Misket sabahı

Konuk Yazar: Enis Rıza
Bir zamanlar...
Kar yağardı yeni yıla girerken. Ve Camköy’ün çocukları başuçlarında renk cümbüşü kağıtlara sarılmış armağanlara uyanırlardı. Yıl boyu biriktirilmiş tel, metal parçalarından usta işi olmadık oyuncaklar, yeni örülmüş kazaklar, ipe dizilmiş boncuklardan kolyeler, ince nakış çiçek bahçesi etekler, kibrit çöplerinden takalar, balık oltaları, marangozhane artıklarından ışıklı kulübeler, pullu-dantelli bebekler...
Ve ev ahalisinin telaşı... Armağanlar kadar belki, mahalleyi saran bu telaş mutlu ederdi çocukları... Çünkü onlar gizli 1 Mayıs kutlamalarının telaşını da ayırt ederlerdi, direniş günlerinin telaşını da.
Hangi çocuklar, hangi sabahlara uyanır.
***
Bir Camköy vardı.
Güneş ev yapımı reçel kavanozlarına, taze ekmek kokusuna, kahvaltı sofralarına, sislere, komşu seslenişlerine, teneffüs çığlıklarına, vapur düdüklerine, mahmur yüzlere, bakışmalara sokularak usul usul yükseliyor.
Kadınlar ve erkekler buhar ve sigara dumanlarını savurarak büyük gölgeleriyle sonsuz karaltılar halinde birbirlerini çoğaltarak ağır aksak denize, fabrikaların homurtusuna doğru akıyorlar.
Çocuklar, vardiyalar arasında sevincin ve direncin öykülerini dinlemektedirler hep. Ve hayat onlara ucsuz bucaksız aşkları, hayalleri fısıldamaktadır. Ne ki ilkokulu bitirdikten sonra kendilerinin de vardiya karaltılarına katılacaklarını çoktan öğrenmişlerdir. Tıpkı anneleri, babaları, dedeleri, nineleri gibi.
Ama yılın son günü, yarın yeni bir yıla uyanacaklar. Yalın, gülümser sevgi kelimelerine...
Akşam.
Kar yağıyor. Beş çocuk, tepedeki evlerden birinin kuytusunda, fısıltılarla tartışmaktalar. Ellerini nefesleriyle ısıtmaya çalışırken daha da sokuluyorlar birbirlerine. Sesleri, biraz ilerideki sokak lambasının hüzmelerinde uçuşan kar taneleri gibi dalgalanıyor. Sanki kaderlerini değiştirecek bir eyleme kalkışmak üzereler. Biri gelince susuyorlar acemice, ne yapacaklarını bilemez oluyorlar. Eve çağırmaları duymazdan geliyorlar, sorulara kemküm ediyorlar. Oysa gözlerindeki pırıltılar, yerinde duramaz halleri, durup dönüp hep bir ağızdan yeniden konuşmaya başlamaları ele veriyor onları.
“Başka bir hal var bunlarda. Yine bir işler karıştırıyorlar ya... hadi hayırlısı.”
O gece...
Vardiyalar azaltılmıştır. Evlerde toplanılacak; sofralar, yemekler farklı olacak; tombala, sohbet, radyoda özel program, şarkılar söylenecek; evden eve gidilecek belki, belki bir vakitte kahvede toplanır erkekler. Sokaklara taşar neşe.
Sonra, yeni bir yıla başlamanın tek ve en keyifli hali... Vardiyaya uyanma kaygısı taşımadan uykulara teslim olunuyor sarmaş dolaş. Camköy’ün en işveli, horultulu, öksürüklü gecesi bu. Çocuklar “o sabaha” yatıyorlar...
Birileri uyumuyor ama... beş küçük devrim. Onların soyunmadan yatağa girdiklerini kimse farketmiyor. Bir vakitte evlerinden süzülüp buluştuklarını da. Köpek ulumaları, bekçi düdükleri, rüzgarın uğultusu birbirine karışırken gölgelerde kayboluyorlar.. bir yolcu gemisi geçiyor ışıl ışıl denizden.
Camköy rüyalarına çekilmiş, sessizlik ürpertiyor onları... Fabrika bile, uykuya yatmış bir canavar gibi, derin derin soluk alıyor.
***
O gecenin sabahı.
Mahallenin çocukları... başuçlarında, kapı önlerinde, pencerelerinde avuçlar dolusu miskete uyandılar, bir misket şenliğine... Babalarının ürettiği misketler... Renk renk, boy boy. Bu kadar çok misketi olmamıştı hiçbirinin. Babalarının da onların babalarının da.
Hiç bu kadar misket sesi, sevinç çığlığı duyulmamıştı. Hiç bu kadar neşe sarmamıştı Camköy’ün sokaklarını.
Çoğu çocuk, o yılbaşı gecesi, beyaz uzun sakallı yaşlı bir adamın, sırtında torbasıyla dolaştığını yemin billah anlatıyorlar birbirlerine. Misket takımları kuruluyor. Üleşmek de ütmek de ütülmek de hovarda bir edaya bürünüyor. Çocukların kahkahaları, babaların endişeli bakışlarına çarpıyor.
Ama ne gam...
Şıngırtıları ve nidalarıyla gitgide artan bir çocuk ordusu ele geçirmiştir çoktan hayatı...
Derken. Öyküler çığ gibi büyüyerek yokuş aşağı iniyor. Depo sorumlusunun karşısına dikiliyor. Panik, teslimat fişleri, zabıtlar, sayım raporları... çuval çuval misketin, tepelere doğru kanatlanıp uçtuğu “anlaşılıyor”.
Sorgular, disiplin kurulları, tel örgülerin sağlamlaştırılması, duvarların yükseltilmesi, kilitlerin değiştirilmesi, bekçilere gözdağı... Başlangıçta, çocuklar o “sırtında torbasıyla yaşlı adamdan” ısrarla söz ettilerse de fark ediyorlar ki kendilerinden birileri hatta kendileriydi bunu yapan...bilen-bilmeyen, kimse en küçük bir ipucu bile vermiyor olan bitene dair.
Yine bir akşam.
Rüzgar unutmuş gibi esmeyi... Kalabalık bir çocuk topluluğu titreyerek ve ceplerindeki misketleri şıkırdatarak tartışıyor. Kaşları çatık, sözleri kararlı, elleri birbirlerinin omuzlarında... sorana “bizim aramızda” diyorlar, kestirip atıyorlar.
Ağızlarından çıkan buhar, gülüşmeye başladıkları anlarda çoğalıyor.
Yine başka bir hal var bunlarda, yine bir işler karıştırıyorlar ya.. hadi hayırlısı...
Sabah.
“Bizimkiler...”gitgide büyüyerek, tepelerden aşağı doğru işçilerin gölgelerini bölerek ve onların şaşkın bakışlarını cevapsız bırakarak yürüyorlar.
Fabrika sanki soluğunu tutmuş... bekliyor onları. Duruyorlar giriş kapısının önünde, bir yetkiliyle görüşmek istediklerini söylüyorlar...
Ve beş hayal avcısının yaz tatili boyunca misket atölyesinde çalışmaları koşuluyla bu olayın “unutulması” konusunda anlaşmaya varıyorlar.
***
Yaz geldi.
Onlar kova kova misketi, yüzlerinde mahçup gülümsemelerle depoya taşıyıp durdular tatil boyu...
Misket makinesi basit, uzun bir makinedir. Bir ucundan cam eriğiyi gelip, öbür ucundan misketler dökülür pürüzsüz, şeffaf.
Zaman geçti.
Cam işçisi oldular. Analar, babalar, emekliydiler artık... Evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Ama çocuklara bir masal zamana dair hep bu öykü anlatılır oldu.
Birbirlerinden hiç ayrılmadılar. Hala bir yerlerde, olmadık zamanlarda tartışıyorlar. “Yine ne karıştırıyorsunuz” diyenlere “bir misket sabahı” karşılığını veriyorlar.
***
Umutlu, heyecanlı, güzel her tahayyülün adı “misket sabahı”.
Misket Sabahlarının acı da getireceğini öğrendiler. Ama ne olursa olsun insanın kendini özgür hissettiği andı o.
Misket Sabahı.
Her şeyin değişebilirliğine dair uçsuz bucaksız hayallere uyanılan, hayattan koparılan ne varsa ona inat, her insanın baş ucuna bir avuç misket bırakmak...
Bir avuç misket, kadim yılların soluğuna, anılarına ve bütün bedellerine uyanılan sabahların eşiklerine. Hala...
Camköy’ün, o sabah “kendileri” için bir dünyaya uyanan çocukları da hep aramızda bir yerdeler....
Belki de ekmek almaya yollamıştır anneleri.
Hangi çocuklar, hangi sabahlara uyanır.


