiyatındaki dönüşümün yapıtaşlarından sayılan Yusuf Atılgan’ın yazınsal portresini, kitaplarında oluşturduğu karakterlerin analizlerini konuştu.

Etkinlikte ilk sözü alan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Burcu Şahin, Atılgan’ın eserlerinde varoluşçuluk felsefesinin etkilerinin olduğunu söyledi. Şahin, “1950’lerde bir yandan köy edebiyatı akarken diğer yandan da Camus, Sartre gibi varoluşçu yazarların etkisiyle Demir Özlü, Vüs’at O. Bener ve Yusuf Atılgan gibi yazarlar bireyi anlatmışlardır,” dedi.

Şahin, Lars Svendsen’in “Sıkıntının Felsefesi” kitabı üzerinden Atılgan’nın “Aylak Adam” ve devamı niteliğindeki “Anayurt Oteli” kitapları üzerinden ‘sıkıntı’ temasına değindi.

Erhan Kıvanç da Yusuf Atılgan’ı şu sözlerle anlattı: “Yusuf Atılgan az sayıda eser vermesine rağmen Türk edebiyatı içinde önemli bir yere sahip. İlk romanı Aylak Adam’da yabancılaşma ve yalnızlık temasını işledi. Anayurt Oteli’nde ise iletişimsizliğe rağmen olayların rasyonel bir şekilde anlatılamayacağına vurgu yaptı.”

Kıvanç, Patrick Süskind’in “Aşk ve Ölüm” kitabı üzerinden Yusuf Atılgan’ın yapıtlarında aşk teması üzerinde durdu.

Akademik incelemelerin ardından söz alan Mehmet Atılgan da babasını anlattı: "Aklımda 10 yıllık babamla geçirdiğim bir evren var. Çok şefkatli, iyi bir babaydı. Beni gördüğünde gözünün içi gülerdi. Bana bağırdığını hiç hatırlamıyorum. Hatta Anayurt Oteli kitabını yazarken cama çıkar çocuklara bağırırmış. Çocukları sevmezmiş ama ben doğduktan sonra çocuklara bakış açısının değiştiğini bütün arkadaşları söyler. Çok iyi bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim. Moda’da dolaşırdık babamla. Bana sevdiği sokakları, evleri gösterirdi. Kitaplarında da fark etmişsinizdir sokak isimlerine meraklıydı. Küçük Çamlıca’yı çok severdi. Orada, tepede bir melengeç ağacı vardı. Ona ‘koca melengeç’ derdi. Altında oturup çay içerdik. Vapura binmeyi çok severdi. Bütün vapurların ismini, nerede yapıldığını bilirdi. Çalıştığı dönemlerde beni Karacan Yayınları’na götürürdü. Orada da esnaf lokantalarında birlikte yemek yediğimiz anları hatırlıyorum. Milliyet’te çalıştığı dönemler her gün bana kitap, oyuncak getirirdi.”

Mehmet Atılgan, “Babam miskin lafını çok severdi. Tembel yerine hep miskin derdi. Anneme bir gün iş dönüşü “Serpil bir sokak ismi gördüm adı Miskin Adam’mış” dedi. Ertesi gün geldi. İşe giderken tabela silinmiş, “Meğer ‘Misk-i Amber’miş sokağın adı” dediğini hatırlıyorum." ifadelerini kullandı.

Mehmet Atılgan, “Anayurt Oteli”nin yazmadan önceki 5 yıl süresince, varoluşsal sıkıntılar yaşadığına da dikkat çekti.

Katılımcılardan gelen “Yusuf Atılgan’ın sinemaya olan ilgisi nasıldı?” sorusuna Mehmet Atılgan şu yanıtı verdi: “Sinemaya çok düşkündü. O yıllarda adı Sinema Günleri olan İstanbul Film Festivali’ni hiç kaçırmazmış. Yazarlığının arkasında sinema aşkının olduğunu düşünüyorum. Özellikle Sam Peckinpah, Alan Pakula, Stanley Kubrick, Coppola çok sevdiği yönetmenlerdi. Babam varoluşçuluk edebiyatından çok etkileniyor. Sartre, Albert Camus okurdu.”

Babasının Kafka’yı çok sevdiğini söyleyen Mehmet Atılgan, “Kendi evrenini yaratan tek yazar” yorumunu yapardı." dedi.

Mehmet Atılgan konuşmasının son bölümünde şunları söyledi: “Babam köy ve kırsalı çok iyi bilirdi. O yüzden köy ve kırsalı anlatan iki yazar Anton Çehov ve William Faulkner’den etkilendiğini söyleyebiliriz. Çehov’un ‘Bozkır’ kitabını çokça kez okuyup ‘Bu nasıl adam’ diye ağladığını hatırlıyorum. Türk edebiyatıyla ilgili olarak bir televizyon programında kimseyi kırmamak adına pek bir şey söylemiyor. Ama Nezihe Meriç’i, Onat Kutlar’ın öykülerini, Cemal Süreya ve Sait Faik’i çok severdi. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’u çok okurdu.”

Panel sonrası konuşmacılar çiçek takdim edildi.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız