Mülteciler ve uzmanlar anlattı: İran’dan yeni göç dalgası gelir mi?
İran’a yönelik saldırılar sürerken yeni bir göç dalgası ihtimali tartışılırken, uzmanlar şimdilik kitlesel bir göçün başlamadığını ancak olası bir kara harekâtı ya da iç savaş durumunda tablonun değişebileceğini belirtiyor. İran içinde yer değiştirmelerin arttığını belirten sosyolog Arif Kesin, "Kitlesel göçün olması için devlet aygıtının çökmesi lazım" dedi.

İran’a yönelik savaşın bir boyutu da yeni göç hareketleri olurken, transit göç rotasında bulunan Türkiye’nin bu süreçten nasıl etkileneceği merak ediliyor.
Gazeteci Ercüment Akdeniz İlke TV'deki yazısında, İranlı mültecilere, Van'da çalışan gazeteci ve uzmanlara, yeni saldırıların göç eğilimini artırıp artırmayacağı ve büyük bir göç dalgasının yaşanıp yaşanmayacağı sorularını yöneltti.
"SİVİLLERDE KİTLESEL BİR KORKU VE KAÇIŞ YOK"
Uzun yıllar Türkiye’de şartlı mülteci olarak yaşadıktan sonra Almanya'ya yerleşen Esmael Fettahi, İran’daki son durumu ve olası göçleri şöyle değerlendirdi:
"İran’da daha çok askeri noktalar vuruluyor. Sivillere buralardan uzak durmaları için uyarılar var. Daha önce Haniyye’nin öldürülmesi nokta atışıydı. Sivillerde kitlesel bir korku ve kaçış yok."
"GÖÇ EDENLER İŞİNİ KAYBEDER"
Fettahi’nin göç ihtimaline ilişkin yorumu ise şöyle:
“Devlette çalışan memurlar korkuyorlar, göç edenler işini kaybeder. Rejim değişirse rejim yanlıları göçer. Belki Rusya’ya giderler. Ama tersi olursa yine muhalifler göçmek zorunda kalır. Benim akrabalarım İran’da aynı yerdeler, henüz yer değiştirmediler. İran atmosferi şu an farklı ve karışık. Diasporada ise olası göçe dair bir beklenti ve hazırlık yok."

"KADIN MÜLTECİLER CİNSİYETÇİ AYRIMCILIKLA KARŞILAŞIYOR"
İran’dan 2019 yılında rejimin baskısı nedeniyle çıkan Seher, "zorunlu göçün ailelerin parçalanması demek" diyerek şunları kaydetti:
"Annem, babam ve kardeşlerim İran’dalar. Aileler çok bölündü, bir kısmımız burada bir kısmımız İran’da. İran’da savaş cumartesi başladı. O gün saat 09:15’ten beri ailemden haber alamıyorum. Annem Amerika’daki akrabalarımla konuşmuş. Bombardıman sonrası köye gitmişler. Şimdilik ülke dışına göç durumu yok."
Seher, göçün kadın yüzünü ise şöyle anlattı:
"Ben Türkçe biliyordum ama herkes bu şansa sahip değil. Gazetecilikten gelen ikna gücüm var, çabuk arkadaş edindim. Ekonomik olarak da ayakta durdum. Yine de ayrımcılıkla karşılaşabiliyor insan. Yerli insanları da anlayabiliyorum. Olası büyük göçte daha büyük tepkiler olabilir, endişe duyuyoruz. Kadın mülteciler cinsiyetçi ayrımcılıkla karşılaşıyor. ‘Kadın başına ne işin var burada’ diyebiliyorlar. Özbek, Azeri, Afrikalı birçok kadın göçmenle çalıştım, aynı zorlukları onlar da yaşıyor."
SAVAŞTAN EN ÇOK ETKİLENEN İL VAN OLDU
Uzun süredir Van’da sınır göçünü takip eden gazeteci Ruşen Takva, kentin sosyo-ekonomik durumuna ilişkin şunları dile getiriyor: "Van’da 2025 yılı için 77 bin İranlı turist kaydedilmiş, 2026 yılı için 1 milyon turist bekleniyordu. Fakat 4 günlük savaşta bile hedefler sapmış görünüyor. Her gelen turist Van’a kişi başı 500 dolar bırakıyordu. Totalde bu rakam 500 milyon dolara tekabül eder. Dolayısıyla savaştan en çok etkilenen il Van oldu. Gayri sarfi milli hasılada Van maalesef son 10 kent arasında. Savaş, durumu daha da ağırlaştırıyor."
Sınırda göçmen kaçakçılığını da takip eden Takva şu bilgileri aktardı:
"Savaş sonrası göçmen kaçakçılığında bir hareketlilik henüz yok. Çünkü İran’da şu an internet veya haberleşme yok. Dolayısıyla organize olamıyorlar. Bombardıman devam ettiği için insanların yer değiştirmesi ve yürümesi mümkün değil. Daha çok İran içinde bir yer değiştirme söz konusu. Şehirler boşalıyor, örneğin Tahran’dakiler kuzeye doğru kaçıyorlar, köylere doğru."
"KİTLESEL GÖÇÜN OLMASI İÇİN DEVLET AYGITININ ÇÖKMESİ LAZIM"
Ortadoğu ve İran uzmanı sosyolog Arif Keskin, göç için erken olduğu söyleyerek, şöyle devam etti:
"Şimdilik İran’da iç göçler var. Tahran’dan başka kentlere gidiyorlar. Çünkü Tahran vuruluyor. Memleketi neredeyse insanlar oraya gidiyor, daha çok kırsal bölgelere. Askeri müdahalenin olmayacağı yerlere gidiyorlar. Hava saldırısı büyük göçe yol açmayabilir. Ama kara harekâtı veya iç savaş olsaydı toplu göçler olabilirdi. Şu anda devlet aygıtı, ekonomik çark işliyor. Bombardıman olmayan yerlerde hayat normal devam ediyor. Kitlesel göçün olması için devlet aygıtının çökmesi lazım. Banka ve idari işler, gıda zinciri ve fırınlar çalışıyor. Suriye’de iç savaş vardı ve göç oldu, burada henüz böyle bir durum yok. Bireysel göçler olabilir, parasını ve ailesini çıkarmak isteyenler olabilir."
Keskin, İran’daki mültecilerin ve diğer halkların durumunu ise şöyle yorumluyor:
"Dış göç olsa daha çok İran’daki yabancılar, Afganlar gelebilir. Çünkü onların hayatı daha da zorlaştı. Misal, Beluçlar ile yönetim çatışırsa, kent işgalleri olursa veya karşı bombalamalar olursa kitlesel göçler olabilir. Küçük çatışmalarda göç olmaz. İran yönetimi Kürt ve Beluç bölgelerini bombalarsa, iç savaş durumuna giderse ülke dışına kitlesel göçler olabilir. Bence ilk dalga İran’daki Afganlardan gelebilir. Tahran’da da epey Afgan var, İran’da toplam 3,5 milyon Afgan mülteci yaşıyor."
"SERMAYE, GÖÇMEN İŞÇİ TALEP EDİYOR"
İnşaat sektöründe göçmen işçileri çalışan Doç. Dr. Taner Akpınar, Türkiye’de sermayenin üç ana eğilimini anlatarak İran göçüne değindi:
"Birincisi, TİSK 2002 tarihli raporunda daha fazla esnek çalışma modeline vurgu yaptı. Kullan at emek rejimi yerleşmiş durumda. İş Kanununun bu halini de istemiyoruz deseler daha doğru olur. İkincisi, İTO Başkanı, Pakistan, Afganistan ve Afrika ülkelerinden göçmen işçi talep etti. Üçüncüsü, MÜSİAD genelde öğrencileri, özelde MESEM’lileri emek piyasasına istiyor. Dolayısıyla İran’da savaş sonrası göç beklentisi var. Burjuvazisi kollarını açmış bekliyor. Gelsin de nerden gelirse gelsin diyorlar. İnşaat ve diğer sektörlerde ucuz ve güvencesiz emek ihtiyacı var. Açık ki işçi hakları ve çalışma koşulları daha da aşağıya çekilecek."




