birgün

18° AÇIK

ÇALIŞMA YAŞAMI 03.08.2020 10:16

MÜSİAD önerdi, Dardanel uyguladı: Kadınlar üretim alanına kapatılıyor

Bedenleri üzerindeki patriyarkal gözetim ve denetimden gına gelmiş kadınlara, şimdi kapitalist üretimin devamı için de kendini kapat, onunla konuşma, ailenle temas etme vs. deniyor. Kadın bedeni üzerindeki çok yönlü iktidar bu işte. Patron sadece işgücünü kiralamıyor, işyeri dışındaki hayatını da kiralıyor sanki

MÜSİAD önerdi, Dardanel uyguladı: Kadınlar üretim alanına kapatılıyor

Konuk Yazar: Necla Akgökçe - Feminist Yazar

Çanakkale’deki Dardanel fabrikasında 40 işçide koronavirüs çıktıktan sonra büyük bölümü kadınlardan oluşan işçilerin il sağlık kurumunun devreye girmesiyle, isteklerine hilaf 14 gün süreyle evlerinin dışında, fabrikaya yakın bir yere kapatılması, sol kamuoyunda tartışmalara neden oldu. İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararı, kamuoyu ile de paylaşıldı. Fabrikada kapalı sistem çalışmaya geçildiğini ilan eden bu karar, fabrika patronunun işçilere hitaben yazdığı bir uyarı yazısı mı yoksa kurulun metni mi, pek anlaşılmıyor. Altında yer alan imzalardan anlıyorsunuz durumu; vali yardımcısından fabrikanın temsilcisine kadar bir dizi erkeğin imzasını içeriyor. İşçinin emeği ve bedeni üzerinde baskı kurmayı hedefleyen devlet-patron iktidarı, birbirine karışmış vaziyette.

Kocaları “Yahu bu çocuklara kim bakacak, onları da al yanına” demişlerse patriyarka da işin içine girmiş demektir. Siyasi iktidarın işçiler için mi patronlar için mi çalıştığını gösteren çok belirgin bir gösterge de bu aslında. İşçiler ister pozitif ister negatif olsunlar, ayaktalarsa gece yurtlarda yatıp, gündüz işlerinin başına geçecekler. Durumu ciddi olan hastalar sağlık kuruluşuna yollanırken, diğerleri hastalanana kadar onların yerlerini alacak, yeter ki üretim durmasın. İşyeri sendikasız; ama sendikalı da olsa neyi nereye kadar kabul ettirirlerdi, bu bilinemez. Malum pandemi koşulları, her anlamda kapanma esas. Sendikalar da bir ikisi haricinde kapalı devre (!) çalışıyorlar.

DEVET VE PATRONLARIN ALDIĞI 'ÖNLEMLER'

Koronavirüse karşı patronlar ve devletler demokrasi anlayışlarına uygun bir biçimde önlemler (!) geliştirdiler. Paketler filan hazırladılar, biliyorsunuz. Her zaman, kapitalizmin her krizinde olduğu gibi bu krizde de güçlüler ayakta kalacak. Merkez kapitalist ülkelerdeki büyük tekeller, koronavirüs krizi döneminde bir yandan küresel üretim zincirlerinin restorasyonuna gidip üretim tesislerini birbirlerine yaklaştırmanın yolunu ararken, bir yandan da uğradıkları zararların büyük bir kısmını fırsat bu fırsattır diyerek üretim tesislerinin olduğu ülkelerdeki yoksul çaresiz işçi sınıfına ödetmeye çalışıyorlar. İşçi semtlerinde ve fabrikaların yoğun olduğu yerlerde koronavirüs haritasının kıpkırmızı olması tesadüf değil. Televizyonlarda kapanma, sosyal mesafe uyarısı yapanlar, işçilerin dip dibe çalışması karşısında kıllarını kıpırdatmıyorlar.

Olayın ihracata yönelik üretim de yapan gıda sektöründe vuku bulması da tesadüf değil. Çanakkale gibi çok fazla fabrikanın, çalışma olanağının olmadığı illerde ucuz ve itaatkâr işgücü diye özellikle gıda ve konservecilik alanında kadınlar çalıştırılıyor. Dardanel’de de sayıları bin 500’ü aşan çalışanların bini kadınlardan oluşuyor. Asgari ücretle, bazen de asgari ücretten de düşük ücretlerle çalıştırılıyor kadınlar. Konserve fabrikalarında genel olarak esnek çalışma düzeni hâkim, pek çok kadın buralarda kısa süreli sözleşmelerle, mevsimlik sözleşmelerle çalıştırılıyor.

ÜRETİM KAPASİTENİZ BATSIN!

Dardanel İcra Kurulu Başkanı Mehmet Önen, nisan ayında yaptığı bir açıklamada Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüsle mücadelede balık yemenin önemine dikkat çekmesinin ardından balık satışlarının artığına vurgu yapıp, “Korona mücadelesiyle birlikte ihracat ve iç piyasa satışlarımız üç katına çıktı” diyordu. Bu nedenle; üretimin kapasitesini yüzde 50 artırdıklarını ve 200 yeni işçi aldıklarını anlatıyordu. Üretimin kapasitesini nasıl artırdıkları ise gayet açık; toplama kamplarını andıran gözetim ve denetim mekanizmalarını devreye koyarak. Bedenleri üzerindeki patriyarkal gözetim ve denetimden (şunu giy, bunu giyme, bu kısa bu açık, kıpkırmızı ruj sürme, gece yarısı sokağa çıkma vs.) gına gelmiş kadınlara, şimdi kapitalist üretimin devamı için de kendini kapat, onunla konuşma, çocuklarınla ailenle temas etme, annenin alışverişini yapma vs. deniyor. Kadın bedeni üzerindeki çok yönlü iktidar bu işte. Patron sadece işgücünü kiralamıyor, işyeri dışındaki hayatını da kiralıyor sanki. Gıda-İş Sendikası Başkanı Seyit Aslan “kölelik” olarak nitelendiriyor bu durumu.

Kevin Bales, ‘Kullanılıp Atılanlar- Yeni Kölelik’ isimli kitabında bu tür çalışmaları yeni kölelik olarak nitelendiriyor. Bales’e göre kölelik çağımızda da patlayan bir iş sahası ve bu şekilde çalışan insanların sayısı giderek artarken, birileri onların sırtından zengin olduktan sonra işleri bitince onları bir kenara atabiliyor. Şöyle diyor: “Yeni kölelikte; geçmişte kölelikten anladığımız biçimde, doğrudan insanlara sahip olunmuyor, onun yerine bütünüyle hâkimiyet altına alınıyor.” Bütünüyle hâkimiyet altına alınmak… Dandanel’de yapılan tam da bu. Benim istediğim biçimde çalışmazsan ya ceza ödeyeceksin ya da kapının önü; yani açlık.

Kapitalist emek denetim sistemleri, işgücünü hâkimiyet altına almanın şartlarını zaten yaratıyordu. Kadınlar söz konusu olduğunda bu hâkimiyet işyeri koşullarını aşarak yeniden üretim alanını denetlemeye kadar gidebiliyor. Biz bunu Antalya Serbest Bölgesi’nde Novamed işçisi kadınların grevleri sırasında görmüştük. Kadınların doğum yapması sıraya konulmuştu, servis otobüslerinde bile konuşmaları yasaktı, sigara içip içmedikleri ağızdan koklanıyordu, tatil zamanında bile sağa sola gitmeleri yasaktı, çünkü ertesi gün işe erkenden gelmeleri gerekiyordu. Dardanel’de üstüne bir de kapatılma ekleniyor. Burada rahmetli Michel Faucault’u anmadan geçemeyeceğim; iktidar belirli tarihsel dönemlerde ortaya çıkan kapatma kurumlarına dayanır, buradaki belirli tarihsel dönem de pandemi koşulları.

KADIN BEDENİNE ALMAN USULÜ DENETİM

Dardanel’deki durum MÜSİAD patronlarının “üretim ve yatırım üssü” adını verdikleri, işçiler için bir toplama kampı niteliğinde olan modelin bir ön provası sanki. MÜSİAD’a göre salgın ve afet dönemlerinde bu üsler kapılarını dışarıya kapatarak üretimin devamı sağlayacaklar. İşçilerin aileleri ile birlikte kalabilecekleri; sağlık tesisleri, okulları, camileri, eğlence yerleri olan bu üslere normal zamanlarda bile giriş çıkış denetimli olacak. Denetim patron tarafından sağlanacak, pardon patronlar demek daha doğru. Sistemin adı da Türk-Alman Modeli. Toplama kampları kimin icadıydı?

Üsler, salgın ve afet nedeniyle küresel tedarik zincirlerinin sekteye uğramasına karşı da alternatif olarak gösteriliyor. İhracatı kolaylaştırma adlı bölümde, ihraç ürünlerin paketleme, yükleme, ürün güvenliği, hijyen şartlarının nasıl sağlanacağı ayrıntılı biçimde anlatılmış. Yarı serbest bölge gibi işleyeceklerini de eklemişler; yani vergi muafiyetleri de bulunuyor. Uluslararası tekellere verilen müjdeler hiç de az değil; onlara kendi denetçilerini de kullanma teminatı veriliyor. Bu durum işlerinin yalnızca yerli kapitalistler tarafından değil, ulus ötesi kapitalistler tarafından da, üretim ve dağıtım aşamasında gözetlenip denetleneceği anlamına geliyor. Bu yolla küresel despotik bir çalışma rejimi oluşturuluyor. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bu geleceğin rejimi olabilir.

MÜSİAD’ın üslerinde kadınlar da unutulmamış. Hangi başlık altında onlara yer verilmiş dersiniz; evet yanılmıyorsunuz, “Ailelerle birlikte yaşam.�� Kadınlar aile içinde konumlandırıldıktan sonra onlara site içinde kreş ve anaokulları açacakları ‘müjdesi’ veriliyor, bu yolla kadın istihdamını da artıracaklarmış. Fakat üçüncü maddede asıl niyetleri belli oluyor: “Klasik sanayi sitesi kurulum mantığından öte, sadece işgücünün değil, ailelerle birlikte her türlü afet durumda izole bir yaşam alanına dönüşecek bir yaşam üssü mantığı ile kurulmaktadır.” Aman işi ithal ikameci dönemdeki sosyal konutlarla karıştırmayın. Bizim üsler başka. “Afet ve salgın durumunda sadece fabrikada çalışanları değil, onların eşlerini de kapatacağız” diyorlar. Aile dediklerine bakmayın, burada söz konusu olan kadınlar. Evde koca kadının bedenine, emeğine el koyarken, üretim üssünde patron da erkek işçinin eşinin bedeni üzerinde hak sahibi olabilecek; ananı, babanı, kardeşlerini görme, dışarıdan misafir kabul etme, arkadaşlarını görme, tatil yapma vs. Mahremiyet filan diyordunuz hani, patronun ailemde işi ne? Hatta sadece yerli patron değil, Almanya merkezli X uluslararası tekelinin CIO’ları da bu denetim ve gözetleme sürecine katılabilecek. Sonuç ta üretim üssündeki işletme onlar için üretim yapıyor.

musiad-onerdi-dardanel-uyguladi-kadinlar-uretim-alanina-kapatiliyor-763846-1.

EVDE ÇALIŞANLARA DA PRANGA

Koronavirüs ile ortaya çıkan kriz süreci ‘tecriti’, ‘kapanmayı’ öne çıkarırken, geleneksel anlamda özel alanla kamusal alan, işle ev, okul gibi alanlara ayrılmış bir sosyal yaşamı da çökertti. Bu farkların bulanıklaşması eğitim, mühendislik, gazetecilik vb. evde çalışmaya uygun işkollarındaki kadınların iş yüklerini artırdı. Patronlar da boş durmadı. İşin eve taşınması durumunda artı-değerlerine halel gelmemesi için daha önce geliştirdikleri teknolojik izleme ve denetleme yöntemlerini devreye soktular. Onlar işyerinde sosyal mesafeyi korumaktan filan bahsediyorlar; ama pandemi bahanesiyle MESS’in ileri sürdüğü elektronik kelepçe/pranga evde çalışanlar için geliştirilen bir şey. Çalışanlar zaman çizelgesinin asla dışına çıkamazlar bu durumda. Büyük Birader, iletişim araçları ile onları kıskıvrak bağlamış; iş zamanında ev içindeki diğer kişilerle yakınlaşmasının, muhabbet etmesinin önünü almıştır. Motto şu: İş zamanında iş, hatta patronun gözüne girmek için boş zamanda da iş.

Evet, başa dönüyorum. Küresel kapitalizm koşullarında Batı’nın neoliberal hükümetleri işsizliği ve iş güvencesini çeşitli parasal yardımlarla kısa vadeli bir biçimde çözmeye çalışırken, küresel ekonomiyi elinde tutan çokuluslu şirketlere de ciddi yardım paketleri sunuyor. Ve bunlar, pandemi döneminde toplumları çok uluslu tekellerin, sermayenin çıkarlarına uygun bir biçimde yeniden düzenlemek için az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hayatta kalmak için çabalayan yoksul, borç içinde yüzen işçi sınıfını sıkıştırarak köleleştirmeye çalışıyor. Bunun için adı geçen ülkelerde işçi sınıfının elindeki her türlü hakkı gasp eden despotik yönetimler en güçlü dayanakları. Sağlıkta özelleştirmelerin ne denli zararlı olduğu pandemi döneminde görüldü. Keynesyen politikaların önemi artacak; sağlık, eğitim, temel hizmetler yeniden kamusallaştırılacak filan gibi iyimser beklentiler ancak merkez kapitalist ülkelerde söz konusu olabilir. Kötümser olacak ama pandemi sonrasında bizleri her anlamda daha despotik bir rejim bekliyor.

Bundan en çok da kadınlar zarar görecek. Memlekette erkek şiddeti göklere tırmanırken, hükümetin küçük kız çocukları için evlenme dayatmaları, İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırarak kadınların hak ve özgürlük alanlarını sınırlamaya çalışma gayretleri, emek rejiminin siyasal tezahürü gibi. Onlar hayatlarımızı kendi çıkarlarına göre biçimlendirmeye çalışırken bizim de elimiz armut toplamıyor tabii ki; sonucu mücadele belirleyecek.

***

‘Bu izlediğimiz yalnızca fragman’

musiad-onerdi-dardanel-uyguladi-kadinlar-uretim-alanina-kapatiliyor-763845-1.

Emekçiler ister evde çalışsın ister işyerinde, bir cendereye sıkıştırıldıklarını hissediyor. Salgınla birlikte ‘ne olursa olsun üretim sürecek’ zihniyetiyle üzerlerindeki baskının giderek artırıldığını, çalışma yaşamının kendileri için adeta bir ‘hapishaneye’ dönüştüğünü belirtiyorlar. Üstelik bugün yaşananların yalnızca bir fragman olduğu düşüncesindeler. Plaza Eylem Platformu üyesi, makine mühendisi Şafak, şunları söylüyor:

“Aslında evden çalışanla, hapishane gibi çalışma ortamı içinde çalışanı yaratan aynı motivasyon. Biz evden çalışabildiğimiz için evdeyiz, bu olmasa korona daha da artacak, belki üretim mecburen durmak zorunda kalacaktı. Çalışma kampı gibi ortamda çalışmak zorunda kalan da yine aynı nedenden: Üretim durmasın. Ford Otosan’da yürüyen bandın bir arıza sonucu durması demek kırmızı alarmdı. CEO kendisine telefon uygulaması yapmış, ne zaman hat durursa 7/24 haberdar oluyordu. Mühendislik okurken bir döküm tesisi için hocamız demişti, orası 3 vardiya 24 saat çalışıyor, o makinanın durması demek büyük bir sabit sermaye kaybı. Üretimin ateşi hep yanmalı, koronanın tekrar gösterdiği kapitalizmin en kutsalı bu. Bu konuda da ne kadar ileri gidebileceklerinin fragmanını görüyoruz.”

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız