birgün

14° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 04.04.2020 04:00

Ne yapmalı?

Yöneticiler bu soruyu günde belki bin kez soruyordur kendilerine.

Doğru cevap için yapılacak ilk şey; ortak aklın devreye sokulması gereken bu dönemde, kendi aklından başka aklı önemsemeyen yaklaşımın terk edilmesi, “tam da milli birlik ve beraberlik gerektiren durumda”yı hamaset olmaktan çıkarıp elini taşın altına koyacak herkesi kucaklamak. Sonra, durumu tüm gerçekliği ile ortaya koymak...

Bizim medya, halimizin başka ülkelerden ne kadar da iyi olduğunu anlatadursun; dışarıdan bakanlar Türkiye için alarm zillerinin çaldığını, bizim bugün geldiğimiz noktaya İran, İtalya ve İspanya’nın bizden haftalarca sonra geldiğini gösteriyorlar.

Önümde bizim bilim insanlarımızın yaptığı bir modelleme var; her gün için hasta sayısı beklentisini belirleyip açıklanan hasta sayısının bunun üzerinde mi altında mı olduğunu gösteriyor.

Modelleme; hastalığın Türkiye’de bugüne kadar 3 kez sıçrama yaptığını, en son 1-2 Nisan döneminde bir patlama olduğunu, önceki günlük “olağan” maksimum hasta beklentisi 1500 civarında belirlenmişken 2 Nisan’la birlikte bunun 2000’lere çekildiğini, burada da durdurulamazsa ileride 5000’lere çıkabileceğini gösteriyor. Ölüm oranındaki artışı engelleyememek ve iyileşme oranındaki istikrarsızlık iki temel sorun olarak görülüyor.

Modellemeler “Ne yapılmalı?”nın cevabını vermez, ancak yapılanların yetersizliğini ve yeni önlemler gerektiğini gösterir.

İstanbul’dan bir hekim arkadaşın gözlemi de uyarıcı:

Sabah saat 7 civarında, Avrupa tarafından gelirken, E-5 denen yola girdim. (Burası, işçi- öğrenci tüm servislerinin, Şekerpınar ve Gebze yönüne giden tüm çalışanların kullandığı yoldur. Hemen tüm organize sanayi bölgelerine ulaşım bu yoldan sağlanır. Yolun, servise binenlerin kullandığı duraklarda, her sabah trafik tıkanıklığı olur. Bunların en bariz olanı Pendik köprüsüdür.) Peki ne gördüm? Aynen devam eden bir trafik. Her yer servislerine binen işçilerle dolu. Ne sosyal mesafe, ne de başka bir önlem var. Bazılarında, kimbilir kaç gündür kullandığı için rengi boz bulanık olmuş, dışı yer yer parmak izleriyle kirlenmiş maske var, kimilerinde maske yok eldiven var. Bazıları eldiveni bölüşmüşler, sağını biri takmış, solunu diğeri. 15 dakikada aşabileceğim trafik tıkanıklığını, emniyet şeridine girip, dörtlüleri yakarak geçebildim. (Ne de olsa doktordum; üzerimde ameliyat yeşilleri vardı; güzel dönem, sinirle yaklaşan polis gülümseyip yolu açıyor.) Yolun devamı, Tuzla tersanelerinden geçer. Bütün Tuzla köprüsü işe giden işçilerle dolu. Yoldan karşıya seğirtenler kadınlar, yanlardaki daracık kaldırımlardan telaşlı adımlarla koşturmaktan nefes nefese kalmış, bir elinde simidi, diğerinde basacağı kartıyla erkenden yaşlanmış işçiler, yüzü hiç gülmeyen gençler, servislerden inenler, öksürüp yere tükürenler, hapşıranlar, sümüğünü elinin tersine silenler... Bunların durumu daha kötü; hemen hemen hiç maske takanı da yok, eldivenlisi de.

Muhalefet partileri, İstanbul’un İzmir’in belediye başkanları günlerdir sokağa çıkma yasağı çağrısı yapıyorlar!

TTB Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz sokağa çıkma yasağının nasıl olması gerektiğini söylüyor: “Sokağa çıkma yasağı bir salgın yönetimi biçimi değildir. Salgın yönetiminde karantina, izolasyon, toplumsal harketlilik kısıtlaması, üretimin durdurulması, çalışanların evlerine gönderilmesi ve gerekli kişilere temel gıda ürünlerinin sağlanması uygulamaları vardır. Bu uygulamada katı bir izolasyon vardır ama daha da önemlisi doğru bir planlama yapılması gerekir.

Ya “Ne Yapmalı?”nın yanıtını ortak akılla vereceğiz, ya da modellemelerin gösterdiği sonuçlarla yüzleşeceğiz!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız