birgün

24° AZ BULUTLU

EKONOMİ 14.07.2020 04:00

Ne çalışıyorum ne de işsizim!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 yılı Nisan döneminde işsizlik oranının 0.2 puan azalarak yüzde 12.8 düzeyine indiğini açıkladı. Bu gelişme bana Nasrettin Hoca’nın kar helvası denemesini hatırlattı: Hani “yaptım ama ben de beğenmedim” dediği vakayı. TÜİK yetkilileri de “açıkladık ama biz de inanmadık” diye düşünüyor olmalılar.

Doğru işin teknik boyutları var. Ama yine de ekonominin fiilen durduğu Mart-Nisan-Mayıs aylarını kapsayan bir dönemde “işsizlik düştü” derseniz hiçbir yurttaşı inandıramazsınız.

İşgücü istatistiklerine daha yakından bakınca, 2019 Nisan’ından başlayarak 15 yaş üstü, çalışma yaşındaki nüfusun demografik trendlere uygun biçimde 1 milyon 59 bin arttığını görüyoruz. Ancak aynı dönemde garip bir biçimde çalışma isteği gösteren kişi sayısı tam 3 milyon 13 bin kişi azalıyor. Böylelikle istihdam edilenler 2 milyon 585 bin kişi düşse de, işsiz sayısı 427 bin eksiliyor. Daha da garibi çalışma yaşındaki insanlar arasında, çalışma isteği göstermeyenlerin sayısı (32 milyon 932 bin), çalışırım diyenleri (29 milyon 388 bin) aşıyor. Diğer bir ifadeyle çalışma yaşındaki her 100 kişinin 47.2’si işgücüne katılırken, ancak 41.4’ü işbaşı yapıyor.

Diğer bir çarpıcı istatistik de şu; istihdamda görülen 25 milyon 614 bin kişinin 1 milyon 358 bini ücretsiz izin desteğinden, 2 milyon 591 bini kısa çalışma ödeneğinden yararlanıyor. Bu kişilerin işyerleri ile sözleşmeleri sürdüğü için işsiz sayılmıyorlar. Sözü edilen bu programlardaki toplam 3 milyon 949 bin kişiyi düşünce fiilen 21 milyon 665 bin kişinin mesai yaptığı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Dolayısıyla her 100 kişiden ancak 34.7’sinin çalıştığı vahim bir durum söz konusu. DİSK’in hesapladığı işbaşında olanların sayısı ise 20 milyon 456 bin. Buradan yola çıkarsak da her 100 kişiden 32.8’inin işbaşı yaptığı sonucuna ulaşırız.

HER 6 GENÇ KADINDAN 1'İNİN İŞİ VAR

Gençler arasında ise 2019’da 43.1 olan işgücüne katılma oranı 34.5’e düşmüş. Buna karşın işsizlik oranı yüzde 23.2’den yüzde 24.1’e yükselmiş. Böylelikle 15-24 yaş arasında istihdam edilenlerin oranı yüzde 26.1 olmuş. Kadınlarda durum daha da endişe verici; çalışma yaşındaki genç kadınların yüzde 23.8’i istekte bulunup, bunların ancak yüzde 17.3’ü iş bulabilmiş. Özetle 15-24 yaş arasındaki her 6 kadından sadece 1’i çalışıyor.

Çalışmayan ve eğitimde olmayan gençlerin toplam nüfustaki oranı da yüzde 23.4’ten bir yılda yüzde 29.1’e fırlamış. Kadınlarda bu oran yüzde 36’ya dayanmış. Bu istatistik neden önemli: bugün bir emek geliri elde etmeyen, kendisini eğitim yoluyla geleceğe de hazırlayamayan gençlerin oranını verdiği için. Yani ne bugünü ne de geleceği parlak olmayan gençlerin durumunu yansıttığı için…

İş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısında da 2019’dan 2020’ye neredeyse iki kata ulaşan bir artış eğilimi gözleniyor. İş aramayıp çalışmaya hazır olduğunu bildirenler 2 milyon 285 binden 4 milyon 460 bine sıçramış. Bu toplam içinde iş bulma umudu olmayanlar ise 1 milyon 310 bin kişiye varıyor. İnsanlar ümitleri kalmadığı için, virüs riskinden çekindiklerinden iş aramaya yeltenmedikleri için veya pandemi döneminde çalışmayı planladıkları kente gidemedikleri için bu dönemde iş aramamışlar. İşten çıkarma yasağı nedeniyle işverenler de işçi çıkaramamışlar. 227 bin kişi ise işyeri kapandığı için işsiz kalmış. Böylelikle de birçok kişinin “ne çalışıyorum ne işsizim” diyebileceği garip bir durum ortaya çıkmış.

OECD 2020 İSTİHDAM RAPORU

Geçen hafta Türkiye’nin de üyesi olduğu zenginler kulübü OECD 2020 İstihdam Görünümü Raporu’nu açıkladı. Rapora göre pandeminin patlak vermesiyle birlikte çalışanların yüzde 39’u tele çalışmaya geçti. Yaşamsal sektörlerin dışındaki firmalar duruma göre işçi çıkarma, eleman alımını durdurma veya devlet desteğiyle çalışanlarıyla sözleşmelerini sürdürme yolunu seçtiler. İşçileri tutmaya (job retention) yönelik subvansiyonlar Almanya ve İngiltere’de çalışanların yüzde 30’unu, Fransa ve Yeni Zelanda’da yüzde 50’sini kapsadı. Türkiye için bu oran, kısa çalışma ve ücretsiz izin desteğinden yararlananlar üzerinden hesaplanınca yüzde 13.4 ile sınırlı kalıyor.

OECD ülkelerinde işsizlik Ocak’ta yüzde 5.3 iken Mayıs’ta yüzde 8.4’e fırladı. Endişe yaratan bu istatistikler, göreceli anlamda Türkiye’deki işsizlik oranının ne denli yüksek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

OECD araştırması gelire göre en üst çeyrekte yer alan kişilerin en alttakilere göre evden çalışma olanağının yüzde 50 daha yüksek bulunduğunu gösteriyor. En alt çeyrekteki düşük gelirliler ise genellikle ya en yüksek virüs riskine maruz kalan işlerde çalışmayı sürdürüyor, ya da çalıştıkları sektörde faaliyetler durduğu için tamamen devre dışı kalıyorlar.

Düşük ücretliler, gençler, kadınlar, kendi işinin sahipleri ve geçici işlerde çalışanlar ekonomik krizin darbesini en şiddetle hisseden kesimler. Bu en kırılgan gruplar pandeminin yükünü orantısız biçimde sırtlamak zorunda kalıyorlar.

En olumsuz etkilenecek gruplardan birisi de raporun “Corona Sınıfı” diye adlandırdığı okullarını veya üniversitelerini henüz bitirip, bu yıl iş gücü piyasasına katılacaklar.

OECD’nin temel önerileri de şöyle:

Birincisi, olanak verdiği ölçüde işgücü piyasası pandeminin ikinci dalgasını önlemek üzere kurgulanmalı. Tele çalışma büyük ölçüde devam etmeli. Kamyon şoförlüğü, muslukçuluk gibi gerekli önlemler alınırsa sınırlı risk taşıyan, az sosyal etkileşim gerektiren işler dikkatle dikkatli yürütülmeli. Diğer işlerde iş güvenliği ve sağlık standartlarını yükseltici önlemler alınmalı, hastalık izni programları genişletilmeli.

İkincisi, işçilerin, şirketlerin, sektörlerin farklılığı göz önüne alınarak emek piyasası ve sosyal politika önlemleri de farklılaştırılmalı. Bir süre daha kapalı kalması beklenen eğlence endüstri benzeri bazı işkolları desteklenirken, varlığını sürdüremeyecek veya daralacak havayolları, ağırlama vb. bazı sektörlere yönelik koşulsuz destekler sonlandırılmalı.

SERMAYE ARTIK YETER DİYOR

İşte burada zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. İşçileri rehavete sevk eden, farklı sektörlerde, farklı işletmelerde veya coğrafyalarda iş arama motivasyonlarını azaltan programlara son verilmeli deniyor. Başta ABD, İngiltere gibi ülkelerde salgına karşı gerçekten oldukça cömert programlar uygulamaya sokuldu. Bu sayede hem insanların sefalete sürüklenmesinin önüne geçildi, hem de ekonomide talebin daha da keskin düşmesi önlenerek, daha şiddetli bir durgunluk yumuşatıldı. Şimdi bu programların bütçeye getirdiği yük göz önüne alınarak yardımları kesmenin/azaltmanın gerekçeleri yaratılıyor. Olanakların sadece sermaye kesiminin talepleri doğrultusunda seferber edilmesi gereği dile getiriliyor.

Örneğin ABD’de eyaletlerin işsizlik ödentilerinin üzerine, federal bütçeden haftada 600 dolarlık katkı yoksul kesimlere oldukça nefes aldırdı. Bu uygulamanın süresi Temmuz sonunda doluyor. Özellikle bazı Cumhuriyetçi partililer bu programın sonlandırılmasını istiyor. Şikago Üniversitesi’nin bir araştırması, işsizlik desteğinin işçilerin yüzde 68’inin gelirini artırdığını, en düşük ücretlilerin gelirlerinin ise ikiye katlandığını gösterdi.

YARATICI BİR ÖNERİ

Pensilvanya Üniversitesi’nden Iano Marinescu ise farklı bir öneri ortaya koydu. Haftada 600 dolar federal işsizlik desteği 4 ay süreyle bir kayda bağlanmadan uzatılsın görüşünü öne sürdü. Temel gelir desteği konusunda çalışmalar yapan Marinescu’ya göre böylelikle hem kişilerin yeni bir iş bulma motivasyonları düşmeyecek, hem de gelirleri dolayısıyla mal ve hizmetlere talepleri gerilemediği için ekonominin durgunluk tehlikesini atlatması kolaylaşacak.

Aynı akıl yürütmenin Türkiye için de geçerli olacağı düşünülebilir. Günlük 40 liranın bile altında ücretsiz izin desteği, belki bazı çalışanların mutlak bir sefalete savrulmasını engelledi. Ancak zaman uzadıkça kaçınılmaz bir biçimde, yaşam standartlarının düşüşü, sınırlı tasarrufların tüketilmesi, aile dayanışmasının limitlerinin zorlanması, kredi kartı-ihtiyaç kredisi gibi yollarla borç batağına sürüklenme gibi riskler ortaya çıkacak. Bu programın bir şart konulmaksızın 6 ay uzatılması halinde; kişilerin kendi firmalarında istihdam edilmesi, başka sektörlerde iş araması, kısmi zamanlı işlerde çalışması gibi farklı seçenekleri gündeme getirecek. Sosyal maliyet düşük tutulurken, ekonominin yeni koşullara göre yapılanması sağlanmış olacak. Önümüzdeki günlerde Mariinescu gibi emekten yana araştırmacıların böyle yaratıcı önerilerine büyük gereksinim duyulacak.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız