Nafaka haktır, korunmalı
TURAN ESER TURAN ESER

İslamcı Akit yazarı Şevki Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan

Üniversitesi’nde; "Kadının hukukunu Avrupa’da arayanlar ahmaktır; ne zaman pezevenkliği siz medeniyet yaptınız” diye, kadınların asırlardır sürdürdüğü hak mücadelesindeki kazanımlarını ve uluslararası temel insan haklarını “pezevenklik” derinliğinde görüyor.

Kadın hakkı olunca, erkeklik ve dinci gericilik kendini gösteriyor; “ne nafakası be!”, “Yargı verdiği kararlarla Türk aile yapısını bozuyor”, “Hükümet Türkiye üzerinde oynanan oyunları görmeli” ve “kadınlar nafaka için boşanıyor”, gibi argümanlara sığınıyorlar. Bu nedenle “Süresiz Nafaka Mağdurları Platformu” nafaka hakkında değişim çağrısı yapıyor.

Bu çağrının düzeltilmeye ihtiyacı var; Zira gerçeği yansıtmıyor. Süresiz nafaka diye bir şey yok! Çünkü Türk Medeni Kanunu’nun 176’ncı maddesi, nafakanın artırılması, azaltılması ya da tümüyle kaldırılması şartları düzenliyor. Yani nafaka veren kişi veremeyecek durumda ve nafaka alan kişinin de ekonomik şartlarında iyileşme varsa, nafakanın kalkacağı ya da azaltılacağı güvence altındadır.

Ayrıca sadece “kadın nafaka alıyor” görüşüde yanlıştır. Yasa “yoksulluğa düşen tarafa nafaka verilir” diyor. Yani kadına değil, zira nafaka alan erkeklerde mevcuttur.

Bu çağrıların arkasında da dinci gericiliğin olması zaten şaşırtıcı değil. 2’nci Yargı Paketi’yle TBMM gündemine gelecek bu sorunu, AKP tarafından dinin gereği erkeklerin lehlerine çözümünü bekliyorlar.

İslamcı kesim ve yandaş medya bu konuyu canlı tutmaya devam ediyor.

Nafaka, kazanılmış bir hak olmasına rağmen, kadınlar mahkeme kararlarına rağmen, nafakalarını alamıyor. Hatta Avukatlar bile, kadınların nafakalarını tahsil edememekten şikayetçiler.

Sonuçta nafaka denilen şey, mağdur olana ödenen yoksulluk nafakasıdır. Kadına ödenen yoksulluk nafakasına karşı çıkan çağrıcılar, “kadınlar iş bulup çalışın” ya da “devlet kadınlara ödenme yapsın” diyor. Ama her dört kadından üçünün işsiz olduğu, eşitsizliğin zulmünde yaşayan kadınların, eve hapsedildiği, anne, eş, çocuk ve yaşlıların bakıcısı, temizlikçi, mutfak hizmetçisi ve “namus” rollerine sokan gerici ve erkek egemen zihniyeti sorgulamıyor.

Sanki ülkemizde insanca yaşam için eşit işe eşit ücret ödeniyor. Sanki sosyal bir devlet var. Kreş, bakım, sosyal destek, ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti sağlanıyor. Erkek egemen zihniyetin kadına yönelik fiziki, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti yok!

Boşanma sonrasında artan şiddetin yanı sıra, ekonomik yoksullaşma ve çocuklarının bakım sorumluluğunun üstlenilmesi ile kadınlar daha güçsüzleşmektedir. Dolaysıyla kazanılmış bir hak olarak Nafaka’nın geri alınması ya da sınırlandırılması kadınları daha da güçsüzleştirecektir.

Siyasal İslamcıların hedefinde sadece nafaka hakkı değil, kadınları haklarını düzenleyen 6284 sayılı yasa ile İstanbul Sözleşmesi’de vardır. İşte bu nedenle nafaka hakkına dokunulmamasını talep eden kadınlar, AKP iktidarını ve TBMM’ni kadınların haklarını budamaya değil, korumaya davet ediyor.

Kadınlara bağlanan nafaka miktarları iddia edilen aksine düşük ve ortalama 150-300 TL civarındadır. Buna rağmen kadına bu düşük miktardaki nafaka vermemek için tehdit, baskı, şiddet uygulayarak, kadını nafaka hakkından vazgeçmesi yönünde vakalar az değil

Sözün özü şudur: dinci gericilik ve erkek egemen zihniyet, yaşadıkları mağduriyetlerden değil, kadına ikinci sınıf, dinci, gerici ve geleneksel toplumsal rol biçen yargıyı beslemek, yaşatmak ve kadına yönelik zulmü örgütlemek için kadın haklarına yönelik saldırı cephesindedir.

Nafaka, göz dikilmiş haklarından sadece biridir. Ama aynı zamanda, kadın haklarına yönelik kapsamlı bir gerici kuşatmanın devam edeceğine dair uyarıcı mesajda içermektedir.

Çünkü 17 yıllık AKP iktidarının kadın politikasının merkezinde, daha da artarak erkek şiddetine maruz kalan, mutfağa hapsedilen, çocuk, ev, yaşlı bakıcısı, işsiz, yoksullaşan, siyasetten uzaklaştıran, dinci gericiliğin algısındaki role uygun kadın yaratmak vardır.

Nafaka hakkına dokundurmamak, kazanılmış kadınların haklarını geriletmemek için 2. Yargı Paketi’ne karşı TBMM içi ve dışında güçlü bir itirazın ve hak temelli mücadelenin önemi üzerine ciddi şekilde düşünülmelidir.