Müzikte de cinsiyetçi kalıplardan uzaklaşmamız lazım

24.08.2019 18:10 BİRGÜN PAZAR
Konuştuğum tüm müzisyenler hayatı, müziklerini, üreterek, yaparak eyliyorlardı. Bence hepsinin, cinsiyetçi atakları –farkında olarak ya da olmayarak- bu şekilde geri püskürtmek gibi ortak bir özelliği vardı.

ARTEMİS GÜNEBAKANLI

Müzik ve sesle ilgili farklı alanlarda radyocu, müzisyen, fotoğrafçı, yazar kimlikleriyle yer alan Deniz Koloğlu, Kara Plak Yayınları’ndan çıkan “Müzikle Yaşayan Kadınlar” kitabında punk’tan caza birçok türde üretimleri bulunan 23 kadın müzisyenle söyleşti. Koloğlu’nun sorduğu sorular ve aldığı yanıtlar sadece müzik sektörü içindeki cinsiyet eşitsizliği temelli sorunları değil, güç, para ve şöhret potansiyeli üzerinden kurgulanan tüm bir kültür dünyasındaki çarpık yapıyı da açığa çıkarıyor. Arzulanabilir, satılabilir, popülerleşebilir olan belirli çerçevelere uydurularak sunulurken, bu dar çerçevenin dışında kalan sesler yine kendi güç ve ilişki ağıyla şekillenen daha küçük kültürel çemberlere hapsoluyor. Koloğlu ile bu çemberlerin içinde ve dışında var olan, müzik yapan, turne yapan, kendi sesini ve sözünü sahiplenen kadınların anlattıklarına dair konuştuk.



>> Bir meslek grubunu, başına “kadın” koyarak tanımladığımızda ayrımcılığı yeniden yaratmış mı oluyoruz? Peki bir müzisyen sadece kadın olduğu için belirli davranış ve düşünce kalıplarıyla karşılaşıyorsa, sorunu tartışmaya açmak için bu tanımı yapmak zorunda kalmıyor muyuz? Kitabın hazırlık sürecinde “kadın müzisyen” tanımı sana ne hissettiriyordu?

Kara Plak, “Kadın Müzisyenlerle ilgili bir kitap yayınlamayı çok istiyoruz” dediğinde refleks olarak “Niye kadın müzisyen?!” demiştim. İlk bakışta, Türkiye’de bağımsız müzik yapmak için direnen ve direten birçok müzisyenin varlığından bizzat haberdar biri olarak kadın müzisyenlere ayrıcalık tanınması fikri beni rahatsız etmişti. Fakat “Türkiye’de kadın müzisyenlere müziklerini nasıl yaptıkları hiç sorulmuyor,” açıklamasından sonra hafızamı hızlıca bir yokladım ve memleketimde kadın müzisyenlere sıklıkla yöneltilen sorular aklıma geldi: “Bu şarkınızda ne anlatmak istediniz, kimlerden esinleniyorsunuz, müzisyen kadın olmanın zorlukları neler,” vs... Kendimden bir örnek vereyim: Benim radyoculuğa başlamam kadın olmam sayesinde oldu. Yirmilerimin başında mesleğe başladığım Radyo 92nokta3’te [Radyo Kozmos] beni “Burada bir kadın eline ihtiyacımız var,” diyerek işe almışlardı. İşi öğrenip prodüksiyon amiri olduğumda, üniseks ismimden dolayı önce “Deniz Bey” deyip sonrasında kadın olduğumu öğrendiklerinde şaşırmalarının hoşuma gittiğini hatırlıyorum. Bunun sorunlu, eksik, çarpık bir durum olduğuna sonraki yıllarda uyanmıştım. Zamanla, mübalağalı bir örnekle tarif edeyim, otobüste kolundan çekiştirerek kafa işaretiyle “Otursana!” yapan zihniyete sinirlenmenin bir ötesine terfi ettim. Bu kitapla ise, “Neden kadın müzisyen daha az,” serzenişinin yerine üreten müzisyenlerin görünürlüklerini arttırmaya odaklandım. Kadın müzisyen deme eğiliminden, meslek ya da sanat alanlarının erkek cinsiyetine ait olduğu ön kabulünden kaynaklandığı için rahatsız olmaya devam edeceğim. Ama haklısın, tartışmaya açmak için bu tanımı kullanmak zorundayız. Nada’dan Selen Hünerli’nin de dediği gibi “Bir geçiş döneminin insanları olarak kadınlı tamlamalara biraz daha sabretmemiz gerekiyor,”. kim ki o’dan Ekin Sanaç Elena Ferrante’nin bir röportajını okuduktan sonra gençliğinde veya daha küçükken okuduğu tüm yazarların, dinlediği tüm müzisyenlerin hep erkek olduğunu ve kendisini hep onlar üzerinden tanımlamaya çalıştığını fark ettiğinde moralinin çok bozulduğunu söylemişti.

Bende de durum aynıydı ve bunu duyunca tuhaf bir yalnızlık ve köksüzlük hissetmiştim. İşte bu yüzden toplumsal figürleri, rol modelleri sağlıklı bir toplum için toplumsal cinsiyetçi, heteroseksist kalıplardan özgürleştirmemiz gerekiyor.

>> Söyleştiğin müzisyenlere ‘kadın müzisyen olma hali’ne dair sorular yönelttiğinde, onlarda bu kategorizasyona dair nasıl bir tavır gözlemledin?

Tüm müzisyenlere, kitapta yer almaları için teklifte bulunurken onlara öncelikle ve ağırlıklı olarak müziklerini, müzik yapış biçimlerini, müzikal algılarını, müzikle ilişkilenme biçimlerini konuşacağımızın garantisini verdim. Şayet elli-altmış soru sorduysam, içinde kadın olma hali geçen soru üç, olmadı akışa göre beş tanedir. Bunların dışında müzikte kadın olma halinden bahsetmeleri onların tasarrufundaydı. Hepsine ilk sorum hep “Size bu söyleşi teklifiyle geldiğimde neler hissettiniz” idi. Çoğu “ ‘Kadın müzisyen olmak çok mu zor?’ diye sormayacağını anlayınca kabul ettim” dedi. Bu sorumun birincil amacı, bu çelişik duruma dair onların yani bizzat üretenlerin ağzından çıkanla dikkat çekmekti. Aslı Kobaner’in “En az benim kadar iş yapan, üzerine yazılar yazılmaya değer başka insanların arasında acaba sırf benim kadın kimliğim mi öne çıkacak [...],” ifadesini, benim de çalışmanın inayeti için güttüğüm kaygıyı örneklemek için vermek isterim... Bence hepimizin ortak bir bıkkınlık noktası vardı: “Bize soracak başka sorunuz yok mu kardeşim?!”. Kadınların müzikte -ve her alanda- ayrımcılığa maruz kaldığı tespitinde de zaten uzlaşıyorduk. Dolayısıyla muhabbete hâlihazırda ortak bir zeminde başlamıştık ve niyetime güveniyorlardı. Yeri geldiğinde birlikte kafa yoruyorduk.

>> Kitapta farklı jenerasyonlardan gelen, pek çok müzik türünde farklı üretim biçimleri benimseyen 23 müzisyen yer alıyor. Bu isimleri seçerken nasıl bir yol izledin?

Önce Kara Plak’la ana kriteri belirledik çünkü nitelikli, verimli bir çalışma olabilmesi için çerçeveyi daraltmamız gerekiyordu. “Beste yaparak ya da söz yazarak kendi müziğini kendi yapan müzisyenler” üzerinden gitmem konusunda ortaklaştık. Konuyu nasıl işleyeceğimi ise bana bıraktılar. Araştırmaya başladım. Uzun bir liste oluştu. İçlerinde bizzat tanıdığım, müzikleriyle ilişkilerini yakinen gözlemlediğim müzisyenler de vardı, süreçte tanıyıp yine müzikleriyle sıkı bağlar kurduğunu duyabildiğim müzisyenler de vardı. Bu akademik özellikte veya başvuru niteliğinde bir çalışma olmayacaktı. Yeri gelmişken, kadın ve müzik üzerine kaynak kıtlığı çektiğimiz ülkemizde yakın zamanlarda yayımlanmış iki önemli akademik ve başvuru niteliğindeki çalışmayı buraya not düşmek isterim. Biri Kadın ve Müzik (Milenyum Yayınları, 2017) Şeyma Ersoy Çak ve Ş. Şehvar Beşiroğlu birlikte hazırlamışlardı. Hazırlık sürecinde ben de bu kitaptan çok faydalandım. Şehvar Beşiroğlu maalesef 2017’de aramızdan ayrıldı. Diğeri ise Türkiye’de Kadın ve Müzik (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2019). Kitabı derleyenler Patricia Adkins Chiti ve kitapta söyleştiğim isimlerden Selen Gülün. Sonuç olarak “kıdemli” bir müzik dinleyicisi ve tecrübeli bir müzik dinleticisi olarak kişisel bir seçki oluşturmaya karar verdim. Bütün bu süreç boyunca seçme eyleminin verdiği mahcubiyetin bana eşlik eden duygulardan biri olduğunu söylemeliyim. Kişisel beğenimi tatmin etmekten çok müzisyenlerin müzikleriyle ilişkilerine odaklanmış olmak bana dinç ve tarafsız kalmakta yardımcı oldu; muhabbet kıvamındaki uzun ve derin söyleşilerimizde, istisnasız her birinin yaptığı müzikle bağının çok kuvvetli olduğunu bir kere daha görmek doğru bir yolda yürüdüğümü gösterdi. Hepsinin müziğine, müziğini yapış biçimine dair fikri, söyleyecek sözü vardı; hepsinin paylaşacak, anlatacak tecrübeyle sabit gerçeklikleri vardı. Zaten bütün bunlar da kitabın iç tutarlılığını oluşturan öğeleri oluşturdu. Ayrıca, Türkiye’den yükselen seslerin çeşitliliğine dair bir resim çizebilmek ve panoramayı olabildiğince geniş tutabilmek için de farklı müzik alanlarından müzisyenlere ulaşmaya çalıştım.

>> “Müzik piyasası” olarak tanımladığımız dünyanın erkek egemen olduğu kitaptaki herkes tarafından kabul ediliyor. Bu dünya içinde var olan kadınlar, cinsiyetçi yaklaşımlar karşısında kimliklerini ve ifade alanlarını nasıl sahipleniyorlar? Kendini kadın kimliğinden soyutlamak ya da ona sıkı sıkı tutunmak gibi tepkilere söyleşilerde rastladın mı?

Müzisyenlerle bu söyleşiler, sohbetler sayesinde bir çember oluşturduğumuzu düşünüyorum. Dolayısıyla çemberin dışına çıkıp farklılıklarını ya da benzerliklerini indirgeme ihtimali taşıyan topyekûn ya da ayrıştırıcı değerlendirmelerde bulunmamın, onlarla planlamadan yakaladığımız bütünlüğü bozacağını hissediyorum. Ama şunu söyleyebilirim, konuştuğum tüm müzisyenler hayatı, müziklerini, üreterek, yaparak eyliyorlardı. Bence hepsinin, cinsiyetçi atakları –farkında olarak ya da olmayarak- bu şekilde geri püskürtmek gibi ortak bir özelliği vardı.

>> Kadın müzisyenlere yönelik övgülerde, başarının “kadın olmaya rağmen” kazanılması alt metnine sık rastlıyoruz. Sanat temelli sektörlerde kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanması fikrine nasıl bakıyorsun?

Görünürde ya da alt metinde, “kadın olmasına rağmen” çok aşağılayıcı bir ifade. Sanat temelli sektörlerde pozitif ayrımcılık ise bence başka bir çerçevede değerlendirilmeli. Herhangi bir alanda cinsiyetler arasındaki dağılımda bir tıkanma, yığılma, eşitsizlik varsa orada problem var demektir. Tüm teçhizatıyla sahne alan ve müziğini o an çalan bir prodüktöre “Bütün bu aletleri sen mi çalıyorsun?!” sorusunu yönelten zihniyeti bertaraf etmek şart. Sanat temelli bir sektörde bir sergi küratörü ya da festival organizatörü de algısını, vizyonunu bu yönde geliştirmeli. Kuru kuruya kadın veya trans sanatçılar geçidi düzenlemekten bahsetmiyorum. Pozitif ayrımcılık hangi alanda olursa olsun çalışılmış, düşünülmüş, sağlam argümanlar üzerine kurulmalı. Tabii ki ayrımcılığa maruz kalanları da sürece müdahil ederek.

>> Kitaptaki müzisyenler farklı sosyoekonomik çevrelerden geliyor. Büyük şehirlerde, sanatla iç içe ailelerde büyümüş kişiler de var, kırsalda ya da küçük kasabalarda kendi sesini arayıp bulan müzisyenler de. Ülkenin başka başka yerlerinde müzik üreten kadınların bertaraf etmesi gereken olumsuzluklar birbirinden farklılık gösteriyor mu?

Evet, görünürde farklılıklar gösteriyor ama canavar aynı canavar. Bu soruya cevaben, diğer her şeyde olduğu gibi sınıfsal eşitsizliğin de önce kadınları vurduğunu hatırlatmak istiyorum. En basitinden kadınlar, translar, erkekler tarafından kadın, trans olduğu için öldürülüyor bu ülkede. Sadece bu Temmuz ayında 31 kadın öldürülmüş. Geçtiğimiz günlerde de Emine Bulut... Değer Deniz ve Âşık Ayten Gülçınar yaşıyor olsaydı kitap için onların kapısını da çalmış olacaktım.

muzikte-de-cinsiyetci-kaliplardan-uzaklasmamiz-lazim-616404-1.

>> Söyleşilerde dile getirilen sorunların büyük bir kısmı Türkiye’de müzik mekânları, organizatörler, plak şirketleri gibi aktörlerin müziğe, onu üretenlere ve dinleyiciye bakışındaki yanlışlıklara işaret ediyor. Kadınları belirli roller içine sıkıştıran yapı, erkeklere de katı roller biçiyor. kim ki o’dan Berna Göl’ün kitapta belirttiği gibi, bu söyleşilerin açacağı tartışma başlıklarının sektörün tamamı için faydalı olacağına inanıyorum. Senin bu konudaki hislerin nasıl?

Bu söyleşilerde konuşulanların müzik sektöründeki tıkanıklıklara deva olmasını ben de yürekten diliyorum. Bu vesileyle müzisyenlerin yaşadığı ortak zorluklar bir araya getirilmiş oldu. Berna söyleşimizin başka bir kısmında, bunun sadece kadın müzisyen kitabı olmasının uzun vadede erkekliğin performatif, zorunluluk ve yük olan kısmını da azaltacağını söylerken çok haklıydı. Fakat önce gören gözler lazım. Müzik sektörünü kalantor, işin ruhundan bihaber yapımcıların, organizatörlerin elinden kurtarmak istiyorsak davranmalıyız. Müzisyenlerin, müziğini yapmaya devam edebilmek için kendinden, içinden yükselen müzikten vazgeçtiğinde bunun bedelini sadece kendisinin değil tüm müzisyenlerin ödemek zorunda olduğunu hatırlaması elzem. Benim algıladığım kadarıyla bu kitaptaki tüm müzisyenler yaptıklarının toplumdaki ve müzik sektöründeki yansımasını gözetiyor. Bana oldukları gibi herkese ilham olacaklarına inanıyorum.