birgün

3° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 02.04.2021 04:00

Ne vereyim ‘abi’me?

Ankara’nın hayatımda çok ayrı bir yeri vardır. Mahalle kavramını, komşuluğu, arkadaşlığı, paylaşmayı Ankara’da öğrendim desem yalan olmaz. Emek Mahallesi’nin, 3 katlı bahçeli evlerin sıralandığı herkesin birbirini tanıdığı, kolladığı, japon kale maçların da yapıldığı dik yokuşlu bir sokağında oturuyorduk. 65’inci Sokak’ta.

Bizim mahallemizin de ağabeyleri vardı ama aklınıza öyle Kurtlar Vadisi’nden çıkmışçasına takım elbiseli, sert bakışlı, kavgacı, sözde delikanlı, maço ‘ağır abi’ler gelmesin. Uzun saçlı, motosiklet kullanan, rock müzik dinleyen, bir kot pantolon ve t-shirt ile takılan, kitap okuyan, sinemaya, tiyatroya giden, akşamları da içtikleri 5 litrelik şarabın da etkisiyle, sohbetleri sık sık kahkahalarla kesilen imrendiğimiz, öykündüğümüz iyi insanlardı bunlar. Bugün bile saygıyla sevgiyle hasretle anarım her birini… Beşir ağabeyi, İhsan ağabeyi, Nuri ağabeyi, Erkin ağabeyi, Ahmet ağabeyi… İlk gençliğe sorunsuz bir şekilde geçmemde büyük etkileri vardır. İçimizdeki müzik aşkını görüp bize doldurdukları kasetlerle hiç bilmediğim grupları da onlardan öğrendim, sınıf öğretmenimiz mahallemizden geçerken ayağa kalkıp başımızı öne eğerek selam vermeyi de, Ramazan ayında pide kuyruklarında iftarı beklerken futbol konuşmayı da…

Şimdi ağabey yerine kısaca ‘abi’ diye geçiştirilen tiplere bakıyorum da. Her biri gücün, paranın, iktidarın peşinde. Kendilerini önemli hissedebilmek için her yolu deniyorlar. Giydikleri dar ve kısa pantolonlarla, fuşya, narçiçeği, hardal sarısı ceketlerle, göbeklerine kadar açtıkları gömlekleri ve kısa çorapla giydikleri ayakkabılarıyla onları bir iftar davetinde de görebilirsiniz, bir kokain partisinde de. Hemen hemen hepsinin saç ve sakal traşı aynıdır. Tesbih ve Rolex saat vazgeçilmezleridir. Reisleri kızıyor diye sigara içmezler ama sigaradan 50 kat fazla duman çektikleri nargileye bayılırlar. Telefonun en pahalısı, arabanın en gösterişlisi onlardadır. Lüks otellerde kalırlar, eskort kızlarla takılırlar, devlet büyükleriyle de fotoğraf çektirirler. Mutlaka bir yerlerde danışmanlık yaparlar. Okumazlar, düşünmezler, eleştirmezler sadece biat ederler. Çalışmadan elde ettikleri bu lüks yaşam ellerinden gitmesin diye her yolu denerler. Umreye de giderler İsviçre’ye kayağa da.

Çok milliyetçi ve muhafazakârlardır, her şeyi vatan için yaparlar ama vatana zerre faydaları yoktur. Partilemeye de bayılırlar. Fotoğraf çektirirken başları önde ama bakışları yukarıdadır. Sert bakmaya çalışırken komik olurlar. Evlerinin dekorasyonu da kendileri gibi estetikten uzaktır. Net olarak cahildirler. Sinema deyince dijital platformlar, tiyatro deyince televizyon skeçleri, müzik deyince ‘Dombra’ gelir akıllarına. Doğaya çevreye karşı duyarsızdırlar. Yeşillik denilince akıllarına ‘Millet Bahçesi’ gelir.

AVM’ler ikinci evleridir. Alışveriş yapmaya bayılırlar. Konser, tiyatro salonlarına adım atmazlar ama parti kongreleri ve kurultayların kurşun askerleridir. Yurt dışı tatillerini Dubai’de yurt içi tatillerini ise 7 yıldızlı otellerin -deniz kenarında olsa bile- havuzlarında smoothie içerek geçirirler.

Görgüsüzlüklerini paylaşmaya bayılırlar. Bunun için Twitter’a uzak Instagram’a yakındırlar. Profillerinde genellikle bayrak önünde çektirdikleri bir fotoğraf ve “Ezan Susmaz Bayrak İnmez” sözü vardır. Bilgileri olmamasına rağmen her konuda fikir sahibidirler. Ateşli tartışmalara girmezler. Akıllı ve zeki değil ama açgözlü ve kurnazdırlar. Ülkelerini değil çıkarlarını gözetirler. Din devletine de laikliğe de uzaktırlar… Bu liste böyle uzar gider ne yazık ki.

Aslında baktığımız zaman bu vahşi kapitalist düzende bireylerin sisteme ayak uydurmasından kolay ve güvenli bir yol yok. Ama yaşamak sadece nefes alıp vermek değil ki. 12 Eylül’ün tohumlarını attığı Turgut Özal’ın “Benim memurum işini bilir” sözüyle rüşvetin, rantın, çıkarın, talanın, adam kayırmanın meşrulaştığı bu ülkede neyse ki vatanını seven, demokrasiye Atatürk devrimlerine bağlı, hukuk’un üstünlüğünü savunan, insan hakları savunucusu, şiddetin her türlüsüne karşı, doğaya, çevreye saygılı, sanatsever kardeşlerimiz de var. Gönül isterdi ki ‘abi’lerimiz kardeşlerinden büyüklük öğrensinler…

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol