Muhafazakârların 'kızıl duvar'ı yıkma stratejisi tuttu

13.12.2019 23:40 DÜNYA

EMRE EREN KORKMAZ / Akademisyen, Oxford Üniversitesi

Muhafazakâr Parti’nin tek başına iktidar olması bekleniyordu ama bu derece bir farkla, açık ara kazanacağı ve İşçi Partisi’nin tarihi hezimet alacağı beklenmiyordu. Bu fark Johnson’ın sert Brexit ve neoliberal içerikli gündemini Trump ile beraber dizginsiz şekilde uygulamasına fırsat verecek.

İşçi Partisi’nin geleneksel tabanı olan Kuzey İngiltere bu seçimlerde ilk kez Muhafazakârlara oy verdi, muhafazakâr partinin kızıl duvarı yıkma stratejisi tuttu.

Brexit nedeniyle gidilen seçimde Corbyn’in tarafını net şekilde ifade etmemesi en büyük liderlik zaafiyetidir. Halkın içinde olmakla övünen bir lider ülkedeki kutuplaşmayı, insanların duyduğu tepkiyi okuyamadı. İngiltere gibi kurumsal eşitsizliğin doğallaştırıldığı bir toplumda eşitsizlik ve sağlık sistemi üzerinden kampanya yürüttü.
Politik yaşamı boyunca AB’ye eleştirel yaklaşan Corbyn partisine önderlik ederek Brexit’e dair alternatif bir plan sunabilirdi. Bunun yerine metropollerdeki AB yanlısı kitlesiyle kırsaldaki karşıt kesimi bir arada tutmak için tarafsız ve etkisiz konum almayı tercih etti. Muhafazakâr Parti ise içindeki AB yanlılarını “yumuşak Brexitçi” duruma getirebildi, AB’de kalmakta ısrar edenleri de Liberal Demokratlara yolladı.

Londra’da işçiler ve göçmenler tarafından sevilen ve bu kitleyi iyi tanıyan Corbyn’in Kuzey İngiltere’deki sanayi, maden, tarım ve liman işçilerini tanımadığı, onların tepkisini tahlil edemediği açığa çıktı. Parti içinde Brexit yanlısı solcu vekillerin ve beyaz işçi sınıfının tepkisine vurgu yapan sendika liderlerinin sözlerine değer verilmedi. Yerel örgütler de belli ki sesini duyuramadı.

Johnson “hazır anlaşmam var, verin yetkiyi, Brexit tartışması bitsin, ardından yatırımlar yapayım” dedi ve bu toplum tarafından satın alındı. Corbyn’in yeni bir müzakere süreci ve referandum sözü ise belirsizlik ve bıkkınlıkla karşılandı.

Bu seçimde sürecin tersine çevrilmesi ve Britanya’nın AB’de kalması için çaba gösteren politik kesimler siyaseten yıkıldı. AB yanlısı partilerin toplamda % 52 oy alması bu açıdan işe yaramayacak. AB’de kalma yanlısı siyasi blok artık yok. Bu hareketin AB’ye yeniden girelim diyerek yeniden toparlanması da zor.
Bu durum İskoçya’yı komple alan İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP) bağımsızlık için mücadelesini geliştirecek ama rahat şekilde iktidar olan Johnson’ı yeni bir referanduma ikna etmesi zor. Bu da mücadeleyi çetinleştirecek.

Kuzey İrlanda’da ilk kez İngiltere karşıtı, İrlanda ile birleşme yanlısı partiler çoğunluğu aldı. Sınırın bir şekilde konulması çatışma ortamına geri dönülmesine de neden olabilir.

Britanya’da siyasi sürecin yönelimi netleşti ama milliyetçi ve emperyal temelde tartışmalar ve sömürü oranlarını arttıran ekonomi politikaları, özelleştirmeler ve piyasalaştırma daha da pekişecek ve göçmen-yabancı karşıtlığı yükselecek.