Mızraklı, bakanlık tebligatını imzalamadı: Halk iradesine onursuzluk addederim

19.08.2019 10:29 GÜNCEL

Görevden alınan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı, kendisine tebliğ edilen bakanlık tebligatını, 'Halk iradesine onursuzluk addederim' şerhi düşerek imzalamadı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, HDP’li vekiller, belediye meclis üyeleri ve partililerle birlikte belediye binasına geldi. Belediye binasına girişleri engellenen Mızraklı ve beraberindeki heyete, polisin “Mesai başlamadı” demesi dikkat çekti. Uzun süreli bekleyiş ardından Mızraklı, Diyarbakır Vali Yardımcısı’yla beraber belediye binasına girdi.



İçeride yaptığı incelemeler ardından belediye binası önünde açıklamada bulunan Mızraklı, bir kez daha karara tepki gösterdi:

"19 Ağustos Türkiye’deki demokrasi değerleri, hukuk rejimi, adalet kavramı, seçmen iradesi gibi temel kavramlar açısından bir kere daha yerle yeksan edildi. Seçmen iradesinin hiçe sayıldığı, 31 Mart’ta ortaya çıkan seçmen iradesinin hiçe sayıldığı, muhalif olanlara merkezi idarenin gücü elinde tutan kesimleri, halk iradesini hiçe sayarak, bir gece yarısı kararıyla İçişleri Bakanlığı notuyla görevden alındığımız ifade edilmekte”

‘HALK İRADESİNE ONURSUZLUK ADDEDERİM’

Diyarbakır Vali Yardımcısı ile birlikte belediye binasına girdikten sonra görevden uzaklaştırıldığına dair İçişleri Bakanlığı belgesinin kendisine imzalatılmak istendiğini söyleyen Mızraklı, “Belgeye ‘bana bu iradeyi veren halk adına imzalamayı bir onursuzluk addederim’ yazdım. İmza koymadım. Çünkü benim inandığım anayasa ve hukuk değerleri, hepsinin en üstünde olan halk iradesine rağmen bir işlem tesis edilmişti. Bu işlemi hukuk normları dahilinde kabul etmem mümkün değil" dedi.

Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyeleri Eşbaşkanlarının görevden uzaklaştırılarak, kayyum atanmasının Türkiye açısından yeni bir döneme işaret ettiğine dikkat çeken Mızraklı, yaşananları 19 Ağustos depremi' olarak nitelendirdi:

"17 Ağustos 1999 depremi nasıl Türkiye tarihi açısından bir not düştüyse, bu da Türkiye siyaseti ve demokrasi değerleri açısından 19 Ağustos depremidir. Birikmiş küçük yapıları bile yerle yeksan etmiştir. Bu anlamda biz inandığımız demokrasi ve hukuk değerlerinde, buna karşı durmaya, hukuk çerçevesinde buna ilişkin reddiyemizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bu halkın nezdinde halkın seçilmişleri bellidir. Bundan sonra bu kurumun içinde yer alacak olanlar, halk iradesine rağmen sadece o makamlara atanmışlar olacaktır. Seçmen iradesinin tezahürü olmayacaktır.

'HUKUK SORUNU VARSA HERKESİN SORUNUDUR'

Daha önce bu kurumlara atananların kentleri ne hale getirdiklerini belgelerini gördünüz. Aynı şeylerin olabileceğine ilişkin kaygılarımız söz konusudur. Her şeyden öte o yıkım, talan, israf, bütün bunlara karşın, en büyük yıkım demokrasiye yıkım halk iradesine karşı gerçekleşmiştir. Türkiye siyaseti ve demokrasisi açısından bir turnusol durumu söz konusudur. Eğer dünyanın herhangi bir yerinde bir insan hakları ve hukuk sorunu varsa herkesin sorunudur.

'KARARI VERENLER TÜRKİYE YURTTAŞLARININ İYİLİĞİNİ DÜŞÜNMEYENLERDİR'

Türkiye siyasi çevrelerine, demokrasi çevrelerini ve sivil toplum örgütlerini bir turnosolla karşı karşıya getirmiştir. Demokratik iradenin güçlü bir şekilde sesini duyurması gerekmektedir. 23 Haziran nasıl Türkiye’ye bir fırsat sundu. 19 Ağustos vesilesiyle Türkiye demokrasi güçleri, hukuka inananlar bir imtihandan geçeceklerdir, bir sınavdan geçeceklerdir. Önümüzde uzun günler var ama bu kararı verenler, Türkiye yurttaşların iyiliğini düşünmeyenlerdir. Demokrasiye olan son inancı yerle yeksan etmezlerdi.

Bu niyetin ne olduğu konusunda esasında bir takım ipuçları veriyor. HDP’nin demokratik eksende geliştirmeye çalıştığı demokratik siyaset başta olmak üzere yerel yönetim iradesini dahil ederek, halkın mücadele kapasitesi ve tepkisini vurmak isteyen bir sistem olarak görüyorum. Hiç bir zaman başaramadılar, şimdi de başaramayacaklar."

‘HERKES ATEŞ ÇEMBERİNDEN GEÇİYOR’

Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini kaydeden Mızraklı, belediye önündeki açıklamasını “Herkes bir ateş çemberinden geçtiğini ve Türkiye’de iyice ısınan siyasi iklimin soğutulmasına ilişkin bir takım adımların atılması gerektiğini ifade ediyordu. Bu süreç soğutmaya değil, iyice ısıtmaya, adeta dibini yakmaya, haşlamaya dönük bir sürece tetiklenmiştir. Özellikle umudu büyütmek isteyen bütün siyasi çevrelere bunun bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Ellerindeki bütün hayırsızlıkları kullanarak, bu umudun önüne geçme yaklaşımıdır” sözleriyle noktaladı.