Melankoli ve ışığın peşinde
Melankoli ve ışığın izinde ilerleyen Oscar and the Wolf, güçlü sahnesiyle özel bir konumda yer alıyor. Grubun kurucusu Colombie, “Dünyada yaşananlar yürek burkuyor ama güzel olan şu ki müzik bizleri birbirimize yaklaştırıyor” dedi.

Tuğçe ÇELİK
Belçikalı müzik grubu Oscar and the Wolf, müzisyen Max Colombie’nin hayata geçirdiği, elektronik altyapılarla melankolik pop tınılarını buluşturan bir proje. Colombie’ye gitarda Daniel De Bruin, davul ve perküsyonda Claudio Arduini, klavyede Ozan Bozdağ, gitarda ise Kris Verhelst ile Filip Brans eşlik ediyor. 2014’te ‘Entity’ albümüyle çıkış yapan grup, rüya ve karanlık imgelerini işleyen şarkılarıyla duygusal bir atmosfer yaratırken sahnede görselliğe verdiği önemle de dikkat çekiyor.
Türkiye’yi ‘ilham veren ikinci evi’ olarak tanımlayan Colombie ve grubu, 8 Ekim’de İstanbul Zorlu PSM’de, 16 Ekim’de ise İzmir Tarihi Havagazı Fabrikası’nda dinleyicilerin karşısında olacak. Konser öncesi Colombie ile müziğinin dinamikleri üzerine konuştuk.
Colombie, kullandığı imgelerin ardında yalnızca estetik bir kaygı değil, varoluşa dair sorgulamalar bulunduğunu söylüyor. Hayatta onu motive eden şeyin karşıtlık olduğunu belirten sanatçı, ışık ve karanlık ya da mutluluk ve hüzün fark etmeksizin duyguların temelinde zıtlıkların bulunduğunu belirterek ekliyor: “Biri olmadan diğeri var olamaz. Bu boyutta bizim için bir gerçek olması beni düşündürüyor ama belki evrensel bir gerçek değildir. Bu ikilik, aşkın tasvirinde de kendini gösteriyor." Aşkı hem büyüleyici hem de tehlikeli bir güç olarak gören sanatçı “Her zaman içinde bir miktar tehlike olduğunda âşık olurum. Sinir sistemim sanki hayatta olduğunu hissedebilmek için drama arzuluyor" diyor. Bu, şarkı sözlerindeki risk ve kırılganlığın iç içe geçtiği duygusal yoğunluğu da açıklıyor.
İYİLEŞTİREN TARAFTAYIM
Aynalar ve maskeler de sanatçının sahne ile özel hayat arasındaki sınırları sorgulamasına aracılık ediyor. Müzisyenin “Aynalarla pek rahat değilim çünkü fazlasıyla gerçeği yansıtıyorlar, yine de onlara çekiliyorum. Ben maske takmayı ve dünyamı kurgulamayı tercih ediyorum” sözleri, Colombie’nin sahne personası ile özel benliği arasındaki sınırların belirsizliğini ve arayışını ortaya koyuyor.
Colombie, müziğini aşık olmanın ya da ulaşılmaz bir aşkı arzulamanın insani deneyimleri üzerine inşa ettiğini belirtiyor. Müziğin şifa veren yönüne de vurgu yapan sanatçı “İçinde yaşadığımız dünya çok yürek burkucu ama güzel olan şu ki müzik bizleri birbirimize yaklaştırıyor. Belki müzik ruhu biraz olsun iyileştiriyor. Ben işin daha çok iyileştiren ve yatıştıran tarafında olmak isterim” diyor. Bu yaklaşım, sahnedeki görsel dilde de kendini gösteriyor. “Resim eğitimi aldım ve yönetmenliği seviyorum, bu yüzden görsellik müzikle el ele gidiyor. Oscar and the Wolf’un görsel dünyasına erimem gerekiyor ki tatmin olayım. Yalnızca müzik güzel, ama beni ayakta tutmaya yetmiyor” diyen Colombie, konserlerini ışık, kostüm ve atmosferle bir bütün haline getiriyor.
Türkiye’deki performanslarında ise bu bütünlük daha yoğun hissediliyor. Sanatçıya göre Türk seyircisi benzersiz bir enerjiyle sahneye karşılık veriyor: “Türk dinleyiciler kendilerini acıya ve melankoliye bırakıyorlar; bunun çok güzel, cesur ve başka hiçbir yerde görmediğim bir şey olduğunu düşünüyorum.”


