Müfredatın ‘ruhu’
Bir sonraki aşamada tüm bilim derslerini ortadan kaldırıp medrese eğitimine geçilir… “Değerler” dedikleri Ortaçağcı dogmalardan başka bir şey değildir.

Adnan Erkuş*
Eski Mısırlılar, öldükten sonraki ‘yaşamlarında’ tekrar dirilmeye hazırlık için ölülerini mumyalıyorlardı. Mumyalama işleminde tüm iç organlar ve beyin çıkarılıyordu; çünkü kalbin aklın, duyguların ve ruhun merkezi olduğuna inanılıyordu, beyin onlar için işe yaramaz bir şeydi!
İslam dünyasında Farabi (872-950/951), İbni Sina (980-1037) gibi ilk bilim insanlarının ortaya çıktığı dönemden sonra tartışmayı ve aklı (içtihad) yasaklayarak sonraki dönemleri çöle çeviren Gazali’ye (ölüm 1111) göre de kalp insan için en önemli organdır ve “bilgi ve hikmetin merkezidir, insan kalbinde kemale sahip olan bir göz vardır; buna akıl, ruh, nefs-i insani de denir ve insan bu kalp gözüyle şüphe ettiklerini karşılaştırarak kemale ulaşır.”
Bugünküler de dahil, tüm Ortaçağ kafalarında benzer bir bakış açısı söz konusudur. Bunları neden yazdık? Çünkü “Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatı”nda, yüzlerce-binlerce yıl sonra yine merkezde kalp var, ama yine beyin yok! İşte 2024OrtakMetin’den bazı inciler…
“İnsan madde ve manadan oluşur… disiplinler arası niteliğinin yanında disiplinler üstü ve disiplinler ötesi yaklaşımlardan da yararlanır… medeniyetimizin üzerine inşa edildiği temel kavramlar olan aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim sahibi nesiller yetiştirmek için madde-mana, akıl-duygu, nefis-vicdan, insan-toplum ve zaman-mekan dengesini gözetir… öğrencilerin sadece akademik başarılarına odaklanmanın doğru olmadığı … ontolojik, epistemolojik ve zamansal bütünlüğün nasıl sağlanacağı ve bu bakış açılarının aksiyolojik olgunluk ile nasıl tamamlanacağı… kalp ve zihnimizi içeren ruh, beden ile birlikte iki ontolojik yanımızı ifade eder; bir öğrenci sağlıklı bir bedene, ruhun yetenekleri olan ahlaki olgunluk taşıyan bir kalbe ve… sağlıklı bir beden ve ahlaki duyguları kontrol edebilen iradeli bir kalp bir öğrencinin eğitimindeki temel bileşenlerdir, ruhun merkezi ve asli yeteneği olan kalp… dolayısıyla ahlaki değerleri, inancı … gibi insanın içsel dünyasını şekillendiren özellikleri içerir, … öğrencinin değişmezlik demek olan bilgiye nasıl eriştiği, aksiyolojik olgunluk, bir öğrencinin değerleri ve ahlaki ilkeleri anlama… eğitimde nihai hedef olan “kamil insan”a ulaşmak için insanın “kalp ile zihni içeren ruh” ve “beden” boyutları açısından ele alınması gerekir, modeli oluşturan iki ana bütünlük alanının özeti: Beden ve ruh. Eğitimde ruh ve beden ilişkisinin yani ruhtaki zihin ve kalbin beden ile ilişkisinin hesaba katılması, insanın bütünlüğünü anlamamıza yardımcı olması açısından önemlidir. Modelde yer alan kalp ve zihin kavramları, insanın duygusal, manevi ve bilgisel boyutlarını ifade eder.” (altçizgi tarafımdan yapılmıştır) Daral geldi! Sanki Kadir Mısırlıoğlu’na yazdırmışlar!
***
Ey programları hazırlayan efendiler:
Kalp çizgili kaslardan oluşan ve otonom sinir sistemimiz tarafından çalıştırılan kan pompalayan bir organımızdır; duyguyla ruhla hiç mi hiç ilgisi yoktur. Bedenimize içsel ve dışsal gelen her türlü uyaran sinir sistemi aracılığıyla serebral kortekse gelir, bu 1-0’lı duygusuz impulslar, yaşantılar yoluyla depolanmış bilgiyle (bellek) karşılaştırılarak anlamlandırılır ve adlandırılır, ta karar verme aşamasına kadar işlenir. Limbik sistemdeki talamus, hipotalamus, hipofiz bezi, amigdala vs hep serebral korteksten gelen bilgiye göre harekete geçer ve hormonlar ona göre salgılanır ve kassal olarak da eylemlerde bulunulur. Kısaca işleyiş böyledir. Bu bakımdan, “seni kalpten seviyorum” sözünün hiçbir anlamı yoktur, sevme (duygu) serebral korteksin karşısındaki kişiyi olumlu işlemesi ve hormonları yoluyla ortaya çıkar. Bu nedenle, genel uyarılmışlık düzeyimiz (arousal) korku verici nesneyle de sevgilimizle de karşılaştığımızda aynı tepkiyi verir; biz sadece ikisini farklı anlamlandırır ve adlandırırız o kadar! Evangelistler tarafından pompalanan “duygusal” zekâ falan da doğru değildir. Duygulanmanın bilişi etkilemesi başka şeydir, duyguların zekâ olması başka bir şey…
Gerek felsefe, gerekse psikoloji bilimi 150 yıldır, madde-ruh, beden-zihin ikiliğini çoktan aşmıştır; psikoloji 1879 yılında duyum-algı çalışmalarıyla, “ruh”un ruhuna Fatiha okumuştur. İdealizm (kişinin ideallere sahip olması demek değildir)-materyalizm (Amerikan bireyciliği-paracılığı hiç değildir) iki temel felsefi akım olarak böyle ortaya çıkmıştır. Ortaçağdan bile geride kalan arkaik dogmalara inananlar, ne yazık ki okuma özürlü olduklarından, tüm bunları bilmiyor olabilirler; ama ABD kaynaklı “duygusal”-çoklu zekâları, alternatif ölçmeyi, nitel “araştırma/paradigma”yı, alternatif tıbbı bilerek bizim gibi ülkelere pompalayanlar planlarını çoktanyapmışlardı. Çünkü, artık bilimsel bilgi üretme-bilişim çağında bilgi üretmeyi kendi tekellerine almak istiyorlardı, bize de hurafeler düştü; bilim, üniversiteler tarumar edildi. Eh, canlı kopyalama, yapay organ, vb bilimsel gelişmelerle ayaklarının altındaki toprak hızla kaymaya başlayan dinciler için bu “yeni”ler bulunmaz fırsattı. İşte şimdi de “müfredat”la çocuklarımızın beynine ve geleceğimize çökme aşamasına gelindi; programın felsefesi tümüyle idealizmdir, ‘yöntemi’ metafiziktir; bilime tam bir saldırı içermekte, bilim yerine “ilim”i ikame etmeye çalışmaktadır. Efendiler, “değişmez bilgi” bilime değil, dogmalara özgüdür.
***
Bütüncül yaklaşım dedikleri, bilime ve laikliğe saldıramadıkları için var olan bilim derslerini kırpma, bol bol dinsel “değişmez bilgi” ve dersler koyma; akıllarınca bilimcilerde, öğretmenlerde, çocuklarımızda “eksik gördükleri” yanı tamamlama anlayışından başka bir şey değildir. Evrimsiz biyoloji olmaz, evrim de artık bir kuram değil, bir gerçekliktir. Covid bile kısa süre içinde kaç kez evrim geçirdi. Tüm evrenin MÖ 4000 yılında 6 günde yaratıldığına ve hiç değişmediğine dayanan Yaradılışçı (Eski Ahit’e dayanır) görüşte de çocukların “yaratıcılığını” geliştirme de yer almaz! Bütünlükçü yaklaşım dedikleri tam bir aşure, eh her şeyi takıyyeyle yapıyorlar zaten, bir sonraki aşama tüm bilim derslerini ortadan kaldırıp medrese eğitimine geçilir herhalde… “Kalp, maneviyat ve değerler” dedikleri şeyler Ortaçağcı dogmalardan başka bir şey değildir.
***
Kamuoyuna pek yansımıyor ama, bu kafaların en çok saldırdıkları alan psikolojidir; psikoloji bilimi ve psikologlar ile bugüne kadar ürettikleri bilimsel bilgiler tahammül edebilecekleri şeyler değildi; “maneviyat danışmanı” diye ucube bir şey icat ettiler, okullara, hatta psikoloji bölümlerine bunları sokmaya başladılar. Maneviyat ne, psikolojik durum mu, eh onu zaten psikoloji bilimi inceliyor, öyleyse değil; işte yukarıda değinmeye çalıştığımız Ortaçağ bakışaçısı; duayla-hurafeyle artık her türlü psikolojik durumu çözümleyebilirler(!); ama psikoloji sadece davranış bozukluklarıyla da uğraşmaz ki, ne olacak şimdi? Bazı psikoloji bölümlerimize ‘Valilik emriyle’ denilip Rektör ve imamlarla gelindiğini, imamlara psikoloji derslerinin verilmesinin istendiğini, bunu reddeden akademisyenlere Rektörün önünde imamların neler dediğini biliyor musunuz? Durum içler acısıdır, bu “maarif müfredatı” sanıldığından ve görüldüğünden de çok korkunçtur. Psikologlar, öğretmenler, veliler, eğitim sendikaları ve çağdaş eğitim dernekleri ve tüm aydınlık insanlar, ortak tavır ve direniş gösterilmezse, durum hiç de iyi olmayacaktır: Artık kurbağa haşlanmak üzeredir!
Bu dogmalarla yetiştirilecek çocuklarımız, hiçbir şeyi sorgulayamaz, araştıramaz duruma gelir ve böyle yetiştirilen çocukların da ne kendileri, ne aileleri, ne ülke iflah olur. Çocuklarımıza, ülkemize ve geleceğimize kıymayın efendiler!
*(Em. Prof. Dr., Psikolog-Psikometrist)


