birgün

26° AÇIK

EKONOMİ 25.06.2016 08:35

“Neo-liberalizm Brexit’e götürdü”

Prof Dr. Kozanoğlu, İngiltere’de neo-liberalizmin faturasını ödeyen kesimlerin büyük çoğunluğununun Brexit yanlısı tutum takındığını, aşırı sağın ise oluşan memnuniyetsizlik-ten faydalandığını söyledi

“Neo-liberalizm Brexit’e götürdü”

SEMİH GÜVEN / semihguven@birgun.net
@semihguvenn

İngiltere halkının Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı tüm dünyayı ekonomik ve siyasi anlamda sarstı. “AB’nin geleceği ne olacak, ekonomiler nasıl etkilenecek, sol yaşanan gelişmelere karşı nasıl bir tutum almalı” gibi kamuoyunun cevabını aradığı sorulara İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Üyesi ve BirGün gazetesi yazarı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ile yanıt aradık.

İngiltere’yi Brexit sürecine götüren gelişmeler nelerdir?

Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor. AB üyeliğinden bağımsız olarak İngiltere neo-liberalizmi Margaret Thatcher liderliğinde ilk ve en katı uygulandığı ülkelerden biriydi. Ayrılma yönünde oy kullananların önemli bir kısmını oluşturan emekliler, mavi yakalı işçiler -bunlar o dönemlerde 70’lerin sonu, 80’lerde sendikalılardı- eğitim düzeyi düşük kesimler neoliberal politikalardan en çok faturayı ödeyen kesimlerdi. Zaman içerisinde İngiltere’nin AB’yle bütünleşme sürecinde de bu tablo çok değişmedi. Özellikle 2009 Lizbon Anlaşması’yla AB’nin kapitalist küreselleşmeyi tamamen benimsemesi, sosyal devleti askıya alması bu kesimlerin hoşnutsuzluğunu artırdı ve İngiltere’nin aşırı sağı ile Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) Başkanı Nigel Farage bu memnuniyetsizlikten büyük ölçüde yararlandı.

İngiltere’de solun referandum tavrını nasıl değerlendirmek lazım?

İngiltere’deki referandumdaki tartışma UKIP’in başını çektiği muhafazakâr partinin aşırı sağ milletvekillerinin, eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson gibi aşırı sağı, Donald Trump benzeri figürlerin bir cephede yer aldığı , öbür tarafta AB’nin emekçiler açısından geniş kitleler açısından uyguladığı neoliberal politikaları görmezden gelen, diğer cephede de İngiltere’nin başta finans cephesi CITI olmak üzere (İngiltere’deki mali çevreleri gösteren çevreler, çok uluslu şirketler ve uluslararası yatırım kuruluşlarının genel tabiri) diğer kutbu da neoliberaller oluşturdu. Bu anlamda gerek kalalım diyen, bu yönde oy kullanan, gerekse gerekse çıkalım diyen, bu yönde oy kullanan solcular bu sürece damgasını vuramadılar. Gerek kalalım diyenler, gerek çıkalım diyenler, gerekse de bu süreci artılarıyla eksileriyle halka anlatıp çekimser kalalım diyenler doğru argümanları da olsa sürece damgalarını vuramadılar. Bu aslında hem Türkiye’de hem de başka ülkelerde AB ekseninde yapılacak olan referandumların sol açısından elverişli bir zemin olmadığına işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen gün yaptığı ‘Biz de AB ile müzakereleri bitirmek için referanduma gidebiliriz’ sözünden hareketle, Türkiye sol hareketi açısından mesele nasıl görülmeli?

Dünkü BirGün sayfalarına yansıyan İbrahim Kaboğlu’nun hukuksal olarak böyle bir sürecin gerçekleşemeyeceği argümanını bir kenara bırakırsak, Türkiye’nin böyle bir sürece sokulması Türkiye solu açısından, sosyalistler açısından, Birleşik Haziran Hareketi açısından da uygun bir zemin olmayacaktır. Çünkü bir yanda yerlilik-millilik, islamcılaşma gündemi üzerinden AB üyeliğine karşı çıkan bir kutup oluşacaktır. Öbür taraftan da TÜSİAD, CHP yönetimi, muhtemelen HDP’nin de içinde bulunduğu, AB’nin sosyal niteliklerini kaybeden, büyük ölçüde neoliberal küreselleşmeye yelken açan doğasını görmeyen, AB’yi bir demokrasi ve özgürlükler adası olarak tanımlayan bir cephe olacaktır. Evet, böyle bir sürece girilirse her iki kesimin de argümanlarının yanlışlıklarını teşhir etmek önemli bir anlam taşıyor ama son tahlilde nerede yer alıyorsunuz sorusuna solun cevap vermesi çok kolay olmayacaktır. O bakımdan ben AKP-Erdoğan karşıtı muhalefeti güçlendiren değil, zayıflatan bir boyut olacağı kanısındayım.

Dünya ekonomisi Brexit’in ardından ne yaşayacak? Mevcut durum bize ne gösteriyor?

Brexit kararı öncesinde de zaten dünya ekonomisi içine girdiği krizi aşamamış, kendisine bir çıkar yol arayan bir belirsizlik sürecindeydi. Çünkü ABD’de bir türlü özlenen büyüme tablosu sağlanamıyordu. Çin’de küresel kriz sonunda uygulanan aşırı kredi genişlemesi, aşırı yatırımlar yoluyla elde edilen ama sonunda çok ciddi finansal riskler, aşırı borçluluğa yol açan yönteme tekrar geri dönülmüş, Japonya ve AB zaten içine saplandıkları durgunluktan kurtulamamışlardı. Brexit’le birlikte hem dünyanın en büyük ekonomik birliği olan AB’nin inandırıcılığı, meşruiyeti iyice zayıflamış oluyor hem de ekonomideki belirsizlik süreci iyice artmış oluyor. Önümüzdeki günlerde dünya ekonomisinde çok ciddi sert rüzgârlar esmesi, yeni bir belirsizlik ortamına girilmesi muhtemeldir. İngiltere açısından pound’un değer kaybetmesi ilk ölçekte çok büyük bir kayıp olmayacaktır çünkü İngiltere’nin rekabet gücünü artıracaktır. Ama şunu da görmek gerekir. Verilen karar AB’den çıkma anlamına tam olarak gelmiyor, halkın bu yönde irade kullanması anlamına geliyor. Uzun bir süreç yaşanacak daha. İngiliz Parlamentosu’nun bu yönde karar alması gerekecek. Geçiş dönemi öngörülecek ama şunu tahmin etmek zor değil. AB, İngiltere’ye hiç de sıcak bakmayacaktır. İşini kolaylaştırmayacaktır. İngiltere’nin bu süreçten yara almadan çıktığı kanısının yaygınlaşması diğer ülkeleri de benzer bir yönteme teşvik edecek, çıkış kapılarına yönlendirecektir. O nedenle muhtemelen İngiltere, karşısında çok ciddi bir AB direnişiyle karşılaşacaktır. Tabii ki İngiltere’nin çıkışına yol açan AB’nin en büyük defosu geçen yıl istikrar tedbirlerini referandumla reddeden Yunan halkının bu kararına saygı göstermemesidir. Böylece AB’nin aslında ülkelerin hükümranlık haklarını tamamen önünü kapatan, çokuluslu şirketler çıkarına olan gündemini herkese dayatan bir birliktelik olduğu kanısı güçlenmişti. O açıdan da İngiliz seçmenlerinin kararını Yunanistan’daki gelişmeler hızlandırmıştır.

Brexit kararı ABD’nin faiz artırım sürecini nasıl etkiler?

ABD özelinde bakıldığı zaman zaten ABD, ekonomisindeki sorunlarıyla cebelleşirken o cephede yeni bir gelişme olmaksızın sabah uyananlar ABD dolarının avro ve özellikle İngiliz poundu karşısında çok ciddi bir değer kazandığını gördüler. Faiz artırımına girmeksizin ABD’nin tercih etmediği, ABD sanayiinin rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyen gelişmeler oldu. Bunun üstüne faiz artırma konusunda istekli davranmayacaklardır. Eğer bu yönde gelişmeler olursa, genelde dünyadaki belirsizlik ortamları merkez bankalarını daha fazla likidite pompalamaya, kredilerin artırılması için daha fazla zorlama tedbirlere başvurmaya itecektir. Bütün dünyada faiz oranları daha da düşecek, finansal varlık fiyatları daha da artacaktır. Göreceli olarak ABD de bu süreç içerisinde faizin daha fazla yüksek olduğu, dolayısıyla ABD dolarının aşırı yukarı noktalara taşıyacak bir gelişmeden sakınacaktır. O bakımdan şu ana kadar görebildiğimiz yönüyle ABD’deki faiz artırım sürecini erteleyen, 2016’ya ilişkin atacağı hamlelere fren etkisi yaratan bir gelişmeyle karşı karşıyayız.

Türkiye ekonomisi nasıl etkilenir?

Türkiye zaten konjonktüre göre değişmekle birlikte ihracatının yüzde 40’tan fazlasını, zaman zaman yüzde 45-50 arasındaki bölümünü AB’ye yapan bir ülke. Hem dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmelerden hem de AB’nin İngiltere üzerinden ciddi bir krize sürüklenmesinden Türkiye de olumsuz etkilenecektir. Zaten Türkiye ekonomisi başta turizm sektörü olmak üzere ülke içerisinde güveliği sağlayamadığı için, şiddet ortamına sürüklendiği için çok ciddi bir darbe yemiş durumda. Bu ziyareti de olumsuz bir şekilde etkileyecek olan, Türkiye ekonomisinin ciddi bir büyüme temposuna oluşma niyetlerini iyice zorlaştıracak, hatta imkânsızlaştıracak olan bir sürece doğru adım atılmıştır. AKP sözcülerinin sonuç karşısındaki sevinçlerine aldanmamak gerekir. Türkiye ve benzeri ülkeler açısından bir fırsat kapısı açılması bir yana içinde bulunan sorunları katmerleştirecek bir gelişmeyle karşı karşıyayız.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız