Neoliberal kıyıma isyan
Fransa’da neoliberal kemer sıkma bütçesine karşı sendikalar bugün bir kez daha ülke çapında greve çıkıyor. Grevi geniş bir toplumsal mücadelenin yeni evresi olarak tanımlayan CGT sendikasından Tolu, “Kârlar tırmanıyor, bedeli çalışanlar ödüyor. Mücadele sürecek” diyor.

Atahan UĞUR
Fransa’da art arda hükümetleri deviren 2026 bütçe planı, ülkedeki politik çatışmaların merkezine oturmuş durumda. Devletin harcama kalemlerinde kesintiye giden hükümet, sosyal yardımlardan ulaşıma, konut fonlarından eğitime kadar birçok alanda daralmayı içeren bütçe paketini Meclis’ten bir türlü geçiremiyor. Geçen hafta bütçenin gelir kısmı Meclis’te 1’e karşı 404 oyla reddedildiği için tasarının tamamı düştü. Macron hükümeti, parlamentoda çoğunluğa sahip olmadığı için hiçbir bütçeyi kolayca geçiremiyor.
MACRON’UN SEÇENEKLERİ
Geçtiğimiz yıllarda bütçenin şubat ayına sarktığı dönemler olmuştu. Bu yıl da 31 Aralık’a kadar geçmesi zor göründüğü için hükümet iki seçeneğe sıkışmış durumda: Ya yılın ilk aylarını mevcut bütçeyi uzatan geçici bir yasayla idare edecek ya da bütçeyi kararnamelerle dayatacak.
Başbakan Sébastien Lecornu, Parlamento’da oylama yapmadan bir yasa geçirmesine izin veren Anayasa’daki 49:3 maddesini kullanma seçeneğine sıcak bakmadığını açıkladı. Çünkü bütçeyi kararnameyle ya da 49:3’le geçirmek kamuoyunda Meclis’in devre dışı bırakılması olarak görülüyor ve hükümeti otomatik bir güvensizlik oyu riskiyle baş başa bırakıyor.
Bu kemer sıkma planı işçilerden öğrencilere, stajyerlerden kamu çalışanlarına kadar geniş bir kesimi etkilerken, sendikalardan oluşan bir koalisyon bugün hükümete baskı yapmak ve mevcut bütçe tasarısına karşı çıkmak amacıyla greve gidiyor. Ülkenin en büyük sendikaları CGT, FSU ve Solidaires, kamu hizmetlerindeki aksaklıkları ve ücretlerin donmasını gerekçe göstererek geçtiğimiz günlerde eylem çağrısı yapmıştı. Talepler sosyal ve mali adalet, genel bir ücret artışı, işten çıkarmaların durdurulması, emeklilik reformunun geri çekilmesi ve hastaneler dâhil kamu hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılması etrafında birleşiyor.
SİLAHA PARA AKITILIYOR
Fransa’da inşaat sektöründe uzun yıllardır çalışan CGT’li sendikacı Ali Tolu, bugün düzenlenecek genel grevi BirGün’e değerlendirdi.
Tolu’ya göre bugünün en temel çatışma hattı ücretler. Bütçe tartışmasının somut etkisi doğrudan çalışanların cebinde hissedildiğini vurgulayan Tolu şunları söyledi:
“Fransa’da yıllardır ücretler enflasyona göre artmıyor. Son yıllarda alım gücünde ortalama yüzde 4’lük bir düşüş var. İnsanların bugün aldığı maaş, gerçek alım gücüyle eşdeğer değil. Bu basit bir veri değil; hayatın temel maliyetini artık karşılamıyor. Biz de bu yüzden bugün greve çıkıyoruz. Patronlar bize hep ‘Siz ekonomik değil, politik mücadele yürütüyorsunuz’ diyor. Biz de diyoruz ki: Bütün haklarımız ve bütün kayıplarımız siyaset eliyle oldu. Emeklilik hakkımız da, tatil hakkımız da, iş güvencemiz de siyasi kararlarla verildi veya geri alındı. Nasıl olur da sendikalar politikadan uzak dursun?”
Sendikaların en sert eleştirilerinden biri, bütçedeki siyasal öncelikler. Tolu bunu şöyle anlatıyor: “Ukrayna savaşı gerekçesiyle 800 milyar avroluk askeri harcama yapılıyor. Orada ‘Kaynak yok’ denmiyor. Ama sosyal sigortada 12–13 milyarlık bir açık için kesinti yapılıyor. İnsanlar haklı olarak soruyor: Savaş için milyarlar bulunabiliyorsa neden eğitim, sağlık ve sosyal yardımlar için bulunamıyor? Buna Fransa Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon’dan gelen ‘Yarın çocuklarınızın Ukrayna’da savaşmaya hazır olması gerekir’ minvalinde açıklamalar eklendi. ‘Çocuklarımız savaşta ölmek için büyütülmedi’ diyen geniş bir toplumsal tepki var. Hükümet geri adım atar gibi yaptı ama bu söylem toplumu ikna etmedi. Bugünkü eylem, bu ekonomik, sosyal ve toplumsal öfkenin birleşimiyle oluştu.”

GENÇLERDEN KESİNTİ
2026 bütçesindeki en görünür daralmalardan biri eğitim ve genç işçiler için ayrılan fonlarda. Bugünkü greve öğrenci sendikalarının da destek vermesinin çok değerli olduğunu ifade eden Tolu, kesintinin zincirleme bir etkiye sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“22–23 yaşında, üniversiteyi bitirip iş hayatına başlayan gençler bugün 1800–1900 avro alıyorsa kesintiyle 1400–1500 avroya düşecek. Üstelik burada bitmiyor: Bölge yardımları, lojman destekleri, ulaşım gibi yan kalemler de kesiliyor. Fiili etki bazı yerlerde yüzde 14–15’e kadar çıkıyor. Benim çalıştığım Paris çevresindeki inşaat sektöründe, yalnızca yedi okulda 2500’den fazla öğrenci bu kesintiden etkilenecek. Sadece bir kalemin değil, bütün bir yaşam döngüsünün daralmasıyla karşı karşıyayız.”
‘İŞ, EKMEK, ÜCRET’
Tolu, bugünkü eylemi sadece bir “bütçe protestosu” olarak değil, geniş bir toplumsal mücadele hattının yeni evresi olarak görüyor.
“Bugünkü mücadelemizin özünü ‘iş, ekmek, ücret’ olarak ifade edebiliriz. Ücretlerin yükseltilmesi ve iş alanlarının korunması birlikte geliyor. Çünkü patronlar ücret artışını engellemek için prim sistemine sarılıyor. 6000 avro prim verip 0,50 avro saat zammı yapmaktan kaçıyorlar. Çünkü kalıcı zam emekliliğe yansıyor, yüz binlerce kişinin saat ücretini yukarı çekiyor.”
Bu talepler, Fransa’daki uzun soluklu işçi mücadelelerinin devamı niteliğinde. 10 Eylül’deki hareketlilikten 2 Aralık’a uzanan çizgiyi anlatırken Tolu, toplumsal mücadeleyi bir “nehir” metaforuyla açıklıyor:
“Bazen su yüzeyden kaybolur, toprağın altından akar; ama 300 metre ileride yeniden ortaya çıkar. Fransa’da 2–3 milyon kişinin ülkeyi üç ay felç ettiği grevleri unutmadılar. İş hukuku zayıflatıldı, taşeronluk büyüdü ama bu damar kurutulamadı. Son 10 yıldır sürekli hareket halinde olan muhalefet CGT, FSU, Solidaires ve gençlik sendikalarıdır. Diğer sendikalar da tabanın baskısıyla zaman zaman bu blokla yan yana gelmek zorunda kalıyor. Komünist Parti de Jean-Luc Mélenchon’un La France Insoumise hareketi de eylemleri destekliyor. Troçkistler, anarşistler, Marksist gruplar, Génération.s gibi Sosyalist Parti’den kopan yapılar da destek veriyor. Ama bu bir parti eylemi değil, toplumsal bir mücadele.”
MÜCADELE ETMEYEN ÇOKTAN KAYBETMİŞTİR
Türkiye’deki işçi sınıfına da seslenen Tolu şunları söyledi:
“Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir hak mücadele edilmeden kazanılmadı. Bertolt Brecht’in dediği gibi: ‘Mücadele eden kaybedebilir ama mücadele etmeyen çoktan kaybetmiştir.’ Hayatım boyunca bunun doğrulandığını gördüm.”


