birgün

16° AÇIK

author

Nazilerin katlettiği canları anıyoruz

DÜNYA 28.01.2022 09:20
Abone Ol google-news

Dün Almanya‘da „Nasyonal Sosyalizmin Kurbanlarını Anma Günü“ydü.

Tüm dünya da „Uluslararası Holokost’u Anma Günü“.

Tarihinin en ağır soykırımlarından biri olan „Holokost“ kurbanları bu vesileyle başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde bir kez daha anıldı, tüm insanlık nefret, bağnazlık, ırkçılık ve önyargıya karşı durmaya çağrıldı.


Holokost‘un en yoğun biçinde uygulandığı Auschwitz Toplama Kampı, 27 Ocak 1945 tarihinde nazi ordularını eze eze Batı Avrupa‘ya doğru ilerleyen Kızıl Ordu tarafından kurtarılmıştı. Nazilerin, şimdiki Polonya sınırları içinde bulunan kampta 1940-45 arasında 1 milyonu Yahudi olmak üzere 1,5 milyona yakın insanı, büyük bir bölümü gaz odalarında ya da kurşuna dizilerek, bir bölümü de hastalık, yetersiz beslenme, tıbbi deneyler sonucu katlettiği tahmin ediliyor. Savaşın kaybedildiğini gören Naziler, bu tarihten kısa bir süre önce 60 bin kişiyi batıya doğru yürüyüşe zorlamış, geride hasta ve yürüyemeyecek durumdaki 7500 kişiyi ölüme terkedip kamptan çekilmişlerdi. Tarihçiler, nazilerin aslında bu insanları da imha etmeyi planladığını, ancak Kızıl Ordu‘nun beklenenin üstünde hızlı ilerlemesi nedeniyle bunu gerçekleştiremediklerini tahmin ediyor.

Auschwitz‘i ele geçiren Kızıl Ordu birliklerinin kurtardığı 7 bin 500 kişinin yüzlercesi de tüm tıbbi müdahalelere rağmen takip eden günlerde yaşamını yitirmişti. Nazi muhafızların kaçarken imha etmeye fırsat bulamadıkları için geride bıraktıkları bir milyondan fazla giysi ve 7 ton insan saçı, geride kalan beş yıl içinde burada yaşanan dehşetin boyutlarına ilişkin fikir verebilir.

Auschwitz Kampı‘nın kurtarıldığı 27 Ocak tarihi, Almanya‘da 1996 yılından bu yana „Nasyonal Sosyalizmin Kurbanlarını Anma Günü“.

Birleşmiş Milletler de 2005 yılından itibaren 27 Ocak‘ı „Uluslararası Holokost’u Anma Günü“ olarak kabul etmişti.

Holokost‘un faillerinin ülkesi Almanya‘daki anma etkinlikleri, bu ülkenin demokratlarının bu tarihsel suç konusundaki duyarlıklarının içtenliğini gösteriyor. Başta Federal Meclis olmak üzere federal, eyalet ve yerel düzeylerdeki meclisler özel oturumlar düzenleyerek, yaklaşık 90 yıl önce bu ülkede halkın büyük bir bölümünün desteğini alarak iktidara gelen faşizmin neler yapabildiğini bir kez daha dile getiriyor ve bunların asla unutulmaması gerektiğini vurguluyorlar.
Nazilerin milyonlarca kurbanını anma amacıyla dikilen yüzlerce anıt ziyaret ediliyor, okullarda bu konuyla ilgili özel dersler düzenleniyor.

Federal Meclis‘teki (Bundestag) bu yılki merkezi anma töreninin onur konuğu, ailesiyle birlikte naziler tarafından sürüldükleri Theresienstadt Gettosu‘nun Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasıyla hayatta kalan 87 yaşındaki Inge Auerbacher oldu. 1946‘dan bu yana ABD‘de yaşayan Auerbacher, Berlin‘deki konuşmasında Yahudi düşmanlığını kansere benzetti ve „Maaleses bu kanser, dünyanın birçok ülkesinde ve Almanya‘da yeniden canlanıyor, yeniden yaygınlaşıyor. Bu hastalığın olabildiğince hızla iyileştirilmesi gerekiyor“ dedi. Bundestag‘daki törenin diğer konuğu da İsrail Parlamentosu‘nun (Knesset) Başkanı Mickey Levy‘ydi. Böylece Naziler 89 yıl önce iktidara geldiklerinde Reichtag adını taşıyan bu meclisin kürsüsüsünden ilk kez bir İsrail Meclis Başkanı, milletvekillerine ve Almanya‘ya seslendi. Ve „İnsanlık tarihindeki en korkunç şeylerin kararı burada alındı, kötülüğün sınırları burada genişletildi“ diyerek günümüz Almanya‘sına, tarihinden gelen sorumluluklarını hatırlattı.

Almanya yıllardır tarihindeki karanlıkların muhasebesi konusunda yoğun bir çaba sergiliyor, ancak Yahudi düşmanlığı halen önemli bir sorun. Bu ülkede yaşayan Yahudilerin büyük çoğunluğunu temsil eden Yahudiler Merkez Konseyi‘nin anma günü dolayısıyla yaptığı açıklamada da buna işaret ediliyor, „anti semitizmin son zamanlarda endişe verici boyutlara ulaştığı“ vurgulanıyor. Adalet mekanizmasını, üniversiteler ve okulları, polis teşkilatı ve silahlı kuvvetleri bu konudaki tutumlarını eleştirel bir yaklaşımla sorgulamaya çağıran Konsey, nazi savaş suçlularına karşı adli takibatların kararlılıkla sürdürülmesi talebini dile getirdi. Almanya‘da şu anda toplama kamplarındaki katliamlara katılmakla suçlanan, biri 100, diğeri 96 yaşında iki kişi yargılanıyor. Bunlar mahkeme sonuna kadar yaşasalar da, eğer ceza alırlarsa büyük olasılıkla ileri yaşları ve sağlık durumları nedeniyle kalan zamanlarını hapiste geçirmeyecekler. Ancak bu davaların sürdürülmesi ve şu ana kadar adaletten kaçabilmiş diğer suçluların soruşturulup, yargılanması ve tabii cezalandırılmaları önemli. Çünkü böylece her dava, „İnsanların neler yapabileceğinin, kışkırtmaların nereye ulaşabileceğinin“ sergilenmesine vesile oluyor.

„Nasyonal Sosyalizmin Kurbanlarını Anma Günü“, Türkiye için de önemli bir gün. Sadece yakın tarihteki bu karanlık dönemi hatırlamak açısından değil, aynı zamanda nazilerin katlettiği milyonlarca Yahudi arasında yüzlerce, belki de binlerce vatandaşımız olduğu için de.

Naziler, soykırıma başladığında başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yahudi yaşıyordu. Bunların bir bölümünün kahraman sıfatını hak eden Türk diplomatların büyük riskler alarak gösterdiği çabalar sonucu toplama kamplarına sürülmekten kurtulduğu, hayatta kaldığı biliniyor. Ancak çok sayıda vatandaşımızın onlar kadar şanslı olmadığı da.

Berlin‘deki Alman dostlarının yardımıyla o karanlık dönemi atlatabilen İstanbul‘lu İzak Behar, anılarıyla buna tanıklık ediyor:

„1939 Nisan‘nında bir öğlenden sonra eve geldiğimde herkesi sıkıntılı buldum. Annem elime bir belge tutuşturdu. Türk hükümeti, vatandaşlığımızı gözden geçirmek istiyordu. Hepimiz bunun çok kötü bir şey olduğunun farkındaydık. Çünkü pasaportlarımız bu ‚kontrol‘ için elimizden alınacaktı. Diğer Türk Yahudileri bu amaçla anılan pasaportlarını bir daha görmediklerini anlatmışlardı. Böylece endişeli bir şekilde Burg Caddesi‘ndeki Yabancılar Polisi‘ne gittik. Korktuğumuz başımıza geldi, pasaportlarmızı aldılar. Elbette babam, Türk vatandaşlığımızı koruyabilmemiz için gerekli başvuruları hemen yaptı. Ona, Türkiye‘de böylesi başvuruların değerlendirilmesinin uzun yıllar aldığı hatırlatıldı. Böyece hepimize, vatandaşlık bölümünde Türkiye yazılı birer Alman kimliği verildi. Kısa bir süre sonra, bunu, vatandaşlık bölümünde önce ‚belirsiz‘ va sonunda da ‚vatansız‘ yazılı kimlikler takip etti. Son sığınağımızı da yitirmiştik...“ (Isaak Behar, Versprich mir, dass du am Leben bleibst, Berlin 2002).

Türk vatandaşlığını kaybeden yüzlerce Yahudi gibi İsak Behar‘ın da anne ve babasıyla, iki kardeşi toplama kamplarında yaşamını yitirdi. Kimi kaynaklar bu sayının daha da fazla olduğunu yazıyor. Ancak kesin bir bilgi yok. Bu insanların vatandaşlıklarının iptalinin Türkiye‘nin nazilerin baskısına direnmemesinden kaynaklandığı da ileri sürülüyor. Bu konuda da kesin bilgi yok.

Nasyonal sosyalistlerin „Yahudi sorununu tamamen çözmek“ gündemiyle gerçekleştirdiği Wannsee Konferansı‘nın 80‘nci yıldönümü de bir hafta önceydi. Bu vesileyle konferansta biraraya gelen nazi bürokratlarının yok edilmesine karar verilen Yahudilerin ülkelere göre nüfusunu gösteren liste yeniden gündeme geldi. Orada Türkiye‘deki Yahudileri nüfusu 55 bin olarak görülüyor. Listede Türkiye‘nin „Avrupa parçası“ndan sözediliyor, muhtemelen İstanbul‘da ve Trakya illerinde yaşayan Yahudi vatandaşlarımız kastediliyor. Bilindiği gibi Yahudilerin Anadolu‘daki tarihi Milattan Önce beşinci yüzyıla kadar gidiyor. Yani Anadolu‘nun çeşitli yerlerinde yaşayanlar da dikkate alınacak olursa, o dönemki Yahudi nüfusunun çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye‘nin II. Dünya Savaşı‘nda tarafsız kalmasının, bu insanlarımızı büyük bir tehlikeden koruduğu görülüyor.

Ancak aradan geçen 80 yılda Türkiye‘deki Yahudi vatandaşlarımızın nüfusunun o dönemki nüfusun yarısından da az olduğunu biliyoruz.

Hitler‘in elinden yüzlerce Yahudi ve muhalif bilim insanını kurtarmakla övünen Türkiye‘nin bu tabloyu da sorgulaması gerekiyor.

nazilerin-katlettigi-canlari-aniyoruz-973707-1.
Wannsee Konferansı'a sunulan liste

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol