Meydanlar rejime karşı tek ses oldu
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu ile yakın çalışma arkadaşları ve belediye başkanlarına yönelik tutuklamalar milyonlarca yurttaşı ayağa kaldırdı. Geleceği çalınan gençler, sokakta güvende hissetmeyen kadınlar, geçim sıkıntısıyla boğuşan emekliler, her geçen gün sayısı artan işsizler rejime karşı tek ses oldu. Saraçhane’de, üniversitelerde, Anadolu kentlerinde sokaklara dökülen milyonlar, rejime karşı duydukları öfkeyi hep birlikte “Hükümet istifa” talebiyle gösterdi.

Politika Servisi
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, yakın çalışma arkadaşları ve belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklanmalarıyla başlayan eylemler Saraçhane’den tüm ülkeye dalga dalga yayıldı. Alanları, meydanları, sokakları, amfileri, kampüsleri dolduran milyonlar, İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Denizli’den Trabzon’a, Rize’den Çorum’a, Konya’dan Sakarya’ya ülkenin dört bir yanında isyanın sesi oldu. İktidarın yoksullaştırdığı, gericilikle kuşattığı, baskı ve yargı sopasıyla susturmaya çalıştığı milyonların ortak noktası ise bugünkü Saray rejimine karşı birleşmiş olmaları.
Yok sayılan kadınlar, gelecekleri çalınan gençler, sefalet ücretine mahkum edilen emekliler, sayısı her geçen gün artan işsizler, 22 bin 102 liraya geçinmek zorunda bırakılan işçiler, diplomalarının hükmü kalmadığını gören üniversiteliler kısacası bu rejimin ortadan kalkmasını isteyen tüm kesimler ayağa kalktı.
Adaletsizliklerden bıkan, zor yoluyla başka bir rejimin inşa edildiğini gören halkın ortak talebi, “hükümet istifa” sloganına dönüştü. Toplumun fay hatlarında yıllarca biriken enerji, son operasyonların ardından açığa çıktı. İktidarın en çok korktuğu şey başına geldi. Milyonlar iktidarın tüm yıkıcı politikalarına karşı tek ses olmayı başardı.

∗∗∗
KADINLAR
Gerek Saraçhane’de gerekse ülke genelindeki eylemlerde kadınların yoğunluğu dikkat çeken bir başka unsur oldu. Geçim sıkıntısı, artan yoksulluğun yanı sıra kadınları eylemlerin en önünde ve en kitlesel yer almalarının pek çok nedeni var.
• Gerici Baskılar
Kadınları yok sayan, karma eğitime karşı çıkan, kız çocuklarının okula gitmesini istemeyen tarikat ve cemaatlerin baskıları en çok kadınları hedef aldı. Ne giyeceğine saat kaçta eve döneceğine bile karışılan kadınlar, iktidarın gerici kuşatmasına karşı isyan dalgasını büyüterek laikliğe ve seküler yaşama sahip çıktı.
• Güvenlik Sorunu
Sokaklarda tacize, fiziksel ve sembolik şiddete maruz bırakılan kadınlar 25 Kasım ve 8 Martlarda iktidarın yasaklarına rağmen alanları doldurdu. 2024 verilerine göre 1 yılda 309 kadın erkekler tarafından katledildi.
• Ekonomik Sömürü
Derinleşen yoksulluğun en çok vurduğu kesimler de kadınlar oldu. İş yaşamında uğradığı baskıların yanı sıra artan işsizlik kadınları çok daha fazla etkiledi.
GENÇLER
Operasyonların hemen ardından İstanbul Üniversitesi öğrencileri polis barikatını aşarak ülkedeki pek çok üniversiteye yayılan protestoların kıvılcımını yaktı. Kısa sürede Anadolu’ya da yayılan protestolar artarak devam etti. Direnişin lokomatif gücü olan gençler yine en önde mücadele ediyor.
• Gelecek Kaygısı
Üniversite öğrencileri mezun olsalar da iş bulamayacaklarının, diplomalı işsizler ordusuna katılacaklarının farkında. Yapılan araştırmalar, öğrencilerin büyük bölümünün mezun olduktan sonra Avrupa, Kanada, ABD gibi ülkelere gitmek istediklerini gösteriyor. Bakan Yusuf Tekin’in CHP’li vekil Süleyman Bülbül’ün soru önergesine verdiği yanıta göre son 5 yılda 615 bin 791 üniversitesi öğrencinin okulu bıraktığı, 89 bin 706 öğrencinin ise kaydını dondurduğu öğrenildi. Kamuoyu araştırmalarında bu öğrencilerin büyük çoğunluğunun geçim sıkıntısından kaynaklı okulu bırakmak zorunda kaldığı görülüyor.
• Baskılar ve Yasaklar
Ülkedeki internet kısıtlamaları, dijital yayınlara yönelik yasaklamalar, iktidarın artan baskıları gençleri iktidara karşı daha öfkeli hale getirdi. Zaten ekonomik sıkıntılarla boğuşan gençler, sosyal yaşamlarında da iktidarın baskılarıyla boğuşmak zorunda. Nasıl giyineceklerine, ne izleyeceklerine karışılan gençler, konser ve festival yasaklarıyla da mağdur ediliyor.
• Gerici Kuşatma
Ülkenin dört bir yanına yayılan eylemlerde gençlerin en çok attığı sloganlardan biri de laiklikle ilgili. Cumhuriyet’in ilerici değerlerine savaş açan iktidarın yaşam tarzını muhafazakarlıkla dayatmaya çalışması milyonlarca gencin yoğun tepkisine neden oluyor. Tarikat ve cemaat yurtlarına mahkum edilen gençler laikliğe sımsıkı sarılıyor.
EMEKLİLER
Ülkenin ekonomik açıdan en dezavantajlı kesimi şüphesiz emekliler. En düşük emekli maaşı 14 bin 469 TL ile hayatta kalmaya çalışan emekliler ülkenin dört bir yanında eylemler düzenledi. Ortalama ev kiralarının bile 25 bin liraya dayandığı İstanbul gibi metropollerde emekli ücretiyle hayatta kalmak neredeyse imkansız. 4 Kişilik ailenin için açlık sınırı Türk-İş verilerine göre 23 bin 324 TL olurken emeklilere, yalnızca üç bin lira bayram ikramiyesi verildi.
İŞÇİLER VE İŞSİZLER
22 bin 102 lira asgari ücrete mahkum olan ülkenin yarısı derin yoksullukla karşı karşıya kaldı. Asgari ücret zammı 23 bin 324 lira olan açlık sınırın da altında kaldı. İktidarın tercihleri nedeniyle giderek yoksullaşan mavi ve beyaz yaka işçilerin hükümete olan öfkesi her geçen gün daha da derinleşti. işsizlik yüzde 26,7 oldu. Ümitsiz işsizler bir yılda yüzde 20 arttı, 6,6 milyon genç ne eğitimde ne de işte yer alıyor.
∗∗∗
SOSYOLOG SEMİH TURAN: BİRLEŞİK MÜCADELE HATTININ GELİŞMESİ ÖNEMLİ
Rejimin siyaset mühendisliği ilk günden itibaren halk kitleleri tarafından reddedildi. Ve dünya genelinde olduğu gibi ülkede de başlayan toplumsal hareketlerin öncüsü gençlik oldu. Dolayısıyla bugün Saray rejiminin karşısında yurdun dört bir köşesinde yer alan direniş hareketlerini doğru anlamak için gençliğe iyi bakmamız gerekli.
Bu noktada da üniversite gençliği çok büyük pay sahibi ancak şu çok önemli bir gelişme ki bugün ayağa kalkan gençlik kesimi sadece üniversiteli değil. Mahallelerinden çıkan gençlik kesimler, işçileşen gençlik kesimleri yani genç deyince gözümüzde kim canlanıyorsa tümü isyan bayrağını çekmiş durumda. Tüm bu yaşananlardan önce gelecekten beklentisiz, apolitik, hedefi yurtdışına çıkmak olan bu kesimlerin ortak noktası mevcut yönetime karşı olan öfkeleri.
Diğer yandan Gezi direnişi ile yapılan karşılaştırmalarla oluşan tartışmaları bertaraf etmek gerekli. Kodları ve dinamikleri farklı olan iki dönemden söz ediyoruz. Gezi’de birincil hedef olan doğa savunusu kitlelerin iktidara olan öfkesi ile birleşmiş ve büyümüştü ancak siyasal bir önderlik oluşturulamamıştı. Bugün ise direnişin başlangıç noktası doğrudan rejime karşı mücadele ve tüm muhalefet bileşenlerinin ortak hareket etme kabiliyeti açığa çıktı. CHP’nin de alternatif olarak ortaya çıkması, mevcut sistemin değişmesini isteyen kitlelerin hızlıca harekete geçmesini sağladı.
Bugün yaptığımız araştırmalarda ortaya çıkan tabloya bakarsak bu rejimden kurtulmak isteyenlerin oranı yüzde 70’e dayandı.
Yani bu yaşananlar değişimi isteyen halkın kıvılcımı oldu. Bu anlamıyla uyuyan dev de uyandı. Yani bugün ülkenin dört bir tarafına yayılan bu toplumsal dalganın artık bir geri dönüşü yok. Deyim yerindeyse macun tüpten çıktı artık geri dönemez.

Bulgu Araştırma Kurucusu
ÖFKEYİ DOĞRU YÖNLENDİRMEK GEREKLİ
Kitleler her ne kadar CHP’li olmasa da rejime karşı öfke birleşik mücadele olanaklarını yaratmış durumda. Bu açıdan alanlarda, sokaklarda, kampüslerde sol sosyalist partilere olan desteğin arttığını da gözlemleyebiliyoruz.
Diğer yandan gençlerin var oluşundan kaynaklı olmalı da gayet doğal. Ancak öfkenin akacağı yerin önemli bir tarafı var. Toplumsal muhalefetin yükselişine zarar vermemek burada önemli. Yani tabii ki kendi kararları ve iradeleri neyse o şekilde direnecekler ancak meseleleri kolluk kuvvetini yenmek değil. Bu açıdan da alanlardan sokaklardan vazgeçmeden hedefe doğru mücadeleyi yükseltmek önemli.
Öte yandan birleşik mücadele zeminlerinin de ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Muhalefetin tüm bileşenlerinin ortak hedefi iktidarı devirmek ve ona yürümek gerekli.
∗∗∗
PROF. DR. AYŞEN UYSAL: GENÇLERİN TEMSİLİYETİ SAĞLANARAK İLERLENMELİ
Öncelikle İmamoğlu’nun diploma iptali ve gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, aslında kimsenin beklemediği bir şekilde kolektif eylemlere dönüşmeyebilirdi. Bu noktada direniş potansiyellerinin itici gücü, İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen yürüyüşle birlikte barikatın aşılması oldu.
Buradan hareketle bugün ülkeye yayılan bu direniş ekseni, ikili bir sahiplenmeye yol açtı.
Bir yanıyla tamamıyla öğrenci ve gençlerin oluşturduğu eylemler itici güç olurken, diğer yanıyla rejimin hukuksuzluklarla dolu operasyonları sonucu ortaya çıkan İmamoğlu’nun mağduriyeti üzerinden oluşan CHP’nin yaygınlaşabilmesi.
Bugün direnişin karakteri de bu ikili durumun yansıması olarak ortaya çıkıyor.
Bu iktidara karşı öfke ortak paydaları olsa da siyasal partilerin belli yaş üstünün eylem pratikleri ile gençlerin eylem pratiklerinin zaman zaman çatışması bu ikili durumdan kaynaklı olarak ortaya çıkıyor.
Gençlerin ‘Mitinge değil eyleme geldik’ sloganıyla somutlaşan bu durumun belli başlı sonuçlarıyla da karşılaşabiliriz. Kitleleri belli oranda ayrışmalardan kaçıracak, diğer yandan da gençleri yalnız hissettirecek ve polis şiddetine maruz bırakacak bir hattan kaçınılması önemli bir yerde duruyor.
Dolayısıyla CHP’nin yapıcı bir öneriyle toplumun geniş kesimlerinin hedefini rejim karşıtlığı üzerinden sürdürerek, yapıcı önerilerle bir strateji belirlemesi gerekli. Öte yandan belli başlı hareketlerin, sendika ve meslek örgütlerinin de salt kendi isimlerini duyurma çabasının da açığa çıkan direniş potansiyellerine yer yer zarar verdiği gözlemleniyor. Bunun yerine toplumsal muhalefetin tamamını büyütmesi gerektiği bir hedef hayata geçirmeli.

Siyaset Bilimci
Öte yandan Gezi direnişi ile çok fazla kıyaslanan bu dönemin, yeni potansiyellerinin olduğunun, yeni dönemin pratiklerinin örülmesi gerektiğinin farkında olunmalı ve gençliği de kapsayacak şekilde öğretici bir rolden çıkılmalı.
Yani uzun uzun kürsü konuşmalarının, belli yaş üstü sadece erkek konuşmacılarının yerini hem cinsiyet eşitliğine dayalı, hem de toplumun direniş kesimlerinin en temel hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak bir şekle evriltmek bu dönem için gerekli hamleler olacak.
Gençlerle ilgili temsile dayalı sıkıntıları da hep konuştuğumuz hayatın içerisinden sorunları ön plana koyarak birlikte hareket etme zeminleri yaratarak aşmak gerektiğini düşünüyorum.


