birgün

15° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 05.09.2021 10:10

Narsisistik bir bakım: Sosyal medyanın görme biçimleri

Sosyal medyanın yeterince iyi bir ‘ayna’ olmayışı, denilebilir ki ondan gelecek etkileşim uğruna kaybettiklerimizde gizlidir. Annesinin bebeklikteki bakışına takılı kalan yetişkinler gibi ‘kendimiz olmak’ yerine ‘diğeri için olmak’ tercihinde bulunuruz.

Narsisistik bir bakım: Sosyal medyanın görme biçimleri

BÜŞRA KÜÇÜK
Klinik Psikolog

Sosyal medya bir bakım veren olsaydı onunla sağlıklı ilişki sürdürmek nasıl bir ilişkisel dinamikte mümkün olurdu? Kucaklar mı, iter mi, sever mi sosyal medya? Ondan aldığımız bakım hangi eksiğimizi karşılamada bize yardımcı olur? Tüm bunları cevaplayabilmek için önce sosyal medyayı oluşturan ve hayatın ortasına yerleştiren insanın içsel dinamiklerine bakmak faydalı olacaktır.

İnsanın kendisini ve sosyal medya ile arasındaki ilişkiyi anlamak içinse duyguları ifade ediş biçimine, kendini anlamlandırış yolunda duygularla olan münasebetine, görülmeyi bekleyen narsisistik varlığını ortaya koyuş tarzına odaklanmalıyız. Çünkü bazı duyguların ifade edilecek alan bulamamaları, görülmemeleri ve muhatabına ulaşamamaları sosyal medyanın o duyguları alıp işlemesine zemin hazırlıyor. Ancak bu işleyiş, tıpkı bir çarkın keskin dişleri arasında ezmeye ya da bir balonu patlatacak miktarda şişirmeye benziyor. Ölçü bir türlü tutturulamıyor.

Sosyal medya bu işleyişi normal hayat akışında olduğundan çok daha hızlı yapıyor. Tüm duygular hedefine son sürat varırken çoğalarak bir sağanağa dönüşüyor. Dolayısıyla tepkinin, övgünün, sevginin, endişenin, korkunun, nefretin boyutu çoğunlukla olduğundan daha büyük bir alanı kapsayarak devasalaşıyor. İnsan ruhsallığını tahrip edecek ölçüde büyüyen tepkinin nereden beslendiğini anlamak içinse ‘aynalanma’ işlevine bakmalıyız.

Narsist gelişim hattı iki yol izler. Birinci yolda bebek, “büyüklenmeli kendilik” durumunu bir kendilik nesnesi ilişkisinde deneyimlemektedir. Bu yolda kendilik nesnesi (Kohut’a göre daha çok anne) bebeğin teşhirci narsist gereksinimlerinin yansıtılıp, içinden geçirilip, geri alındığı” bir bünyedir/araçtır. Bebek, anneye “ben mükemmelim, sen de bana hayransın” demektedir ve bu yaşantısının anne tarafından “aynalanma”sını (mirroring) istemektedir. Bebeğin bu büyüklenmesinin bakıcılar tarafından eşduyumsal bir yaklaşım ve sempati ile kabul edilmesi, bu ilkel olgudaki dönüşüm ve değişim için ilk şarttır. Bu sürecin sonunda çocuğun teşhirci narsizmi olgun bir düzeye gelir ve kişiliğe öz değer için yaşamsal önemi olan hırslar, tutkular ve amaçlar olarak katılır. Bakım veren tarafından bu ihtiyaç karşılanmadığındaysa büyüklenmeli kendilik olgunlaşamaz (Erten, tarih belirtilmemiş).

Yetişkin düzeyde; ruhsallıktaki “aynalanma” işlevini sosyal medyanın almasıyla, bebeklik dönemine ait bu sarmal gündelik hayatta kendini tekrar ediyor sanki. Yetişkinlerin davranışları, bakım verenin yerini alan sosyal medyaya kendini beğendirmek, sosyal medya tarafından beğenilecek biçimde evrilmek ihtiyacı içerisine girerken, gerçek duygulanımların yerini onay bekleyen abartılmış duygulanımlar alıyor, sahte kendilik tasarımları boy göstermeye başlıyor. Gerçekliğimiz; göründükçe onaylanacağımız, görünmez oldukça aynalanamamış olmaktan varlığımızın tehdit altına gireceği bir düzlemde var olmaya başlıyor.

INSTAGRAM’DAN GÖRÜLMEK

“Anne ile çocuk arasındaki en önemli temel etkileşimler genelde görsel alanda yatar: çocuğun bedensel gösterisine anne gözlerindeki ışıkla yanıt verir” der Kohut ve devam eder:

Çocuğun bedeninin (özellikle ağız ve ağız çevresi bölge [RanLgell, 1954]) dokunsal yanıtlarla kabulü, olumlu koşullarda birleşmiş beden kendiliğinin narsisistik yatırımı alanında temel bir dengeye götürür. Ne var ki anne, çocuğun bedeninden kaçınıyorsa (ya da anne, çocuğun narsisistik yatırımını onun bedenini de içerecek şekilde genişleterek aldığı narsisistik haz için kendi bedenini ödünç vermeye katlanamıyorsa) görsel etkileşimlere aşırı yatırım yapılır ve çocuk, anneye bakarak ve onun tarafından bakılarak görsel duyu yoluyla uyumlu narsisistik bir doyum almaya ve bunun yanı sıra fiziksel bir temas (oral veya dokunsal) veya yakınlık alanındaki başarısızlığı da telafi etmeye çalışır (Kohut, 2019).

Buradan hareketle görülmenin insan için yaşamsal bir öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bebeksi narsisistik düzlemde birçok nesnenin hayatlarımızdaki varlığı ve kıymeti; görünür olmalarıyla, diğeri tarafından onaylanmaları ve beğenilmeleriyle eş değerdir. Adeta o nesneyle yalnız başımıza kalamayız; onu algılayış biçimimiz bir başkasının hakemliğinde zuhur etmiyorsa asla tat vermez. Kendi bakışımız öylesine güçsüzleşmiş durumdadır ki, diğerinin beğenisine bağımlı kılınırız. Sosyal medyaya, örneğin Instagram’a bağımlılık biraz da; ötekinin onaylayan varlığıyla teskin olmaya bağımlılıktır. Onun teskin ediciliği ise çoğunlukla yanılsamadır. Öyleyse insanın buradaki görünür olma şeklini ve miktarını da anne-bebek ilişkisi bağlamında anlamlandırabiliriz. Daha çok, daha çok, daha çok görülme isteği, belki de erken yaşlarda doyurulamamış bir ihtiyacın eseridir. Ancak sosyal medya bu ihtiyacı doyurmayı başarabilir mi?

Kendiliğin sağlıklı gelişimi için onaylayan ve kabul eden bir ebeveyn gereklidir. Sosyal medya; ihtiyacı görmeyen, aşağılayan, hatta hakaret eden bir ebeveyn olduğunda bireyin hassas kendiliği büyük bir acı ile kaplanabilir. Yetersizlik duyguları, öfkesi artar. Aradığı şefkati ve kabulü bulamadığında kendiyle ilgili olumlu duyguları zedelenir. Narsisistik düzlemde böyle bir kırılmaya sebep olabilmesi ise bize sosyal medyanın bazı ruhsal yapılardaki gücünü tekrar gösterir.

LİNÇ ETMEK VE SOSYAL MEDYA DUYARLILIĞI

Sosyal medya linçindeki kendini temize çekme eğilimini düşünecek olursak; bu hangi anneye kendini beğendirmenin yoludur diye sorabiliriz tekrar. Tekinsiz bir anne olarak sosyal medya narsisistik evlatlarının kıymetini değil narsisizmini besler. Asla tam bir doyum sağlamaz, hep eksik bırakır. Ve en çok eksiklik duygusunun kollarında yükselir. Takipçi sayısı arttıkça her konunun bilirkişisi gibi davranan, daha sivri bir dil kullanmaya başlayan, adeta ulusa seslenen evlatlar mesela; ancak böyle yaptıklarında daha çok ‘yandaş’ bulabiliyor, beğeni sayıları arttıkça doyacağını zannediyor. Buradaki handikap beğeninin bir sayıya tekabül ettiği gerçekliğidir. Ne kadar çok olursa olsun sonsuz olamayan, sonsuz bir onayı temsil edemeyen, ruhsallıktaki bir boşluğu doldurma ihtimali olmayan, en nihayetinde bir sayı. Bu eksiklik yalnızca gerçek bağlarla onarılabilecekken sosyal medyadaki ‘gösteri’ bu bağları sağlayamaz. Paylaşma kelimesi içinde bölüşmeyi, diğerine katılmayı da barındırsa da sosyal medyada ‘paylaşım’ gösteri kelimesiyle yer değiştirip anlamı içinde bulunan dayanışmayı da çoğunlukla kaybeder. Gösterinin suni doğasına ayak uydurur.

Sosyal medyanın yeterince iyi bir ‘ayna’ olmayışı, denilebilir ki ondan gelecek etkileşim uğruna kaybettiklerimizde gizlidir. Annesinin bebeklikteki bakışına takılı kalan yetişkinler gibi ‘kendimiz olmak’ yerine ‘diğeri için olmak’ tercihinde bulunuruz. Bu bakışın sağlıklı bir bakış olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu inceleyen bakış hepimizin yani tüm ‘eksik’ evlatların bakışlarının toplamından oluşur. Sosyal medyada birbiriyle duygusal bağı olmayan insanlar birbirine rahatlıkla -olumlu ya da olumsuz- duygusal geri bildirimler verir. Bunların toplamı sosyal medya ‘duyarlılığı’nı oluşturur. Bakım veren olarak sosyal medya dediğimizse; işte tam da bu çelişik geri bildirimlerin birleşmesidir. Yalnızca göstermeye adanan evlatların yarattığı ‘anne’, elbette kendinden başkasını aslında göremeyecektir.

Sosyal medyayı oluşturan ve devam ettiren dinamik öyle görünüyor ki narsisistiktir. Kendilerine şefkatle bakmayı öğrenebilen evlatlar eğer bağımlılıktan kurtulabilirse imgesel ‘anne’lerinden yani paslanmış aynalarından ayrışma yolunda belki de yol kat edebilirler.

Kaynaklar

Erten, Y., (makale tarihi belirtilmemiş). Kendilik Psikolojisi: Heinz Kohut ve Takipçileri. Ağustos 30, 2021 tarihinde, http://www.anadoluppd.com/86-2/ adresinden alınmıştır.

Kohut, H. (2019). Kendiliğin Çözümlenmesi. Metis Yayınları.

Rangell, L. (1954), “The Psychology of Poise”, Int. J. Psycho-Anal., 35:313-32. (1955), panel konuşması: “The Borderline Case”, J. Amer. Psychoanal. Assn., 3:285-98.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol