Memleketimden manzaralar
Birgün Birgün Birgün Birgün
Nazım Hikmet’in sergilediği gibi manzarası, hikayesi zengin bir memlekette yaşıyoruz… Manzaraların bir ucu “lüküs” hayatlara, öteki ucu yoksullukla işsizliği çıkar, bir ucunda devletin ceberrutluğu, öteki ucunda dinin, geleneğin, cehaletin kıskacı yaşanırken, hikayelerde değişen fazla bir şey de yok. Nazım Hikmet’in insan manzaralarından biri örneğin… “Fuat  tersanede tesviyeci,  19 yaşında girdi hapse          […]

Nazım Hikmet’in sergilediği gibi manzarası, hikayesi zengin bir memlekette yaşıyoruz… Manzaraların bir ucu “lüküs” hayatlara, öteki ucu yoksullukla işsizliği çıkar, bir ucunda devletin ceberrutluğu, öteki ucunda dinin, geleneğin, cehaletin kıskacı yaşanırken, hikayelerde değişen fazla bir şey de yok.


Nazım Hikmet’in insan manzaralarından biri örneğin…
“Fuat 
tersanede tesviyeci, 
19 yaşında girdi hapse 
                  üç arkadaş perdeleri indirip 
                        bir kitap okudukları için. 
Ve yatıyor iki yıldır. 
Şimdi içerilere gönderiyorlar.” 
Fuat gibi bugün de kitap okuyan onca siyasetçi, gazeteci, akademisyen, öğrenci, emekçi, “içerde“ !… Yine soru soran, hak arayan, özgürlüklerden  söz edenlerin yolu emniyetle hapishanelerden geçmekte.
Örnek çok da, son haftada gündeme gelen bir kaç yargı hikayesi…
“İçerdekilerden” biri; Selahattin Demirtaş
HDP eş başkanıyken terör propagandası yapmak suçundan dokunulmazlığı kaldırıldı ve 3 yıla yakın “içerde”…  Dünkü duruşmasında mahkeme tutukluluğunun devamına karar verdi.   
Savunmasını okumak lazım; neden içerde olduğunu öğrenmek için değil, ne halde olduğumuzu öğrenmek için.
Örneğin tutukluluğun hükümlülüğe dönüşmesi… Örneğin benzerleri suç sayılmazken onun konuşmalarının suç sayılması… Örneğin siyaseten çözüm ararken teröre destek olmakla suçlanması…
Demirtaş da kendisine yöneltilen iddialara yanıt verirken, bu ülkede kimlerin serbest bırakıldığından örnekler vererek tutukluluğun haksızlığını  vurgulamakta.
En önemlisi de davanın siyasi niteliğinin altını çizen sözleri…
Davasının18 Eylül’de AİHM’de görüleceğinden söz ederek şöyle diyor: “Strasbourg’da, tam da olması gerektiği gibi, bir tarafta Adalet Bakanlığı’nın yetkilileri, bir tarafta ben ve avukatlarım… Burada da olması gereken bu. Adalet Bakanlığından temsilciler, Külliye ‘den temsilciler savcılık makamına otursaydı gerçekçi bir görüntü oluşurdu.”
Konuşmalarının hiçbirinde terör propagandasına dair bir şey bulunmadığını söylerken, “Siyasetçinin işi, canların feda edilmesini izlemek değildir. Durdurmaktır, çözmektir. Biz bunu yapmaya çalıştık” diyerek barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan misyonunun altını çizmekte. 
Belki asıl suçu da, hükümetin değişen rüzgarına karşın bu misyona devam etmesinde saklıdır; kim bilir!
Bir başka “içerden” hikaye; Osman Kavala
Özetle söylersek, Osman Kavala, bu ülkeye para kazanmanın dışında “hayrı dokunan” ender iş adamlarından biri.
Bir yıla yakın iddianamenin hazırlanmasını bekledikten sonra “Gezi eylemlerinin bir numaralı sanığı” olarak yargılanmakta. Suçu, “Anayasal düzeni, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” müş!…
Şirin Payzın’la yaptığı söyleşide kendisine yöneltilen iddianameyi dikkate okuduğunu ve ipe sapa gelmez bir kurguyla karşılaştığını söylerken, hakkında bir de 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne destek suçlaması gibi ayrı bir soruşturma dosyası olduğunu, hiçbir bilgiye sahip olmadığı bu ikinci dosyanın 20 aydır iddianamesinin ortaya çıkmadığını belirtmekte.
Açık Toplum, Soros, Gezi gibi ipe sapa gelmez iddialarla, 15 Temmuz’un asıl sorumluları dışardayken,  bu adam 625 gündür içerde ve hastaneye giderken bile kelepçeli!
 Bir de şimdilik “içerde” olmaktan kurtulan insan hakları savunucuları
Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “nöbetçi genel yayın yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için malum “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanan Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin, Şebnem Korur Fincancı için son duruşmada beraat kararı verildi.
Kuşkusuz “içerde” olmaları yerine “dışarıda” olmaları sevindirici…
Ama bugün hala memleketimin can yakıcı hikayeleri adliyelerde tecelli eder ve dava konusu olmayacak suçlar “icat” edilirken, “beraat” kararlarına sevinmek de zor.
 Şebnem Korur Fincancı’nın duruşmada söylediği sözlere bir bakın: “Beraat ifadesini doğru bulmuyorum çünkü ben suçsuzum. Eğer burada bir suç tanımı yapılacaksa ifade özgürlüğünü ihlal etmenin bir suç olduğunu belirtmek istiyorum.”

Nazım Hikmet’in sergilediği gibi manzarası, hikayesi zengin bir memlekette yaşıyoruz… Manzaraların bir ucu “lüküs” hayatlara, öteki ucu yoksullukla işsizliği çıkar, bir ucunda devletin ceberrutluğu, öteki ucunda dinin, geleneğin, cehaletin kıskacı yaşanırken, hikayelerde değişen fazla bir şey de yok.

Nazım Hikmet’in insan manzaralarından biri örneğin…

“Fuat 
tersanede tesviyeci, 
19 yaşında girdi hapse 
                  üç arkadaş perdeleri indirip 
                        bir kitap okudukları için. 
Ve yatıyor iki yıldır. 
Şimdi içerilere gönderiyorlar.” 

Fuat gibi bugün de kitap okuyan onca siyasetçi, gazeteci, akademisyen, öğrenci, emekçi, “içerde“ !… Yine soru soran, hak arayan, özgürlüklerden  söz edenlerin yolu emniyetle hapishanelerden geçmekte.

Örnek çok da, son haftada gündeme gelen bir kaç yargı hikayesi…

“İçerdekilerden” biri; Selahattin Demirtaş

HDP eş başkanıyken terör propagandası yapmak suçundan dokunulmazlığı kaldırıldı ve 3 yıla yakın “içerde”…  Dünkü duruşmasında mahkeme tutukluluğunun devamına karar verdi.   

Savunmasını okumak lazım; neden içerde olduğunu öğrenmek için değil, ne halde olduğumuzu öğrenmek için.

Örneğin tutukluluğun hükümlülüğe dönüşmesi… Örneğin benzerleri suç sayılmazken onun konuşmalarının suç sayılması… Örneğin siyaseten çözüm ararken teröre destek olmakla suçlanması…

Demirtaş da kendisine yöneltilen iddialara yanıt verirken, bu ülkede kimlerin serbest bırakıldığından örnekler vererek tutukluluğun haksızlığını  vurgulamakta.

En önemlisi de davanın siyasi niteliğinin altını çizen sözleri…

Davasının18 Eylül’de AİHM’de görüleceğinden söz ederek şöyle diyor: “Strasbourg’da, tam da olması gerektiği gibi, bir tarafta Adalet Bakanlığı’nın yetkilileri, bir tarafta ben ve avukatlarım… Burada da olması gereken bu. Adalet Bakanlığından temsilciler, Külliye ‘den temsilciler savcılık makamına otursaydı gerçekçi bir görüntü oluşurdu.”

Konuşmalarının hiçbirinde terör propagandasına dair bir şey bulunmadığını söylerken, “Siyasetçinin işi, canların feda edilmesini izlemek değildir. Durdurmaktır, çözmektir. Biz bunu yapmaya çalıştık” diyerek barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan misyonunun altını çizmekte. 

Belki asıl suçu da, hükümetin değişen rüzgarına karşın bu misyona devam etmesinde saklıdır; kim bilir!

Bir başka “içerden” hikaye; Osman Kavala

Özetle söylersek, Osman Kavala, bu ülkeye para kazanmanın dışında “hayrı dokunan” ender iş adamlarından biri.

Bir yıla yakın iddianamenin hazırlanmasını bekledikten sonra “Gezi eylemlerinin bir numaralı sanığı” olarak yargılanmakta. Suçu, “Anayasal düzeni, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” müş!…

Şirin Payzın’la yaptığı söyleşide kendisine yöneltilen iddianameyi dikkate okuduğunu ve ipe sapa gelmez bir kurguyla karşılaştığını söylerken, hakkında bir de 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne destek suçlaması gibi ayrı bir soruşturma dosyası olduğunu, hiçbir bilgiye sahip olmadığı bu ikinci dosyanın 20 aydır iddianamesinin ortaya çıkmadığını belirtmekte.

Açık Toplum, Soros, Gezi gibi ipe sapa gelmez iddialarla, 15 Temmuz’un asıl sorumluları dışardayken,  bu adam 625 gündür içerde ve hastaneye giderken bile kelepçeli!

 Bir de şimdilik “içerde” olmaktan kurtulan insan hakları savunucuları

Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “nöbetçi genel yayın yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için malum “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanan Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin, Şebnem Korur Fincancı için son duruşmada beraat kararı verildi.

Kuşkusuz “içerde” olmaları yerine “dışarıda” olmaları sevindirici…

Ama bugün hala memleketimin can yakıcı hikayeleri adliyelerde tecelli eder ve dava konusu olmayacak suçlar “icat” edilirken, “beraat” kararlarına sevinmek de zor.

 Şebnem Korur Fincancı’nın duruşmada söylediği sözlere bir bakın: “Beraat ifadesini doğru bulmuyorum çünkü ben suçsuzum. Eğer burada bir suç tanımı yapılacaksa ifade özgürlüğünü ihlal etmenin bir suç olduğunu belirtmek istiyorum.”

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız