birgün

21° AÇIK

YAŞAM 23.10.2018 07:22
author

Menderes’i İnönü mü astırdı?

Menderes’i İnönü mü astırdı?

Bilgisiz kalabalıklar baskıcı rejimler için bulunmadık nimet. Otokrat liderler, başlarında bulundukları topluluk ne kadar az bilgiliyse gerçeği o kadar eğip bükebiliyorlar, doğru olmayan şeyler söylüyor ve doğru olmayan bu şeyleri kalabalıklara gerçek gibi kabul ettirebiliyorlar. Demokrasi, vatandaşlar sorumluluk yükleyen bir sistem, bilmek ve kafa yormak gerekiyor. İsviçre’nin doğrudan demokrasi, bizimse kibar tabirle illiberal demokrasi olmamız aslında tesadüf değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta sonu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, hükümetin Suriye politikasını eleştirmesinden girdi, her zaman olduğu gibi Menderes’ten çıktı. Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarında aslında genellikle bir zamansallık ya da bir mantık silsilesi olmayabiliyor. Erdoğan genellikle güruhu coşturacak çeşitli olay ve kavramları alt alta diziyor, kendi alternatif gerçekliği anlatıyor.

Erdoğan, CHP için; “Geçmişlerinden bu yana hep zulüm etmişler. CHP’nin tarihini biz iyi biliriz. Adnan Menderes ve arkadaşlarını nasıl idam ettiklerini biliriz” ifadelerini kullandı.

Adnan Menderes’i peki CHP mi astırdı?

Cumhurbaşkanı muhtemelen Menderes iktidarı ile arasında bir paralellik görüyor ve satır aralarında hep birilerinin kendisini milletin iradesine rağmen, al aşağı etme planı içinde olduğunu ima ediyor.

Menderes iktidarı Türkiye’de demokrasinin askıya alındığı yıllardı. Basın üzerine müthiş bir sansür vardı. Hükümet aleyhine bir şeyler söylemek epey riskliydi, soluğu hapishanede alma ihtimali yüksekti. 18 Nisan 1960’da iki DP milletvekili CHP’nin yıkıcı, gayrı meşru ve yasadışı faaliyetleri konusunda bir Meclis araştırması teklifi verdi. Bu bir nevi “bardağı taşıran son damla” oldu. Bu hamleyi bir askeri darbe takip etti. Muhtemelen Adnan Menderes’i CHP astırdı bağlantısını bu şekilde kuruyor. Erdoğan, askeri müdahaleden önce İnönü’nün Meclis’te DP iktidarına karşı yaptığı sert konuşma ve “sizi ben bile kurtaramam” sözü ile İnönü’nün askere bir işaret verdiği ima ediyor.

Darbeyi gerçekleştiren grubun İnönü’ye sempati ile baktığı bir gerçekti. Ancak İnönü komiteyle ilişki kurmak, darbenin bir parçası olmak hiç istemedi. Sonuçta çok partili sistem aslında İsmet İnönü’nün çocuğuydu ve 1960 darbesiyle yara almıştı.

Metin Heper’in İnönü kitabındaysa o döneme ilişkin bol detay var.

7 Haziran 1960’ta ,askeri müdahaleden on gün sonra, İnönü hala yurt dışında olan oğlu Erdal’a şunları yazıyordu.

“Burada ve memlekette fevkalade hadiseler oldu. Artık tafsilatı bilirsiniz çok söyledim dinlemediler…iş askeri müdahaleye varmamalıydı. Bu darbenin hiç bir surette tertibi ve tatbiki içinde değilim. Daha önceden tahmin edicisi ve bütün memlekete ve Meclise açıktan söyleyicisiyim. Şimdi gerisini düzeltmek için çalışacağım.

İnönü kendi yöntemleriyle Türkiye’yi normale döndürmek için çalıştı. Darbecilere seçime gitmeleri konusunda baskı yaptı. Menderes ve iki bakan yargılanırken, yargıyı etkiliyor denmesin diye Heybeliada’daki yazlığına bile gitmedi. Mahkeme idam kararını aldığında ise mahkeme heyetine bir mektup yazdı.

“Sayın orgeneralim, memleketimizin bugünkü halinde ne kadar az sayıda olursa olsun, ölüm kararlarının tasdik ve infazı yüksek milli menfaatlere her suretle aykırıdır. Kansız bir ihtilal yapıldı. Böyle bir ihtilalden bir buçuk sene sonra, geçmiş bir iktidar erkanının siyasi suçlarından dolayı idam edilmeleri, siyasi idamların bünyesinde zaten mevcut olan hak tereddüdünü azami ölçüde artırmış olacaktır. Suçluların en ziyade kahrını çekmiş olan vatandaşlar bile bu infazı aşırı bulacak ve müteessir olacaklardır.. ihtilalden bir buçuk sene sonra seçime gidiyoruz. Eski, yeni siyasi parti mensupları arasında yaklaşma ve anlaşma çareleri arıyoruz. Bu çabalama içinde artık eskimiş olan siyasi suçlardan dolayı idam cezası tatbik etmek, siyasi partiler arasında memlekette manen huzur teesüsünü imkansız kılacaktır.”

Tarih İnönü’yü aslında haklı çıkardı; ne var ki, AKP Türkiyesi’nde gerçekler bir şey ifade etmiyor. Cumhurbaşkanı ne söylerse o gerçek muamelesi görüyor. Dolayısıyla gelinen noktada artık gerçeğin de bir önemi kalmamış oluyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız