Müziğin divası ‘Müzeyyen’de
Kadıköy Halk Tiyatrosu’nun sahnelediği ‘Müzeyyen’ oyunu sanat müziğinin divası Müzeyyen Senar’ı seyirciyle buluşturuyor. Eser, bugün 28. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında Gençlik Parkı Büyük Sahne’de.

Tuğçe ÇELİK
‘Müzeyyen’ bugün saat 20.00’de Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) tarafından düzenlenen 28. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında Gençlik Parkı Büyük Sahne’de seyirciyle buluşuyor. Kadıköy Halk Tiyatrosu’nun sahnelediği oyunda Ayşegül Yalçıner ve Damla Özen, Müzeyyen Senar’ın gençliğini ve yaşlılığını iki ayrı beden olarak karşı karşıya getiriyor. Yönetmenliğini Ali Yalçıner’in üstlendiği bu karşılaşma, zamanın aslında tek bir şarkının içinde nasıl kıvrılıp durduğunu hissettiren, hem duyusal hem de düşünsel bir alan açıyor. ‘Müzeyyen’, tiyatro sahnesinde sadece bir hayat hikâyesini değil, Türkiye’nin hafızasında gezinip duran o benzersiz sesi yeniden çağırıyor. Senar, güçlü yorumunun ötesinde, erkek egemen bir müzik geleneğinde kendi yolunu açmış bir kadın olarak ülkenin kültürel dönüşümüne dokunan bir figür. Oyunun iki zamanlı yapısı, Senar’ın hem parlayan hem kırılan yanlarını, sahne üzerindeki yalnızlığını ve inadını görünür kılarak hikâyesini yeniden okumaya imkân veriyor.
Kadıköy Halk Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni oyuncu Ayşegül Yalçıner, Damla Özen ve Ali Yalçıner ile ‘Müzeyyen’i konuştuk.
Müzeyyen Senar’ı canlandırmak ne hissettirdi?
Ayşegül Yalçıner: Uzun zamandır gerçekleştirmek istediğimiz bir projeydi. Telif meselesi ve birtakım koşulların istediğimiz gibi olması zaman aldı. Çünkü projeyi gerçekleştirme aşamasında öyle büyük engellemelerle karşılaştık ki, Türkiye'de bağımsız olarak özel tiyatro yapmanın güçlüğünü yaşadık. Müzeyyen Senar'ın kırılganlığını bu süreçte biz de yaşadık. Vazgeçecek gibi olduk ama Müzeyyen'in kendine olan inancına istinaden ve ekibimizin emeğine saygıdan devam ettik. Bu projeyi nihayet içimize sindiği biçimde seyircimizle buluşturabildiğimiz için mutluyuz.
Damla Özen: Müzeyyen Senar'ı yeniden keşfetmek, tarihle kurulan bir bağ gibiydi.
Genç ve yaşlı Müzeyyen’i buluştururken nasıl bir ortak ton yakaladınız?
A. Y. : ‘Bizi biz yapan seçimlerimiz mi, ileride gençliğimizle karşılaşınca pişmanlık duyacak mıyız yaşadıklarımızdan ya da yaşayamadıklarımızdan, başka bir yoldan yürüsek yine biz olacak mıyız?’ soruları üzerinden bir kurgu üretmek her seyircinin kendini de sorgulamasını ve pişmanlık duymayacağı tercihler yapmasını sağlayabilir. Sahnede iki kadın oyuncunun birbirine fiziksel benzerliği önemliydi. İlk başta Müzeyyen'in olgunluk dönemini canlandırması için yaş olarak daha büyük bir oyuncu vardı. Sonra düşündük ki Müzeyyen yaş alan ama yaşlanmayan bir kadın. Damla Özen ile sahne uyumumuz, doğal oyunculuk biçimini tercih etmemiz, yakaladığımız enerji çok güzel. İki Müzeyyen birbirine sevgiyle bakıyor sahnede, kendisine kızarken bile öfkeli değil, pişmanlıkları da var elbette. İki Müzeyyen bazen birbirinin yansıması bazen gölgesi gibi; bazen birbirinin içinden çıkan ruh gibi bazen de birbirini tamamlıyor.
Sanatçının hangi özelliğini sahnede korumak istediniz?
A. Y. : Nâzım Hikmet'in annesi Celile'yi beş sezondur canlandıran bir oyuncu olarak yaşamış birini sahnede oynamanın çok bıçak sırtı bir deneyim olduğunu biliyorum. Hatırasına saygısızlık etmek istemiyor insan; gerçekçi bir biçimde o kişiyi canlandırmak istiyor. Senar'ın torunu Murat Bey, oğlu Ömer Bey ve temsilcileri ile uzun görüşmeler yaptık. Onlardan teyit ettiğimiz bilgileri kullandık, ‘kullanmayın’ dedikleri bilgileri metinden çıkardık. Elbette ünlü sanatçılar hakkında spekülasyonlar oluyor. Dedikodulara aldırış etmedik, gerçekçi olması için hassas davrandık. Senar'ın delikanlı kadın tavrının altında yatan kırılganlığını korumaya çalıştık.
D. Ö. : Senar'ın kalender tavrını korumak istedik. En kritik nokta ise divaya zarar vermemekti.
Sahnede seyircinin nostalji duygusunu hissediyor musunuz, performansınız nasıl etkileniyor?
A.Y. : Tiyatro seyirciyle yaşıyor. Seyircimizin yer yer kahkaha atması, hüzünlenip ağlaması yer yer oyuna katılıp bizlere cevap vermesi, o anda, bizimle olduklarının en büyük göstergesi. Kimi zaman şarkılara eşlik ediyor kimi zaman da keyiflenip bizimle göbek atıyorlar. Ülkenin boğucu siyasi ve ekonomik koşullarında halka iyi geldiğimizi hissetmek, seyircimize umut olmak güzel.
D. Ö. : Özellikle seyirci şarkılara eşlik ederken nostalji duygusu hissediliyor. Bir oyun seyirciyle tamamlanır. Ben de bu tepkilerle tamamlanmış hissediyorum.
Bu rol size ne kattı?
A.Y. : Bütün hayal kırıklıklarına, zorluklara ve engellemelere rağmen kendini gerçekleştirmiş bir kadın, bir diva var. Her temsil heyecanlı bir deneyim, her gösterim farklı seyirciyle değişen, dönüşen yeni bir yolculuk. Müzeyyen'in yolu uzun ve çok olsun isterim. Türkiye'nin her yerinde en az Celile kadar oynayalım, çok insana ulaşalım isterim. Memleket olarak birbirimize iyi gelerek sanatla hep birlikte zor zamanları atlatacağız.
D. Ö. : Benim için uzun zaman sonra yeniden sahnede olmak çok kıymetli. Buna vesile olduğu için önemli bir yerde olacak.
Oyun, 2 Aralık'ta saat 20:30'da Denizli Nihat Zeybekçi Kültür Merkezi'nde, 3 Aralık'ta saat 20:30'da Antalya Türkan Şoray Kültür Merkezi'nde, 9 Aralık'ta saat 20:00'de İstanbul Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde, 10 Aralık'ta saat 20:30'da Caddebostan Kültür Merkezi'nde seyircinin karşısına çıkacak.
∗∗∗
HAYATI BİR OYUNA SIĞMAZ
Yönetmen Ali Yalçıner genç ve yaşlı Müzeyyen’i aynı sahnede buluşturma fikrinin Ayşegül Yalçıner'e ait olduğunu vurgulayarak “Zor gibi görünen bu yapı, yani elinizde iki farklı yaşta Müzeyyen Senar olması hali aslında hem yazım hem de reji aşamasında kolaylık sağlayan bir durum yaratıyor” dedi.

Yalçıner şu değerlendirmeyi yaptı: “Asıl zor olan herkesin tanıdığı, hakkında doğru yanlış birçok bilgiye sahip olduğu bir efsaneyi izleyiciye anlatmaktı. Bunu iki güçlü oyuncunun performanslarıyla anlatabildiğimizi düşünüyorum. Bu durumu her oyun sonrası dakikalarca alkışlayan, oyun sırasında Senar'a laf atan, şarkılara eşlik eden, Atatürk sahnesinde gözyaşlarına hâkim olamayan seyircimizin yüzündeki mutluluk ve coşkuda görüyorum. Senar gibi bir figürün hayatını anlatmak için bir oyun yetmez. Ülkemizde yaşayan her kadının verdiği yaşam ve var olma mücadelesinden çok farklı değil aslında Müzeyyen Hanım'ın mücadelesi. Sahnede iki Müzeyyen olması ve oyuncuların olanca doğallıklarıyla oynamaları da eseri güçlü kılıyor. Seyircinin bazen bir gazinoda bazen Müzeyyen Hanım'ın masasında bazen de Müzeyyen Hanım'ın anılarında hissetmesi için elimizden geleni yaptık.”


