Google Play Store
App Store

AKP’nin yargı paketleriyle nafaka hakkı bir kez daha gasp edilmek isteniyor. İsmi yoksulluk olan ama boşanan kadınla özdeşleştirilen nafaka tartışılırken kadın yoksulluğunu yaratan eşitsizliklerin üzeri örtülüyor. EŞİK gönüllüsü Av. Demiray: Yoksulluk nafakası değil, kadın yoksulluğu tartışılmak zorunda.

Nafaka değil, kadın yoksulluğu tartışılmalı
Melisa Ay
Melisa Ay
melisaay@birgun.net

AKP iktidarının, her fırsatta tartışmaya açılmasını sağladığı nafaka hakkı, bir kez daha hedefte. Her yargı paketinde tekrar tekrar gündeme gelen, "mağdur babalar" ve "ömür boyun nafaka" gibi kavramlarla kadınları düşmanlaştırmaya çalışan düzenlemelerle gerçeklerin üstü örtülmek isteniyor.

Suni kavramlarla yaratılan tartışmalar, nafakanın süresiz olduğu ve yüksek miktarlarda bağlandığı yalanlarına dayanıyor. Ancak gerçekler bundan çok uzak.

Nafaka, boşanma sonrasında ekonomik açıdan daha dezavantajlı duruma düşecek ve mevcut yaşam standartlarını sürdüremeyecek olan tarafa bağlanıyor. Bu taraf çoğu zaman kadınlar oluyor. Bunun başlıca nedeni ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Yoksulluk nafakasının, kadın nafakasına dönüşmesini görmezden gelen sistem, kadınları hedefe koyarak eşitsizliği örtüyor.

EMEK GÖRÜNMEZ

Eşitsizlik ve ayrımcılık nedeniyle kadınlar çoğu zaman eğitime ve çalışma hayatına eşit biçimde katılamıyor. Ücretli işgücünün dışına itilen, bakım yükünü ve ev içi emeği sırtlaması beklenen kadınlar görülmüyor. Eğitimden geri bırakılmış, meslek edinme süreçlerinde engellerle karşılaşmış ve cinsiyet rollerine sıkıştırılmak istenen kadınların ev içindeki emeği de görmezden geliniyor.

Sistematik olarak ücretli emeğin dışına itilen, yoksulluğa sürüklenen taraf kadınlarken nafaka da kadınlara ödeniyor. TÜİK'e göre; her 10 kadından 2'si ekonomik şiddete maruz bırakılıyor. Verilere göre, kadınlar ev içi bakım emeği için günde ortalama 4 saat 35 dakika ayırırken bu süre erkeklerde 53 dakikaya düşüyor. Kadınlar, yemeği yüzde 85,4, çamaşırı yüzde 85,6, ve çocuk bakımını yüzde 94,4 kendilerinin üstlendiğini belirtiyor. Ülkede her 10 kadından 3'ü, yoksulluk ve dışlanma riski altında. Dünya Bankası’nın 2025 verilerine göre, Türkiye’de banka hesabı sahibi olmayan yetişkinlerin yüzde 77’si kadın. Verilere göre neredeyse her 4 kadından 1’inin kendine ait bir banka hesabı yok. Veriler, kadın emeğinin sistematik biçimde ücretsizleştirilerek kadınların ekonomik olarak kırılgan tarafa itildiğini gözler önüne seriyor.

Çoğu zaman saptırılan bir diğer gerçek de erkeğin bakım yükümlülüğü bulunan çocuğu için ödediği iştirak nafakasının, kadının geçimi için ödendiği iddiası. 2025 yılında kesinleşen boşanma davaları sonucunda 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,6 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise yüzde 25,4 oldu. Velayet ağırlıklı olarak anneye verilirken iştirak nafakası da bu nedenle annelere, çocuklarının bakım ve refahı için veriliyor.

EŞİK Gönüllüsü ve Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Nezahat Doğan Demiray, tüm bu gerçeklere dikkati çekerek, "Önce yoksulluk nafakası değil, kadın yoksulluğu tartışılmak zorunda" diyor.

***

YOKSULLUK NAFAKASI NEDEN ‘‘KADININ’’

Dr. Av. Nezahat DOĞAN DEMİRAY - EŞİK - Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi 

12. Yargı Paketi yolda. Paketin özellikle kadın haklarını doğrudan etkileyecek bazı değişiklikler içerdiği duyumları geliyor. Bunların en dikkat çekeni yoksulluk nafakasının belirli sürelere bağlanacağı bilgisi. Kadın hareketi olan bitenin ataerki merkezli hukuk politikasının kadın yoksulluğunu yok saymaktan kaynaklandığının bilincinde.

Kadın yoksulluğu, yoksulluk nafakasını savunmanın tam merkezinde; çünkü yoksulluk nafakasının hukuki mantığı zaten “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın asgari yaşamını korumak”tır. Daha detaylı söyleyişle, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yoksulluk nafakası için “süresiz olarak” ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, “şartları bulunduğu sürece” ekonomik yönden desteklenmesi ve “asgari yaşam gereksinimleri”nin karşılanmasıdır.

DEZAVANTAJLI TARAF

Kanundaki ölçüt soyut değildir, gerçek hayattaki yoksullaşma riskiyle ilgilidir.

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2023’te %35,8, erkeklerde yüzde 71,2; kadınların istihdam oranı yüzde 31,3, erkeklerin yüzde 65,7. Bu, boşanma sonrasında neden çoğu kadının daha kırılgan bir ekonomik pozisyonda olduğunu anlatır: Gelirleri daha düşük, işgücü bağları daha zayıf, bakım yükleri daha ağırdır. TÜİK’in 2024 yoksulluk verilerinde toplam yoksulluk oranı yüzde 18,2 iken ve cinsiyete göre ayrımda kadınlar için daha yüksek bir oran (yüzde 19,1) yer alır. Yani kadın yoksulluğu, teorik bir slogan değil; ölçülebilir bir toplumsal olgudur.

ORANTISIZ BAKIM YÜKÜ

OECD 2025 Türkiye raporunda kadınların işgücüne katılımının hâlâ çok düşük olduğunu, potansiyelin yeterince kullanılamadığını ve bunun başlıca nedenlerinden birinin orantısız ücretsiz bakım ve ev içi sorumluluklar olduğunu vurguluyor. Türkiye’de annelerin yüzde 96’sı birincil bakım verirken babalarda bu oran yüzde 2. Salt bu veri dahi, boşanma sonrasında neden “Herkes kendi geçimini sağlasın” yaklaşımının cinsiyet körü ama sonuçta açıkça kadın aleyhine olduğunu gösterir.

NEDENE ODAK ŞART

Somut veriler, nafakayı bir “ayrıcalık” ya da “eski eşe ömür boyu ödeme” meselesi olmaktan çıkarıp boşanmanın yarattığı yapısal yoksullaştırma riskine karşı asgari bir sosyal denge mekanizması olarak konumlandırır. Anayasa Mahkemesi’nin bir bireysel başvuru kararında belirttiği gibi bu kurum kadın ya da erkek için öngörülmüştür; fakat mevcut toplumsal eşitsizlikleri nedeniyle pratikte daha çok ekonomik olarak zayıf konumdaki kadınları korur. Yoksulluk nafakasının meşruiyeti, tam da boşanmanın kadınlar üzerinde yarattığı eşitsiz ekonomik sonuçları telafi etme ihtiyacından doğar. Nafakayı tartışırken asıl soru “Neden yoksulluk nafakası var?” değil, “Neden boşanma sonrası yoksullaşma riski kadınlarda bu kadar yüksek?” olmalıdır.