Google Play Store
App Store

Muhalefete sopa, dışarıda gerilim, içeride çözüm süreci... Yoksulluk gündemini unutturmak ve mümkünse bir seçim ekonomisi yaratmak. Erdoğan daha önce kendisini iktidara taşıyan, artık içinde bir sır barındırmayan ‘iksir’in formülünü yeniden tahtaya çizdi. Asıl mesele muhalefet güçlerinin o ‘iksir’i içip içmeyeceğine bağlı.

Muhalefet ‘iksir’i bir kez daha içecek mi?
Fotoğraf: DepoPhotos
Mehmet Emin Kurnaz
Mehmet Emin Kurnaz
mehmeteminkurnaz@birgun.net

Siyaseti seçime kadar domine etmeye çalışan Saray yönetiminin oyun planında şapkadan çıkacak bir tavşan yok. Bir yanda CHP ve toplumsal muhalefete yönelik dozajı azalmadan süren baskılar öbür yanda çözüm meselesi ve Ortadoğu’daki yeni dizilişe göre posizyon alma uğraşı devam ediyor. Yoksulluk başta olmak üzere ülkenin yakıcı sorunları hasır altı edilirken İsrail gerilimi, İran meselesi, Suriye’deki gerilimler üzerinden dış politikada kahramanlık hikayeleri gündemden düşürülmeyecek. Muhafazakar baskılar ve gerici dayatmalarla yaratılan gerilim, kitleyi elinde tutmak ve onu konsolide etmek için bir aparat işlevi görüyor. Bu süreçte işler planlandığı gibi gider ve Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim ekonomisiyle kısmi bir ferahlama da sağlayabilirse, kendisini ancak o zaman seçime hazır hissedecek. Erdoğan bunca yıl tekrar edip başarıya ulaştığını düşündüğü, artık içinde bir sır barındırmayan o iksirin formülünü bir kez daha tahtaya çizdi. Onu hiç çekinmeden içmek ya da fırlatıp atmak ise CHP ve tüm toplumsal muhalefet güçlerinin göstereceği iradeye bağlı.

İKTİDARIN ELİNDEKİ KOZLAR NELER?

Masaya elindeki kartları açık oturan iktidarın öne sürdüğü kozları biraz daha açalım:

  • Muhalefete sopa: Başta CHP’li belediyeler olmak üzere muhalefeti baskı altında tutmak şüphesiz oyun planının en önemli parçası. 19 Mart operasyonlarıyla birlikte CHP, Silivri ve mahkeme salonlarına hapsedilmek istendi. Geçen hafta başlayan Aziz İhsan Aktaş Davası, 23 Şubat’ta görülecek Kurultay Davası, 9 Mart’ta başlayacak İBB Davası CHP’yi sürekli savunma pozisyonunda tutmanın aracı. CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu’nun cezaevine atılması ve diplomasının iptali, rakibin yarış dışına itilmesi anlamına geliyor. Aynı duruma ileride ABB Başkanı Mansur Yavaş da maruz kalabilir. Bunun yanı sıra 19 Mart eylemlerine karşı gösterilen tavır, Gezi tutuklularının serbest bırakılmayışı gibi pek çok örnek de toplumsal muhalefete verilmiş birer gözdağı.
  • Çözüm tartışmaları: Bahçeli’nin Öcalan çağrısı ile başlayan sürecin üzerinden 1 yılı aşkın süre geçerken bugüne dek demokratik bir adım atılmış değil. Suriye’de SDG ile cihatçı HTŞ güçleri arasında yaşanan çatışmalar bir süredir içeride de tansiyonu yükseltti. Bölgede ateşkes sağlansa da sürecin aktörleri arasında karşılıklı salvolar devam etti. İktidar ortakları kimi zaman Öcalan’a umut hakkına varan açıklamalarla kimi zaman da “uzatılan el yumruğa dönüşür” diyerek havuç-sopa taktiği uyguluyor. Bütün bir sürecin Ortadoğu’daki yeni dizayna göre şekillendiğini en başta hatırlatmak gerekiyor. Bunun yanı sıra plan, DEM Parti ve Kürtleri muhalefet cephesinden koparmak, Erdoğan’a bir kez daha başkanlık koltuğu sunmak üzerine işliyor.
  • Gündem değiştirme: Siyasette başka konular konuşulsa da rejiminin en büyük korkusu halkın yakıcı sorunlarının gündeme gelmesi ve siyasetin de buna göre belirlenmesi. Halkın gerçek sorunlarına ilişkin her başlık Saray yönetimini adeta panikletiyor. Kimse asıl meseleyi konuşmasın, gündeme getirmesin, tartışmasın, itiraz etmesin isteniyor. Muhalefetin sürekli savunma halinde bırakılmasının bir nedeni de emekli maaşı, asgari ücret, işsizlik, geçim sıkıntısı gibi başlıkların gündeme gelmesinin istenmemesi.
  • Kahramanlık hikayesi: İktidar, Suriye’de Şam yönetiminin SDG ile çatışmaları, bölgede İran gerilimi, İsrail’in Filistin işgali gibi başlıkların her birinden kendisine pay çıkarmaya çalıştı. Çözüm süreci henüz başlamadan birkaç ay önce Erdoğan, Bahçeli ve Saray’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan “iç cepheyi güçlendirme” mesajları dinledik. Bu söyleme “İsrail tehdidi” bir dayanak olarak gösterildi. Erdoğan’ın her konuşması bir medyan okuma olarak yandaşların manşetlerini süsledi. Oysa ticaretin bile kesilmediği, aradaki gerilimin kitleleri konsolide etmekten öteye geçmediği tartışıldı.
  • Seçim ekonomisi: Rejimin yukarıda sıraladığımız planın sorunsuz işlemesi durumunda dahi işi kolay değil. Çünkü en yakıcı sorun olan krizin tüm yükü halkın sırtında. Emekli maaşları ve asgari ücret başta olmak üzere tabanda biriken öfke, iktidar çevresini de korkutuyor. Yandaş kalemler, bunun için pek çok kez iktidara “uyarı”lar yapıyor. Ancak iktidarın sandığı getirmek için hazır olacağı temel başlık ferahlama illüzyonu. Bunu da ancak vergilerin artırılması ve kullanabileceği rezervleri artırmakla yapabilecek. Geçen yıl 11 trilyon lirayı aşan vergi tahsilatının yarısı tüketicinin cebinden dolaylı yollarla alınmıştı. Öte yandan TCMB’nin açıkladığı verilere göre rezervler rekor kırıyor. 23 Ocak haftasında 215 milyar 614 milyon dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Seçim sürecine girildiğinde ücretlere ve emekli aylıklarına gelecek muhtemel zamlar bir seçim yatırımı alışkanlığına dönüştü. Bu süreçte yurttaşın algısında kısmi bir rahatlama yaratılmak istenecek.

ERDOĞAN’IN ELİ AÇIK PEKİ MUHALEFET NE YAPACAK?

Buraya kadar anlattıklarımız Erdoğan’ın yol haritası. Bir kez daha başarılı olup olmayacağı ise muhalefet güçlerinin ne yapacağına bağlı. İktidar, muhalefeti mahkeme salonlarına, durmadan tekrar eden Kurultay’lara hapsetmeyi amaçladı. CHP, hafta içi İstanbul hafta sonları Anadolu’nun bir ilinde gerçekleştirdiği onlarca mitingle baskılara, hukuksuzluklara yanıt üretmeye çalıştı. Bu mitinglerde halkın yakıcı sorunları da gündeme getirdi. Yozgat, Çorum, Bayburt, Konya gibi iktidarın kalesi denilen yerlerde coşkulu kalabalıklar toplamayı başardı. Ancak mitingler tek başına rejimin baskılarını durdurmaya yetmedi.

Öte yandan 19 Mart operasyonlarına karşı iktidarın beklemediği, ortaya çıkan toplumsal muhalefet rüzgarı dönem dönem azalsa da üniversitelerden liselere, yaşam savunucularının eylemlerinden çiftçilere, metal işçilerinden Migros depo işçilerine dek etkisini sürdürüyor. Burada kritik olan muhalefetin de rejime karşı “benim adayım çözer, sandığı getirin” diyerek mi? Yoksa en geniş muhalefet güçleriyle rejimi kökten reddeden ve ona alternatif programlar ortaya koyarak mı başarılı olabileceği sorusu. İkincisine kolayca gidilemeyeceği ancak rejimle mücadelede başka bir yolun olmadığı da ortada duruyor.