Google Play Store
App Store

MHP’nin teklifini parti kurullarında tartışan muhalefet partileri, Meclis açılmadan tutumlarını netleştirmek istiyor

MHP ne yapmak istiyor?

Av. Şenal Sarıhan - Eski CHP Ankara Milletvekili TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkan Vekili

Cezaevi ziyaretleri konusunda tek bir pratiği olmayan MHP Genel Başkanı’nın, Alaattin Çakıcı’yı ziyaretinin ardından gündeme getirdiği ‘af’ istemi, nihayet önceki gün TBMM’ye bir yasa önerisi olarak sunuldu. ‘Af’ hangi nedenle olursa olsun cezaevinde olanlar ve onların yakınları için bir can simididir. Bu nedenle, böyle bir istem karşısında siyasilerin oldukça ‘tedbirli’ bir tutum içinde oldukları görülür. Hele bugün olduğu gibi bu düzenlemeden 162 bin 989 kişi yararlanacaksa, bu sayıyı beşle çarparak düşünen siyasiler, bu denli yoğun bir seçmen kitlesini karşılarına almak istemezler. Bugün muhalefet partilerinin “Kurullarımızda değerlendireceğiz” ya da “Önce iktidar partisi ne diyor bakalım” sözleri böyle bir ‘tedbirliliğin’ sonucudur. Ancak popülisttir ve gerçekçi olmaktan uzaktır. Bir başka yanıyla da halkın gerçeği anlayamayacağı kaygısının ürünüdür. Oysa bugün MHP önerisi, öncelikle bir af değildir ve ayrıca tam da halkı ikiye bölen; halkın gerçek istemi olan eşitlik, birlik ve adalet gereksinimleri ile çelişen bir durumdur.

MHP bu önerisinin, ‘af’ olmadığını ‘şartlı salınma’ olduğunu ifade etmektedir. Doğrudur. Bu öneri, teknik olarak ‘af’ değildir. Ancak, Türkiye uygulamalarında bir şartlı salınma olan bu yol sıkça kullanılmış ve dolaylı bir af kurumuna dönüştürülmüştür. Yerleşmiş yargı kararlarına göre şartlı salınma; kesin hükümle özgürlüğü bağlayıcı ceza almış olan kişinin cezasının, yasa koyucu tarafından belirlenmiş bir kısmının, iyi hal ve pişmanlık hali gözetilerek dışarda çektirilmesidir. Şartlı oluşu, kalan sürenin iyi halle geçirilmemesi, yeni bir suç işlenmesi durumunda çektirilecek olmasındandır. Bu konu 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da da yer almaktadır.

Yasal düzenlemeleri yapma yetkisi elbette yasa koyucuya aittir. Ancak cezalandırma ya da cezalandırmama konusundaki yetkisini keyfi değil, bir gereksinime karşılık olarak kullanmalıdır. Af ya da şartlı salınma konusundaki düzenlemelerdeki amaç da toplumun istemi olmalıdır. Bu istemin karşılanmasında ‘insan haklarına dayalı hukuk devleti ilkesi ve adalete uygunluk’ ölçütüyle hareket edilmelidir.

Gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde af tartışmaları; hümanist bakışa göre ‘toplumsal barış, adil yargılama ilkesinin ihlalinden doğan hukuksuzlukların giderilmesi ya da yasaların yetersizliğine karşı bir önlem olarak’ gündeme gelmektedir. Pozitivistler ise af kurumunun, ‘siyasal amaçla ve oy için gündeme getirildiğini, bu tutumun da yetkinin kötüye kullanılması olduğunu’ ifade ederler. Onlara göre adalet sağlanmak isteniyorsa, bazı eylemlerin cezalandırılmasında kamu yararı kalmamışsa, onları suç olmaktan çıkarmak ya da başka hukuksal düzenlemelerle adaletin sağlanmasının yollarına açmak gerekir.

MHP ne yapmak istiyor? Ya da ne yapmalı? Öncelikle altını çizmek gerekir ki bu öneri, bir kişi içindir. Şahsa mahsus bir düzenlemedir. Ne denli inkâr edilirse edilsin, bu gerçek ortadadır. Peki, bu düzenlemeden tüm tutuklu ve hükümlüler yararlanabilecek midir? 7 maddelik tasarının ‘İstisnalar’ başlıklı 3. Maddesi ortada iken, buna verilecek yanıt da “hayır” olacaktır. Öneride eşit durumda olanlar yönünden eşitlik ilkesinin ihlal edildiği açıktır. Getirilen bir şartlı salınmadır. Suç nevi ne olursa olsun, tutuklu ve hükümlü, infaz hukuku önünde eşittir. Eşitliği sağlayan yasa maddesi, anılan yasanın ‘İnfazda Temel İlke’ başlıklı 1. Maddesinde hüküm altına alınmıştır: “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlünün ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, sosyal köken ve siyasi ve diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal koşulları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiç kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.

MHP’nin önerisi, cezaevinde olan hasta bir tutuklunun sağlık durumu karşısında bir hassasiyetin ürünü ise ve bu durum aciliyet taşıdığı için yetersiz bir hazırlıkla bu öneri hazırlanmışsa kendilerinin yapması gereken daha kısa bir yol bulunmaktadır: Çığlıkları her gün biraz daha yükselen bütün hasta ve ölümcül tutuklu ve hükümlüleri kapsayacak biçimde 5275 İnfaz Yasası’nın 16. Maddesi’ne işlerlik kazandıracak yeni bir düzenleme yapmak! Tüm mahpusların yaşamı, Çakıcı’nın yaşamı ölçüsünde değerlidir.

Bugün Türkiye’de adaletsizliğin yarattığı sorunların toplumsal barışı alabildiğine zedelediği, bireylerin adalet açlığının doruğa çıktığı, yasaların özellikle ifade özgürlüğü önünde ciddi bir engel oluşturduğu, yeni ve ileri düzenlemelere gereksinim olduğu bir süreçte olduğumuz açıktır. Ancak bu konuda bütün toplum kesimlerinin gereksinimini karşılayacak, hukuksuzluğu ortadan kaldıracak, adil yargılama sistemini yeniden inşa edecek yasal düzenlemeler için kolları sıvaması gerekiyor. Bu yapılmadan, “Kısmi de olsa bazıları için cezaevi kapıları açılsın. Sonra da belki Anayasa Mahkemesi diğer kilitleri de açar” mantığı, “Yetmez ama evet” mantığıdır. Muhalefet, bütün kilitleri açmaya iktidarı ikna edecek yasal yollar üretmelidir.