Ne oldu, ne olacak?
GÜRAY ÖZ GÜRAY ÖZ

Ateşkesten ya da adı her neyse sonra yazılanların söylenenlerin çoğu “kim kazandı, kim kaybetti” sorusuna yanıt aradı. Ama belki de soru yanlıştır. Bu harekatın, savaşın ya da adı her neyse, kazananı da kaybedeni de şimdilik belli değildir.

Ölenler, yaralananlar, çatışmalardan kaçmak zorunda kalan sürgünler hariç.

Peki ama, harekata bir belgeyle 120 saat ara verildiyse ortada iki taraf olması gerekmiyor mu? Belgeyi Türkiye ile ABD’nin imzaladığı söyleniyor; ABD ile Türkiye çatışmıyordu ki. Ağzı bozuk Trump’ın söylediklerini ne yazık ki ciddiye almak zorundayız; anlaşılan ABD tarafı bir süredir iyi ilişkiler geliştirdiği Suriye Demokratik Güçleri - SDG adına bu anlaşmayı imzalamış, onları tümüyle terketme tehdidi ile yola getirmiş, kabaca ifade ettiği, henüz ayrıntısını bilmediğimiz kozlarla da Türkiye’yi harekatı durdurmaya ikna etmiştir.

Belgenin lafzı Hükümetin amaçlarına ulaştığı izlenimi veriyor. Maddelere bakılırsa Türkiye uzunluğu tartışmalı olsa da 30 kilometre derinliğinde bir “güvenli bölge” hedefini kabul ettirmiştir. Bu hedefin fiiliyatta gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, “bölgede” inşaata girişilip girişilmeyeceği ise önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. Çünkü bunun için belgenin anlaşmaya dönüşmesi, gerçek öteki taraf Suriye ve Rusya tarafından da kabul edilmesi gerekiyor; bu yazının yazıldığı saatlerde, öngörüler olsa bile net bir yanıt henüz yoktu.

Suriye’nin böyle uzun ve derin bir koridora evet demeyeceği, daha doğrusu demediği biliniyor. Ama yine de geçici bir süre için Erdoğan Hükümetinin istediği gibi olmasa da geçici bir “rıza” söz konusu olabilir. Bunu Erdoğan - Putin görüşmesinin şifrelerinden anlayabileceğiz belki. Gerçeği öğrenmek her zamanki gibi zaman alacaktır; çünkü diplomasinin halktan gizli dilinin buna izin vermediği bilinen bir gerçektir.

Kürtlerin belirlediği SDG’nin ise ABD’nin yardımlarının “diplomatik desteğe ve kösteğe” dönüşmesinden sonra Suriye yönetimi ile yakınlaşma aradığı ve kabul gördüğü anlaşılıyor. Henüz bu “yakınlaşmanın” çapı çerçevesi, geleceği belirsizdir. Yine de bu yakınlaşmada artık Suriye’de politik bir güç olarak varlıkları kabul görmüş Kürt tarafının herhangi bir koşul öne sürebilmesi zor görünüyor. ABD ile işbirliğinin bir koz olmaktan çıktığı ya da çıkacağı dikkate alınırsa Kürtlerin haklarını kabul ettirmek için çatışma dışında bir yol aramaları beklenmelidir.

Rusya ise yalnızca Suriye’nin değil, bölgenin yeni patronu olacağını hem Suriye’deki konumunu güçlendirerek, hem de Arap ülkeleriyle ilişkilerini yenileyerek gösteriyor. Türkiye’de iktidar zaten anlamıyor, muhalif politikacılar Türk-Rus ilişkilerinin tarihine şu sıralarda bir göz atsalar iyi olacaktır. Doğru yol, doğru tutum Abdülhamid tarzı “sırtını bir büyük devlete dayayarak ötekini durdurma” politikalarının işe yaramayacağını bilmek, bağımsız bir ülkeye yaraşır koşullar için mücadele etmektir.

Ama bunu gelişmelere soldan bakan, toplumsal desteğe sahip politik güçler yapabilirler. Bunun yolu rejimin klasik tuzaklarına kapılmamaktan geçiyor. Bu gerçeğin bilincinde olan sol henüz siyasi bir güç olmaktan, bir varlık göstermekten uzak; “sosyal demokratlar” ise tuzakların gönüllü kurbanı olmaktan vazgeçemiyor, “vatan söz konusu ise gerisi teferruattır” tekerlemesinin gerçeklerin üstünü örttüğünü, ulusal çapta ve küresel düzeyde sömürüyle mücadeleyi esas alan yurtseverliğin o ayrıntılarda gizli olduğunu bir türlü anlayamıyorlar.

Aralarında anlayanlar var, var olmasına da...